1. HABERLER

  2. ARŞİV

  3. ‘Karanfil’ Adlı Bir Dergi
‘Karanfil’ Adlı Bir Dergi

‘Karanfil’ Adlı Bir Dergi

İyi, nitelikli kitaplar yanında (belki bundan da önce) dergilere, istikrarlı edebiyat dergilerine de ihtiyacımız var, ama hani, nerde? Gazete eklerini dergiden saymazsak, o zaman ne kalıyor geriye. Bir sonraki sayısı ne zaman çıkacağı belli olmayan (belki

A+A-

 

 

 

İyi, nitelikli kitaplar yanında (belki bundan da önce) dergilere, istikrarlı edebiyat dergilerine de ihtiyacımız var, ama hani, nerde? Gazete eklerini dergiden saymazsak, o zaman ne kalıyor geriye. Bir sonraki sayısı ne zaman çıkacağı belli olmayan (belki de bir daha çıkmayacak olan) ‘Isırgan’ ve ‘insan-zaman-mekan’ dergileri var. Doğru dürüst başka bir edebiyat dergisi yok maalesef.

Yeni dergiler yok ya (aslında dergi de yok), biz de dönüp dönüp eski dergileri karıştırıyoruz. İşte bunlardan bir tanesi: ‘Karanfil’.

İç sayfasında ‘üç ayda bir yayınlanır’ (yayınlanacağı) duyrulmuşsa da Kültür ve Sanat Dergisi ‘Karanfil’in ilk sayısı, son sayısı oldu. Ekim-Kasım-Aralık sayısı. Yine de tekliği gölge düşürmüyor önemine, yol açıcılığına... Kıbrıs’taki Türkçe Edebiyatın, ilk sol, veya ilk aşırı sol edebiyat edebiyat dergisi...

Ne kadar karıştırdımsa yayın yılı belirtilmemiş hiç bir sayfasında. Neyse ki arka iç-kapağında “Erkekler için takım elbiseler, flanel pantalonlar, ipek, viella, yünlü gömlekler... Zevkli giyimi seven, giyimin kişiliği yansıttığını bilenler dikişi sanata dönüştüren İlker’i saçar. 1981 modellerini görmeden karar vermeyiniz.” diye reklam vermiş o yılların Arasta’sında faaliyet gösteren giyim mağazası ‘İlker’; böylece derginin büyük ihtimalle 1981’de yayınlandığını anlıyoruz.

Derginin yayın yılı ile ilgili en büyük ipucu dergi baştan sona okununca anlaşılıyor. Sayfaları arasında derginin ‘Toplumumuzda Tiyatronun İşlev Nedir? Ne Olmalıdır?’ ekseninde yürüttüğü ‘soruşturma’ şu giriş yazısıyla verilmiş: “Birçok ülkelerde tiyatroların perdelerini açtığı ekim ayını geride bıraktık. Ama uzun zamandır gazete, dergi sayfalarını dolduran tiyatro tartışmaları ve Devlet Tiyatrosu’ndaki huzursuzluklar sürüyor. Devlet Tiyatrosu, sayın Rauf Denktaş’ın devreye girişiyle çözümlenen toplu istifalardan, yönetim karmaşasından ve kapanma durumuna düştükten sonra yeniden toparlanmaya çalışmış; yerli yazarların oyunlarına öncelik vererek ‘Kıbrıs Türk Tiyatrosu’nu yaratacağını açıklamıştı. Fakat düzenledikleri yarışmada başarı kazanan Özden Selenge’nin ‘Bize Elmaların Gölgesi Yeter’ adlı oyunu tasarlananın tersine sonradan gündem dışı bırakıldı...

(Devlet Tiyatrosu –veya bugünkü adıyla Kıbrıs Türk Devlet Tiyatroları– bünyesinde yaşanan huzursuzluklar hiç bitmedi ya; yine de o yıllarda yaşananlar neticesinde yaşanan toplu istifalar ve kurulan Lefkoşa Belediye Tiyatrosu tarihe not düşecek büyüklükteydi.)

Bu soruşturmanın ‘Toplumumuzda Tiyatronun İşlev Nedir? Ne Olmalıdır?’ sorularına pek çok kişi yanında, ‘devlet tiyatrosu yönetmeni ve oyuncu’ unvanı ile Hilmi Özen ve ‘belediye tiyatrosu yönetmeni ve oyuncu’ unvanı ile Yaşar Ersoy yanıt aramışlar.

32 sayfalık derginin iç kapağında sahibi ve sorumlusu M.C. Azizoğlu olarak belirtilmiş. Yazı kurulundaki isimler: M.C. Azizoğlu, Aşık Mene, Mehmet Yaşın, Neşe Yaşın ve Hakkı Yücel. Derginin kapak resmi (Picasso Yorumu) Emin Çizenel’e ait. Ederi 70TL.

Okurlara ‘Kırmızı Karanfil Açarken’ diye seslenen derginin önsözü 30 yıllık; yine de güncelliğini koruyor.

“İktidarı elinde tutan egemen güçler toplumumuzu kültürel yozlaşmaya itiyorlar. Gerici-İşbirlikçi UBP Hükümeti, ciddi bir sanatsal etkinlik ortaya koymadığı gibi, halkımıza umutlu, güzel sözler söylemeye çalışan sanatçılarımızı da desteksiz bırakıyor. İleriye dönük kültürel etkinliklerin karşısına çıkıyor. Kültür ve sanat alanında izledikleri ‘politikasızlık’ görünümlü bu ‘politika’, gerçekte kendi sınıf çıkarları doğrultusunda bir toplumsal işlev görüyor.

İnsanlarımıza aydınlığı, sevgiyi ve en insanca duyarlıkları yaratıcı uğraşlarıyla götüren tüm namuslu sanatçılarımız bu kültürel yozlaşmaya karşı koymak durumundadırlar. Çünkü onlar, insanlarımızı ‘kültür’ adına ‘kültürsüzleştirerek’ afyonlamaya, erotizme tutsak etmeye, şiddet ve gaddarlık içgüdüsüyle doldurmaya çalışanları onaylayamazlar...”

İçindekiler: ‘Senin İçin Yazdığım Şiirlerde’ (şiir) – Özker Yaşın; ‘Canlıyım/İnsanım/Ozanım’ (şiir) – Fikret Demirağ;  ‘Sanatta Sosyalist Gerçekçilik’ (inceleme/araştırma) – Karanfil; ‘Şiir, İnsancıllık, Yurtseverlik’ (değini) – Ataol Behramoğlu; ‘Barış Çiçekleri’ (şiir) – Neşe Yaşın; ‘Ben Senden Öylesine Uzak’ (şiir) – M.C. Azizoğlu; ‘Sevgilimin Türküsü’ (şiir) – Mehmet Yaşın; ‘Yalnızlığımın Çoğalan Sesleri’ (şiir) – Hakkı Yücel; ‘Toplumumuzda Tiyatronun İşlevi Nedir?’ (soruşturma) – Hilmi Özen, Yaşar Ersoy, Alper Susuzlu, Özden Selenge, Mahide Ergün, Cevdet Çağdaş, Fikret Demirağ; ‘Sokak Tiyatroları ve Gençliğin Kıbrıs Deneyimi’ (inceleme/araştırma) – Neşe Yaşın, Barış Burcu; ‘Picasso’ (değini) – Cumhur Deliceırmak; ‘Fikret Demirağ’a Teşekkür’ (değini) – Mehmet Yaşın; ve ‘Haberler/Olaylar/Yorumlar’...

Derginin son 4 sayfası ‘Haberler/Olaylar/Yorumlar’ başlığı altında toplanmış o günlerin haber, olay ve yorumlarına birkaç örnek:

- KIBRISLI TÜRK OZANLARI COŞKUYLA KARŞILANDI: Geçtiğimiz aylarda Yunanistan’da otuz bini aşkın kişinin izlediği bir ‘Şiir Gecesi’ düzenlendi. Açık havada düzenlenen geceye Yunanistan’ın en seçkin ozanlarının yanında kimi Kıbrıslı Rum ozanlar da katıldı. Şiir gecesinde Yunan ozanlar tarafından Fikret Demirağ, Neşe Yaşın, M.C. Azizoğlu, Mehmet Yaşın ve Hakkı Yücel’in şiirleri okundu...

- AŞIK MENE ÖDÜL ALDI: Genç ressam Aşık Mene İstanbul’da düzenlenen ‘Altın Palet Resim Yarışması’nda başarı ödülü aldı...

- HALKIN SESİ SANAT SAYFASINDA DEĞİŞİKLİK: Geçtiğimiz günlerde Halkın Sesi sanat sayfasının sorumluluğundan ayrılan Sevgül Uludağ, basına dağıttığı açıklamada, “Halkın Sesi’nin toplumcu içerikli yazılarını sansür ettiğini” ve “gerçeklerle doğruları özgürce yazmasının engellendiğini” belirterek bu koşullarda sanat sayfasını kapattığını duyurmuştur...

- GALERİ EKSİKLİĞİ NEDENİYLE SERGİLER AÇILAMIYOR: Madam Olga Rauf’un Kasım ayında Görsel Sanatçılar Derneği tarafından açılması tasarlanan Retrospektif resim sergisi galeri olmadığı için ertelendi...

Ressam Aylin Örek’in sergisi de ‘Galeri olmaması’ nedeniyle açılamadı. Sergisini Saray Hotel’de açmayı kararlaştıran sanatçı, Eğitim Kültür ve Gençlik Bakanlığı’ndan istediği panoları alamaması üzerine bu tasarısını da gerçekleştiremedi...

- KIBRIS’TA SANSÜR: Geçtiğimiz ay, yönetmenlğini Yılmaz Güney’in yaptığı ‘Bir Gün Mutlaka’ adlı film, kurulan ‘Sansür Heyeti’ tarafından, “KTFD Anayasasına aykırı olduğu” gerekçesiyle yasaklandı...

- KIBRIS’TAKİ İKİ TOPLUMUN DOSTLUĞUNU EKSEN ALAN ‘KILIÇ UYKUDA VURULUR’ FİLME ALINIYOR: Kıbrıs’ta geçen olaylardan hareketle iki toplum dostluğunu anlatan, Osman Necmi Gürmen’in Fransızca yazdığı ‘Kılıç Uykuda Vurulur’ adlı roman, ünlü yönetmen Kosta Gavras tarafından sinemaya uyarlanıyor. Kıbrıs’ta bir köyde yaşayan Rum balıkçı Yanni ile Türk çoban Kani’nin öyküsünden oluşan filmin senaryosunu Amerikalı zenci yazar James Boldwin hazırlıyor. Çiçek Filmin yapımcılığını üstlendiği bu filmde başlıca rolleri Yves Montand ile Tuncel Kurtiz paylaşıyor. Diğer rollerde Tarık Akan, Irena Pappas, Gülriz Sururi oynayacak...

Yazıyı okuduğunuz sıralarda, Sanatçı ve Yazarlar Birliği olarak geçtiğimiz yıl kaybettiğimiz sevgili Fikret Demirağ’ı 8 Ocak olan 72. doğum gününde, doğduğu Lefke’yi ziyaret ederek başlayacak üç günlük etkinliklerle anıyor olacağız. O nedenle, dergi içerisinde karşılaştığım ve okurken beni çok duygulandıran sevgili Mehmet Yaşın’ın ‘Fikret Demirağ’a Teşekkür’ yazısından bir bölümle bitirmek istiyorum:

“Fikret Demirağ, 1968’deki ‘Kısa Şiirler Durağı’yla soyut şiirden koparak toplumcu şiire yönelmiş bir ozan. Şimdi yepyeni bir yatakta çağıldayan şarkısını söylüyor.

Eğer ‘Ötme Keklik Ölürüm’ (1972), ‘Dayan Yüreğim’ (1974), ‘Dehşet ve Umut Çağından Şiirler’ (1978) adlı kitaplarındaki gelişimini izlememişsek geldiği noktaya şaşabiliriz. Oysa ozan, sürekli gelişiyor; hem çizgisiyle, hem estetiğiyle.

‘Dinle Şarkımı’, her okuyuşta daha çok seviliyor. En azından benim için öyle. Okudukça sevdim. Onda yalın, içli, akıcı bir söyleyiş var. Fikret Demirağ dili nasıl  kullanacağını biliyor, Türkçe’siyle şiirini zenginleştiriyor, en sivri sözcükler onun dizelerinde inceliyor. Günlük yaşatının sıradan sözcükleriyle çağımızın karçaşasını karşılayan sözler kaynaştırmış. Daha önemlisi, çarpıcı bir söyleyişe ve ‘müziğe’ yaslanmada bile özgün bir şiirsellikle seslenmeyi başarmış.

İlk bakışta, şiirlerde kelimelerin yoğun kullanılması ve tekrarlanması okuyanı yadırgatabilir. Ama bu, ozanın çağı ‘karmaşık cümleler halinde yaşamasından’ kaynaklanmıyor mu? Ve çağın ‘karmaşasını’ pekiştirmiyor mu?

Fikret Demirağ, yeryüzünün ve çağımızdaki bireyin şarkısını söylüyor. Özellikle kapitalist dünyanın yabancılaşmış boşluğa, çıkmazlara itilmiş bireyin şarkısı bu. Ama onun bireyi karamsarlığa düşse de, düş kırıklıklarına uğrasa da, yalnız kalsa da, güzel, insancıl değerler bulma umudunu yitirmiyor. Yine şarkılar söylüyor...”

Umutlu ya da umutsuz

şarkılar söylensin yeter ki.

Bir insanın canı, yüreği

umutlu ya da umutsuz

hiçbir şarkıyı söylemek çekmiyorsa

artık gömülebilir.

 

Çünkü umutsuz bir şarkı da

hayatın hala sevildiğinin

ve dünyaya ve hayata ilişkin

umutların ve isteklerin

hala tükenmediğinin

işareti olabilir.

 

Ve umalım tez zamanda, ihtiyaca karşılık verecek yeni bir dergi yayınlanır veya eski bir dergi tekrar dirilir...

 

 

 

 

 

 

Bu haber toplam 1494 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Haberler