1. HABERLER

  2. DERGİLER

  3. Karaaziz: “Toplumda şiddet, şiddeti doğuruyor”
Karaaziz: “Toplumda şiddet, şiddeti doğuruyor”

Karaaziz: “Toplumda şiddet, şiddeti doğuruyor”

Karaaziz: “Toplumda şiddet, şiddeti doğuruyor”

A+A-

Serkan SOYALAN

Ülkemizde son dönemde artan şiddet olaylarının nedenlerini ve toplum üzerinde yarattığı etkileri Uz. Psk. Meryem Karaaziz ile konuştuk. “Şiddetin şiddeti doğurmaya devam ettiğini” söyleyen Karaaziz, toplumun da yaşanan bu gelişmelerden derinden etkilendiğini vurguladı.


Öncelikle şunu sorarak başlamak istiyorum, ülkemizde son dönemde ard arda yaşanan şiddet eğilimli olaylar toplum psikolojisini nasıl etkiliyor?

Ülkemizdeki son dönemde yaşanan şiddet eğlimli olaylar toplum psikolojisini olumsuz yönde etkilemektedir. Sorunuzda belirttiğiniz gibi bu süreç son dönemlerde ard arda yaşanmaktadır. Bu durum da gösteriyor ki, şiddet şiddeti doğurmaya devam ediyor.
Şiddet eğilimli olaylardan şiddette maruz kalan birey kişilik yapısına göre hafif, orta ya da ağır düzeyde travma yaşayabilmektedir. Günlük dilimizde de kullanılan ve aşikar olduğumuz travma kelimesinin psikolojideki anlamı şöyledir; “psikolojik yaralayıcı olay, kişinin günlük yaşam deneyiminin oldukça dışında, dayanabilme gücünü aşan, çaresizlik, korku, dehşet duyguları yaratan, ölüm, ağır yaralanma, cinsel saldırı, şiddet gibi olaylarla deneyimlenen duygu durumudur.”

Yaşanan bu olaylardan etkilenen vatandaşlar, ne gibi eğilimler içerisine girebiliyor?

Bu duruma maruz kalan ve bu duruma maruz bırakan bireylerle birlikte yakınları da kendi kişilik yapılarına göre farklı tepkiler verebilmektedirler. Travmayı deneyimlemek için şiddeti bire bir yaşamaya gerek yoktur. Bu durumda şiddet olayını gösteren ya da şiddete maruz kalan bireyi hiç tanımayan bir vatandaş bile bu olayı gazatede, televizyonda vb. medya araçlarıyla öğrendiği zaman kişilik yapısına göre bellirli bir derecede travma yaşayabilmektedir.
Bu durumdan etkilenme düzeyine göre bireyler farklı tepkiler verebilmektedir.
Bireyin dayanma gücünü aşan, kontrol edemediği ve edemeyeceğini hissettiği her türlü yaşam olayında travma tepkileri deneyimlenebilmektedir. Bu tepkiler; olayı çağrıştıran rüya görmek, olayla ilgili anıların akla gelmesi, kişinin tehlike anının içindeymiş gibi hissetmesi, kişinin hiçbir duygusu yokmuş gibi davranması (olaya dönük). Kişi bu durumlarda aniden öfke patlamaları yaşayabilirken bazı durumlarda ise tepkisini dışarıya vuramaz ve içine kapanabilir, sosyal hayattan uzaklaşma yoluna da gidebilir.

Ülkemizde şiddet mağduru olan kişiler, ya da muhtelif suçlardan hüküm giymiş kişilere yeterli psikolojik destek verilebiliyor mu? Bu destek nasıl olmalı?

Birçok kişi yeterli olmadığı konusunda hemfikir. Ancak ben devletin elinden geleni yaptığını düşünüyorum, sonuçta hapishanemizde uzman kişiler çalışmaktadır, dolayısıyla suç işlemiş bireylere psikolojik destek sağlayacak kişiler mevcut. Aynı zamanda da Barış Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesi ile polisimiz işbirliği içinde çalışmaktadır. İhtiyaç olduğu durumlarda uzman psikiyatrist ve psikologlardan gerekli psikolojik destek alınabilmektedir. Ancak çalışan sayısı yetersiz olabilir. Tabii bir de çalışanların motivasyonu önemli. Bu destek uzmanlığa yakışır bir şekilde olmalıdır. Ön yargılardan arınılarak ve tamamen uzman kimliği ön planda gerçekleştirilmelidir.

Bu noktada şiddet eğilimli olayları kamuoyuna duyurmakla görevli, basın mensuplarına ne gibi görevler düşüyor? Çünkü zaman zaman basına yansıyan olayların, zanlı konumundaki kişi veya aileler üzerinde yıkıcı olabildiğini gözlemleyebiliyoruz.

Aslında yukarıda da belirttiğim gibi yapılması gereken çok zor bir şey değil. Etik kural çerçevesinde yazmak ve yorum yapmak. Gazeteci kimliğine yakışır şekilde, zanlı bireylerin ve ailelerinin ne yaşayacağını da göz önünde bulundurarak ahlaki çerçevede yazmak.

Peki, Kıbrıs’taki çözümsüzlük ortamı toplum psikolojisini nasıl etkiliyor?

Kıbrıs’taki çözümsüzlük ortamı beraberinde bir belirsizlik ortamını da getirmektedir. Belirsizlik kaygıya yol açan en önemli unsurdur. Bilimsel araştırmalar da gösteriyor ki, toplum olarak somatik bir toplumuz. Yani kaygının sözel olarak ifadesi yerine bilinçdışına bastırılarak bedensel olarak ifade edildiği.  Kaygımızı yaşayamıyor ve gerçek hedefine yöneltmek yerine bedenimize yöneltiyoruz. Örneğin baş ağrısı, mide ağrısı vb. Bu durum yaşadığımız çözümsüzlük ortamının psikolojik bir belirtisi. Tabii ki tarihimiz de bu durumu tetikliyor. Günümüzde ülkemiz vatandaşları artık bu çözümsüzlük durumuna alışmış ve adapte olmuş gibi. Ülkemizdeki birçok genç “bizim torunlarımız da bu çözümsüzlük durumunu deneyimleyecek” gibi bir bakış açısıyla bu konuyu ele alıyor. Aslında geçmiş deneyimlerimizi ele alarak düşündüğümüz zaman geleceğe karşı ümitsiz olmamız çok anlaşılır bir durum.

Son dönemde artan intihar ve cinayet vakalarını nereye bağlıyorsunuz?

İntihar da bir çeşit şiddettir. Bireyin kendi kendine yönelttiği bir şiddet. Cinayet ise bireyin başka bir bireye yönelttiği şiddet türüdür. Şiddet de yukarda konuştuğumuz tüm olayların katkısıyla ortaya çıkmaktadır. Toplum olarak güvensizlik yaşıyoruz aslında… geçmişimizi referans alarak geleceğe karşı güvensizlik yaşamamız da çok şaşılacak bir durum değil.

Okuyucularımıza son olarak neler söylemek istersiniz?

Son olarak, bu karanlık dönem içerisinde geçmişe, şimdiye ve geleceğe yönelik güvensizlik içerisinde hissetmemiz normal bir süreç, bu durum bireysel yaşantınızda da etkileri olabilir. Bu etkiler başedemeyeceğiniz düzeyde olduğunu ve zorlandığınızı hissettiğiniz anda bir uzmana danışmaktan çekinmeyiniz.
Bu keyifli röportaj için size ve röportajımızı okudukları için saygıdeğer okuyuculara çok teşekkür ediyorum.

Bu haber toplam 373 defa okunmuştur
Adres Kıbrıs 178. Sayısı

Adres Kıbrıs 178. Sayısı

Önceki ve Sonraki Haberler