1. YAZARLAR

  2. Tacan Reynar

  3. Kara Tahtada Bir Ayna
Tacan Reynar

Tacan Reynar

Yazarın Tüm Yazıları >

Kara Tahtada Bir Ayna

A+A-

Ortaokulun üçüncü sınıfıydı sanırım. Derse her gün gelen kadın öğretmen beraberinde asık suratını, keskin bakışlarını, çatık kaşlarını da alıyor, elinde bir 50’lik cetvelle gür fakat aynı zamanda hor bir ses edasıyla sınıfta ders anlatıyordu. Önceleri, belki ailevi sorunları, belki de sağlık sıkıntıları falan vardır demiştik, yeni yetme veletler olarak. Baktık bu öğretmen her defasında bakışlarını daha keskin biliyor, sesindeki dalgaların frekansı her geçen derste gittikçe artıyor, yarı topuklu ayakkabılarını kara tahtanın önündeki bir adımlık yüksekliğiyle öğrenci ile öğretmenin kim olduğunu hatırlatan yüksek tahta zemine vurdukça vuruyor, susun!, konuşmayın!, beni dinleyin! , saygısızlar, saygısızlar! diyerek avazı çıktığı kadar bağırıyor,

bir gün geldi ki dayanamadım.

Yine her zamanki gibi, ilkini ilkokulda zayıf gözlerimden dolayı matematik sayılarını görüp defterime kaydedemediğim için bugün bile matematikten nefret etmeme yol açan öğretmenimin beni sınıfın en arkasına atmasına verdiğim tepki,

üçüncüsü lisedeki siyasi bir tartışma,

İkincisi de bu işte, sessiz duramama halleri.

Öğretmen bizlere o kadar nefretle yaklaşıyor, aşağılayarak davranıyordu ki her geçen gün sınıftaki kaos daha da artıyordu, artık o ders geldiğinde öğrenciler bilerek daha fazla ses çıkarıyor, birbirlerine sataşıyor, öğrenciler birbirlerinin saçlarını çekiyor, kalemler defterler havada uçuşuyordu.

Sen yerinden kalk, sinirli bir halde, öğretmen yine saygısızlar! diye çığlık atarken, saygıyı hak etmeniz için önce bize sevgi göstermeniz gerek, deyiver! Hayır, çocuk aklı, zaten bu dersten sınırdasın, kalacaksın öğretmen sana taksa, niye tartışıyorsun... Dursam ne fayda, geldiğiniz günden beri bize kötü davranıyorsunuz, aşağılıyorsunuz, hiç kimse sizi sevmediği gibi, dersinizden de nefret ediyoruz vs vs... Arkadan cesaretle onaylayan birkaç ses.

Öğretmen, siz önce saygı göstereceksiniz sonra sevgiyi hak edeceksiniz diye cevap verir, ben hayır önce siz sevmeyi bileceksiniz sonra saygı bekleyeceksiniz diye cevap veririm, bir iki üç atışmadan sonra, Öğretmen topuklarını vura vura dersin ortasında sınıfı ağlayarak terk eder, ben yerime otururum, sınıf bana bakar, ben kara kara düşünmeye başlarım. Şimdi disipline, haydi hayırlı uğurlu olsun!

Öğretmen ertesi günkü derse gelmez, sonra daha sonrakine de gelmez, disiplin çağrısı da gelmez, sonra öğretmen üçüncü günkü derse gelir. 

Beden aynı bedendir, topuklar aynı, bana kalsa ego da aynıdır da sanki değişmiştir bir şeyler, gayet sakin bir ses tonuyla günaydın der, kitabı açar, sınıfın ortasına dikilip bize gülümser, hiç unutmuyorum sınıf donmuş kalmıştır, tık yok, birkaç arkadaş ses çıkarmaya çalışır, lütfen yerlerinize oturun çocuklar, biliyorum sıkıcı bir ders ancak bugün farklı bir şekilde dersi işleyeceğiz, sıkılmayacaksınız der.


Saygı kazanılan bir şeydir.

Sosyal medyada son iki haftadır tartışılan genç bir kadının katıldığı yarışma programında annesine karşı söylediği sözler, bu anımı canlandırdı. Hayatta hiç kimseye hak etmediği saygıyı vermemek gerek. Bu öğretmen, anne, baba, bir lider, bir parti başkanı, polis, yargıç veya her kimse... Hiç kimseye, hazırda sunulan bir bağışıklık alanı verilmemeli, toplumsal alanda veya ailede hayatı boyunca o kişinin kazanamadığı, adeta kutsal bir görev gibi dokunulmazlık zırhına bürünmüş bir saygı gösterilmemelidir. 

Devletle vatandaş arasındaki ilişkide de böyledir. Devlet tüm erkleriyle sizin özgürlük alanınızı daraltıyor, sizi her köşe başında gözetlemek için yeni yöntemler üretiyor, adeta bulunduğunuz toplumu bir gözetim toplumu haline getirmek istiyor ve o kudretli iktidarını bu şekilde koruyacağını sanıyorsa, her zaman yanıldığı gibi yine yanılacaktır. 

Küçük iktidar biçimleri içerisinde veya bir iktidar biçimi olarak devlete olan o görünmez bağımızı kuran bize ne verdiği veya sağladığı ile doğrudan ilişkilidir.

İşaret parmağını bize durmadan sallayan bir iktidar biçiminin karşısında özgür insanın susmama gibi bir sorumluluğu vardır, ister kendi ülkemizin içinden gelsin, isterse başka yerden... 

Liderler de yaptıkları veya yapmadıkları karşılığında saygı görmeyi istiyorlarsa, ifade özgürlüğü sınırları içinde olduğu ayan beyan ortada iken bazı eleştirileri kaldırabilmeyi, toplumsal varlığımızı önemsemeyi, karşılaştığımız tehlikeleri görmeyi, normal koşullarda yaşamadığımızı kabullenip ateşkes içindeki bu “demokrasi”de ses yükseltmeyi bilmeliler. 

Saygı kazanılan bir şeydir.
 

Bu yazı toplam 1056 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar