1. HABERLER

  2. ARŞİV

  3. Kara kara düşününce
Kara kara düşününce

Kara kara düşününce

Nazan Arsal: Esrarengiz başlıklar, uzun uzadıya anlatılan trajik olaylar, laf ebelikleriyle satırlarca oyalanan ve hiçbir haber değeri bulunmayan haberlerle dolup taşan gazetelerden illalah artık!!

A+A-

Nazan Arsal

naz_arsal@hotmail.com

 

 

Esrarengiz başlıklar, uzun uzadıya anlatılan trajik olaylar, laf ebelikleriyle satırlarca oyalanan ve hiçbir haber değeri bulunmayan haberlerle dolup taşan gazetelerden illalah artık!! Bitip tükenmeyen talihsiz ve tarifsiz başlıklar, ardı sıra gelen haberler, trajedi pazarlama derdindekilerin açgözlülüğü, yıllardır sayfa sayfa suratımıza çarpıyor. Neden olan biten tüm haberler okuyucuyu çileden çıkaracak şekilde seçilir ve derlenir? Yoksa bu okuyucuya, haberin okunması tamamlandığında kendini gerzek hissetmesi için kurulan bir komplo mu?

İşte size istisnasız başlıklardan derlemeler: “kuzular bulunamadı” “teminatı ödenmedi”,“tutukluluğu uzatıldı”, “alevler içinde kaldı” “arabasıyla çukura düştü”  vs vs…

Bu mu? Sadece bunlar mı var elimizde. Hadi elimizde sadece bu haberler var diyelim, neden şu haberlere doğru düzgün başlıklar atılmaz? Bir de akıllara zarar şu kelime oyunlarıyla başlık atmaları yok mu: “İş için geldi başına iş açtı”. Haydaaa! Ya da “şaka derken kaka oldu”

Haber hazırlamanın ilk kuralı ona esrarengiz nitelikli bir başlık bulmaktan geçer. Başlık, tüylerimizin diken diken olmasını sağlayacak, ikilemelerle bezenir. Örneğin “diri diri, canlı canlı,” vb. ardından felaket alametlerinin mistik ve soğuk havasından nasibini almış bir kavram belirlenir. Haberin yani en azından bizim haberdir diye okuduğumuz satırların haber değeri olup olmadığının ya da ona dair atılan başlığın ilk bakışta bünyemizde yarattığı etkiyi destekler, onaylar nitelikte bir içeriğinin olup olmaması ikinci plandadır. Hatta ikinci planda da yoktur. Plan dâhilinde değildir. Hiç olmamıştır.

Örneğin şöyle bir başlık hayal edelim. (Beş beterlerine rastlamışsınızdır.)

 “DİRİ DİRİ MEZARA GİRDİ”

Bu müthiş başlangıç okuyucuyu çılgına çeviren en önemli ilk adımdır.“Neeeeeee” der okuyucu, “diri diri mezara mı girdiiii? Nasıl yani?”. Evet istenilen olmuştur. Artık okuyucu avuçlarınızın arasındadır. Artık kelimeleri istediğiniz gibi karman çorman bir hale sokup onu alt üst edebilirsiniz. Evet, ıstırap başlar. Kafamızda oluşan o basit “kimmiş” “neymiş” gibi soruların cevaplarını uzun soluklu bir geveleme sonunda anca öğreneceğiz.

“Hamide Çakılcan (87) geçtiğimiz Salı günü korkunç bir olay yaşadı. 87 yaşındaki Hamide nine diri diri mezara girdi. Diri diri mezara giren Hamide Çakılcan (ki kendisi bir “nine”) 87 yaşında ve Mağusa’da sakin bir yaşam sürerken başına gelmeyen kalmadı. 87 yaşındaki Mağusa sakini Hamide kendi halindeydi ve sakindi. Düne kadar!”

Tabii bu haberin üzerine konulan fotoğraf da yazıdaki şüpheleri destekler nitelikte olmalıdır. Şöyle sağ köşede ihtiyar bir nine hayal edelim örneğin. Okuyucu, Hamide nineye ait olup olmadığı bile meçhul olan fotoğraftaki sevimli ihtiyarın yüzündeki kırışıklara bakar… Vicdanımızı zorlayan, damarlarımızın çekilmesine neden olan o başlık hala aklımızdadır  “diri diri mezara girdi” !

Merak edilenler: Hamide nineye ne oldu? Hala yaşıyor mu? Trajik bir son mu? Hayırsız evlatlar mı? Acaba ne?

“Hamide nine geçtiğimiz Salı gün sabah 8:15 sularında eşinin mezarını ziyaret etmek için Mağusa kabristanına gitti. Eşinin mezarını ziyaret ettikten sonra evine dönmek için eşinin mezarından ayrılan Hamide Çakılcan’ın ayağı taşa takılınca olanlar oldu. Eşinin mezarının iki sıra sonrasında sağ köşedeki boş mezar az kaldı Hamide Çakılcan’ı canından edecekti.”

Kendi mezarı olacaktı!

“Hamide Çakılcan’ın yardımına çığlıklarını duyan kabristan görevlileri yetişti. Can havliyle Çakılcan’ın yanına koşan görevliler gördükleri karşısında şaşkınlıklarını gizleyemediler. Hamide Çakılcan kabristan görevlileri tarafından boş mezardan çıkarıldı ve evine gitti.”

İşte bu kadar dostlar. Ne güzel de yazmış mega star Tarkan“akıl karı değil ıstırabın böylesi” …

Haber bittiği zaman kendinizi gerzek olarak nitelendirmemeniz için hiçbir engel yoktur. Neredeyse Hamide ninenin evlatları tarafından sokağa atıldığı yahut bir katil tarafından diri diri bahçesine gömüldüğü gibi trajik bir sona rastlanmadığı için üzülecek duruma gelmenize ramak kalmıştı. Bu şekildeki haberlerin uzunluğu, dallandırılıp budaklandırılması sizi bu duyguları hissettirecek kıvama getirebilir. Şaşılacak bir şey yok. Bu gibi trajik haber başlıkları, okumanın sonunda size vaat ettiği acıyı, ıstırabı, kini, öfkeyi hissettirdiği taktirde gerzek olmaktan kurtulacaksınızdır. Yazık ki uğruna biri ölse dahi. Hatta gazeteyi sizden sonra eline alan kişi başlık karşısında şaşırdığı vakit;

“Yok yok bir şey yok, ölmemiş” der; haberin vaat ettiği acıyı ve ızdırabı verememesini, hazin bir ses tonu ve merakınız kursağınızda kalmışçasına telaffuz edersiniz. Yazık ölememiş…

Kendi halinde sakin bir yaşam süren” Hamide nine hala yaşıyor. Ve o hala sıradan. Yani, haber değeri sıfır. Onunla, bu kez gerçek bir facia, dram veya yürek burkan çarpıcı iddialarla buluşma temennisiyle arka sayfaya geçiyoruz. Sakin hayatlar bize göre değil. İlla ki sıradan bir yaşamdan bahsedilecekse, bunun gazete basılmadan ve haberler derlenmeden önce son bulması umudunu taşıyoruz.

Tek cümlelik bir haberi önce düzgün bir öğeler sıralamasıyla yazıp, ardından yüklemi ortaya tümleci şuraya buraya koyarak ayni kelimeleri arap çorbasına çevirip 8 kez üst üste derlemenin adı habercilik midir? Ayni cümleyi evire çevire tekrar tekrar yazıp, iki satırlık olayı, paragraf paragraf tam sayfaya yayan kabiliyetler ve bunu buyuranlar, onca sayfayı böyle ziyan etmek yerine gezegenin geri kalanından da haberlere yer verseler mesela. Zira biz bunlarla oyalanırken, dünyanın geri kalanında neler neler olmuyor ki…

Ey aklı selim haberciler! Hala yeterince aptallaşamadığımızdan endişe ediyorsanız, yazmaya devam! Biz yine şaşırır, acır ve sonra aslında pek de gerekli olmayan, insanlığımızla yapayalnız kalırız. Sonra yine okur, yine şaşırır ve hissetmekten aciz duygularımızla öylece kalakalırız. Biz, sizin elimizden aldıklarınızla idare eden kadınlar, adamlar ve çocuklar sizi okumaya, izlemeye, dinlemeye devam edeceğiz. Ta ki durup, KARA KARA düşünene dek.

 

 

 

 

 

 

 

 

Bu haber toplam 1149 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Haberler