1. HABERLER

  2. ARŞİV

  3. 'Kara Eğitim' ve Otoriter Kişilik
Kara Eğitim ve Otoriter Kişilik

'Kara Eğitim' ve Otoriter Kişilik

Geçenlerde Türkiye gazetelerinde çocuk-öğrencilerin yeni anayasadan beklentileri yer alıyordu. En başta idam kararı geliyordu. Öğrenciler idam kararının yeniden uygulanmasını talep ediyorlar. Menderes’in asılı fotoğraflarını görmedikleri için mi diy

A+A-

 

 

Geçenlerde Türkiye gazetelerinde çocuk-öğrencilerin yeni anayasadan beklentileri yer alıyordu. En başta idam kararı geliyordu. Öğrenciler idam kararının yeniden uygulanmasını talep ediyorlar. Menderes’in asılı fotoğraflarını görmedikleri için mi diye düşünürken, aklıma belki de sırf o fotoğrafları gördükleri için idam talebinde bulunabilecekleri geldi. Zira bastırılmış hınç, öfke ve intikam duyguları böylesine taleplere yol açabiliyor. Peki, ama genç çocuklarda bir insanı darağacında görmek isteyecek kadar hınç, öfke ve intikam duyguları nerden kaynaklanıyor?

Ünlü çocuk psikiyatrisi Alice Miller, “Önce Eğitim Vardı” (Am Anfang war die Erziehung) adlı önemli çalışmasında Faşizmin ailede başladığını ileri sürer. Çocukların duygu dünyasının özellikle baba tarafından (anne de bunu normal karşılıyor) tahrip edildiğini, bastırıldığını, yok sayıldığını ve biat etmeye (itaat kültürü) zorlandığını belirten Miller, böyle bir tahribata uğrayan çocuğun yaşamını sürdürebilmesi için bu acı deneyimi bastırması ve görmezden gelmesi gerektiğini iddia eder. Çünkü çocuk acıyı kaldıramaz, onunla yüzleşemez. Ne var ki, çocukluğunda yapamadığı şeyi, ergin bir kişi olarak da yapmıyorsa, yani ergin kişi çocukluğunda yaşadığı tahribatla yüzleşemezse, o zaman otoriter veya yıkıcı bir kişi olması kaçınılmaz olur. En önemlisi, intikam fantezilerine kapılır.

İtaate dayalı eğitim sistemi otoriter kişiliklerin oluşmasında en temel etkendir. Alice Miller buna “Kara Pedagoji” diyor. “Kara-Pedagoji” kavramından da şunu anlıyor: “çocuğun iradesini kıran, onu güç, tehdit ve manipülasyon sonucunda boyun eğen itaatkar bir kişiye dönüştüren eğitim sistemi”. Miller, bunun sadece insanlar âleminde görüldüğünü, hayvanlar âleminde “Makul” olmak için hiç bir hayvanın kişiliğinin ortadan kaldırmak için anne ve babası tarafından zorlanmadığını ileri sürer.  

 Alice Miller, Hitler Almanya’sının çocukların ataerkil yapılar içinde yetiştiği, baskıya maruz kalıp itaat etmeye zorlandığı bir ülke olduğunun altını çizer. Örneğin Ausschwitz Kampının komutanı Rudolf Höss böyle yetiştirilmişti. Bunu bizzat kendisi itiraf ediyor. Şöyle diyor Höss: “Ebeveynlerimin, öğretmenlerimin, papazların vs. bütün büyüklerin, hatta hizmetçilerin bile emir ve isteklerine uymam bana özel olarak belletilmişti; bundan hiç bir koşulda vazgeçmemeliydim. Onlar ne diyorsa doğruydu. Bu eğitim prensipleri kanıma ve ruhuma işledi.” 

Adolf Hitler de benzer bir çocukluk yaşadı. Babası tarafından düzenli olarak kırbaçlanan Hitler, bir süre sonra acıya karşı duyarsızlaştı. Hatta kırbaç yerken kırbaçların sayısını sayarak işkencenin bitmesini beklerdi. Büyüdüğü zaman gözünü hınç ve intikam bürüdü. Kendisi elbette bunun farkında değildi. Çünkü ergin bir kişi olduğunda çocukluğunda yaşadıklarıyla yüzleşmemiş, acı deneyimlerini bilinç-altına atmıştı. Kendisine yardımcı olabilecek, babasından farklı olarak şefkat gösterecek biri de yoktu. Alice Miller için bu nokta son derece önemlidir: çocukluğumuzda yaşadığımız kötü deneyimler ille de otoriter bir kişiliğe yol açmayabilir. Örneğin, Miller’in “Yardımcı Tanık” adını verdiği çevremizden insanların gösterdiği ilgi ve şefkat çocukluğumuzda yaşadığımız tahribatları iyileştirmede oldukça etkili olabilir. Veya “Bilen Tanık” dediği bir profesyonelden yardım alınabilir. Bunların hiç birinin olmadığı yerde ergin kişi çocukluğunda yaşadıklarından ötürü kendisinin pek de farkında olmadığı İntikam-Duyguları içine sürüklenir.

Miller, çocuklukta yaşanan en büyük tahribatı çocuğun duygularını bastırmak, iradesinin gelişmesini engellemek, yok etmek ve onu itaatte zorlamak olarak görür. Böyle bir tahribat yaşayan kişide bastırılmış yaralanmaların intikamını almaya dönük şuuraltı zorlama, aklını kullanma yeteneğinden daha güçlü olur. Bir toplumun bu tür insanların yıkıcı planlarından, onların şiddete başvurarak baskıcı bir düzen kurma eğilimlerinden korunabilmesi için “Hakikati” açığa çıkarması gerekiyor. Bu da ancak çocuklara yapılan kötü muameleleri inkâr etmeden sorgulamak ve itaat kültürüne son vermekle mümkün olur. Bunlarla yüzleşmediğimiz zaman baskıcı rejimlerin tuzağına düşme tehdidinden kurtulamayız. Baskıcı düzenler, aynı zamanda, gizli-saklı kalmış yıkıcılığı su yüzüne çıkaran düzenlerdir.

Türkiye’nin otoriter aile ve eğitim yapısı ile baskın olan itaat kültürü düşünüldüğünde toplumun otoriter eğilimler içine girmesi hiç de şaşırtıcı gelmiyor. Devlet, baba ve ağabeylerin otoritesi altında örgütlenen toplumsal yaşam otoriter eğilimleri güçlü olan nesiller yetiştiriyor. Şevkle idam talep eden çocuklar ya da Rakel Dink gibi söylersek, bir çocuktan bir katil üreten düzen bu otoriter yapının eseridir.

 

          

 

Bu haber toplam 1181 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Haberler