1. HABERLER

  2. ARŞİV

  3. KAPİTALİZM ZEHİRLENMESİ
KAPİTALİZM ZEHİRLENMESİ

KAPİTALİZM ZEHİRLENMESİ

Gümüşlük Akademisi’nde Meşeli Göl kıyısına oturmuşum. İki beyaz ördek hep birlikte gidip geliyorlar. Bir kez bile ayrılmıyorlar birbirlerinden. Suda kayıp duruyorlar öylece... Afrika’da Safari sırasında rehberin misk kokulu ceylanlar için söy

A+A-

 

 

Gümüşlük Akademisi’nde  Meşeli Göl kıyısına oturmuşum. İki beyaz ördek hep birlikte gidip geliyorlar. Bir kez bile ayrılmıyorlar birbirlerinden. Suda kayıp duruyorlar öylece... Afrika’da Safari sırasında rehberin misk kokulu ceylanlar için söylediklerini anımsıyorum. “Bunlar hiç ayrılmazlar“ demişti.” Birisi ölürse öteki başka bir çift bulmaz kendine”.  “ Ne garip!” diye düşünmüştüm... Orada ceylanlara doğru bakan görüntümü hayal ettim şimdi ve  içimdeki gizli kamera Meşeli göl kıyısında yüzen ördekleri izlerken buldu beni... Geçen onca yılı düşündüm; sonsuz kez  kırılırken varoluşun sırrını arayarak...  Mutluluk bahçesinde köşedeki yasemin gibi açıp solarak ve sonra inatla yeniden açarak...  Şu çift olma hali, zamanla  birbirine benzeşip aynılaşma, bir olma hali ne garip... Dünya ormanında birbirini bulmak ve bırakmamak. Kent yaşamı, günümüz dünyası  bunun tam tersini söylüyor oysa. Sayısız seçenek sunuyor insanların önüne. Buluşma değil dokunup geçme mekanı kentler. Bir seçenek için karar vermek bütün diğer seçenekleri silmek demek bir anda... Bir çeşit sonlandırma hali kente göre değil.  Birşeyi seçtiği anda kaybettikleri için burukluk hissedebilir insan… Bir büyülenme anı vardır kuşkusuz. Birden diğer bütün seçenekleri anlamsız kılan, insanı tek bir kişiye odaklayan büyülenme hali. Büyü bozulana dek sürecektir masal. İşte kent öyle çabuk bozuyor ki bu büyüyü... Geriye başka türlü bağımlılıklar kalıyor. Zamanla bir azaba dönüşebilecek bağımlılıklar.

Akademi’ye Kapitalizm zehirlenmesine uğramış bir adam geldi geçen gün.  Para kazanarak geçirdiği berbat hayatını, depresyon için sayısız psikyatrist dolaştığını, günde yedi hap filan aldığını anlattı. Mercedes’ine binip gelmiş.  “Ferrari’sini Satmaya Hazırlanan Bilge”  diye düşündük. Herkes seferber oldu ona biraz umut vermek için...  Bir yandan onun haline üzülürken bir yandan da  özgürlüğün nasıl da değerli birşey olduğunu düşünüyor insan.

Özgürlüğün bedelleri var kuşkusuz. Yine de güvenlik için korkunç hayatlara mahkum olmaktan iyidir.

İki yıl önce Lahey’de Kış Geceleri Edebiyat Festivali’ne katılmıştım. Paneller, edebiyat okumaları sabaha kadar sürüyordu. Bizim okumalarımız ancak yarı yarıya dolu oluyordu ama bir salonun önünde upuzun bir kuyruk görmüş ve “ Burada kim var ki?” diye sormuştum. Yeni zaman felsefecilerinden  Alain de Botton’un konferansı varmış. Popüler olandan, çok satışlı kitaplardan kıllandığım için uzak dururum çoğu zaman. Alain de Botton’u da okumamıştım daha önce. Evinde kaldığım bir arkadaşın salonundaki masada bir kitabını görüp biraz karıştırmış sonra da diline kapılıp epey ilerlemiştim. Geçmişte filozoflar gündelik yaşamın sorunlarına çözümler ararlardı. Her ne kadar yıldızlara bakarken çukura düşen kişiler olarak tanımlanmış olsalar da… Akademik felsefi metinlerle iletişim kurmakta zorlanan okurlar için çok keyifli bir yazar Alain de Botton. Geçenlerde bir kitapçıda dolaşırken çok satışlı Felsefenin Tesellisi kitabına gitti elim. İyi bir yaz okuması olabilir diye düşündüm. Kitabı şöyle bir karıştırırken Kıbrıs’ın güneyinde bir zamanlar ikinci adresimiz olan “Epikür” lokantasına ismini veren filozof Epikür ile ilgili bölüme takıldım. Lokantada  tabak altlıklarında Epikür’den alıntılar olurdu. Epikür, mutluluk için çok basit şeylere ihtiyacımız olduğunu düşünüyor. Dostluk, özgürlük ve hayata dair düşünceler. Onun için ne yiyip içtiğinden çok kimlerle birlikte yiyip içtiğin önemliydi.

Kapitalizm zehirlenmesine uğramış adamı dinlerken Gümüşlük Akademisi gibi bir mekana dahil olmakla ne kadar şanslı olduğumuzu düşündüm. Kurtarılmış bir yer burası… Hayatın anlamı üzerine konuşup daha iyi bir dünyanın nasıl olabileceği hakkında fikirler yürüttüğümüz bir Epikür sofrası gibi.

Akademi’ye yeni gelen beyaz ördekler Meşeli Göl’de yüzüp duruyorlar mutluluğun ne denli basit  olduğunu anımsatmak için. Ben göl kıyısında oturmuş böyle bir yazı yazıyorum. Torino’dan Latife Tekin hayranı  Rita adlı  kadın geliyor çat kapı… Hızlı hızlı konuşarak bir çırpıda bütün hayatını anlatıyor.  Trenin geçmesi  için delinen bir  dağa karşı İtalyan çevrecilerin yaptığı mücadeleden söz ediyor. Birazdan gün batacak. Kapitalizm zehirlenmesine uğramış adam yönetici olduğu şirketten istifa edip buraya kaçmak istiyormuş. Ben, belleğimin yıkıcı ağırlığını gölün sularına bırakıyorum. İyi ki hiçbir kuruma yenilmemişim diyorum. İyi ki sığınabileceğim bir “Unutma Bahçesi” var... 

 

 

 

 

 

Bu haber toplam 1239 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Haberler