1. HABERLER

  2. ARŞİV

  3. 'Kanserle yaşamayı öğreneceğiz'
Kanserle yaşamayı öğreneceğiz

'Kanserle yaşamayı öğreneceğiz'

Kanserde mucizevi buluşuyla tıp dünyasına adını yazdıran Kıbrıslı Prof. Dr. Mustafa Camgöz, ADRES Kıbrıs’a konuştu

A+A-

 

 

 

 

 

Didem MENTEŞ

 

Kanser illetine farklı bir gözle bakarak, başardığı mucize buluşuyla tıp dünyasında devrim yaratan Kıbrıslı Prof. Dr. Mustafa Camgöz, “ucuz ilaç” ile “kanserle yaşama”yı öğrenme döneminin geldiğini dile getirdi.

Dünyanın en önemli kanser araştırma merkezlerinden olan Imperial College London ve Kanser Araştırma Vakfı Başkanı olan Prof. Dr. Mustafa Camgöz, kemoterapiyi tarihe gömecek ilacın patentini alarak, dünya tarihine adını altın harflerle yazdırmayı başardı.

Kansere karşı her yıl düzenlenen, bu yıl da 9’uncusu yapılan Orkide Yürüyüşü için Kuzey Kıbrıs’ta bulunan Dr. Camgöz, rüya gibi gelen buluşuyla ilgili ADRES kıbrıs’a önemli açıklamalarda bulundu.

 

ÖNEMLİ SEBEPLERDEN BİRİ ÇEVRE…

 

·        ADRES: Kanser Araştırma Vakfı’nı biraz tanıtır mısınız? Vakfın faaliyetleri ve amaçları nelerdir?

 

·        Dr. Camgöz: “Kanser Araştırma Vakfı’nı 2002 yılında çeşitli sebeplerden dolayı kurdum. Kuzey Kıbrıs’ta sorunlarımızı araştırma yönüyle çözme kültürünü getirmek için kurdum. İlk yaptığımız çalışma KKTC’deki genel kanser durumu nedir sorularına karşılık, 1990’dan 2004’e kadar durumu değerlendirdik. Çünkü 2004 yılında kapıların açılmasıyla halkın hareketi değişti, Güney’deki hastaneye yönelmeler oldu ve veriler değişti. Problemin ölçeğini belirleyerek makale olarak yayınladık. Toprak analizleri yaptık. UNOPS’tan alınan projeyle kanser yapan, kansere karşı olan kimyasal değerlendirmeleri yaptık. Kansere iyi gelen Selenyum’u inceledik ve bizim topraklarımızda çok normal bir durumda olduğunu gördük. Çünkü bazen selenyumun zengin olduğu topraklarda prostat kanseri az görünür. Kansere neden olan maddeler arasında Aksenik ve Katnium var. Kıbrıs’ta Aksenik’te yüksek seviyeler gördük, bunu göz önünde tutuyoruz ve bunların bir kısmı yayınlanmıştır. Şimdi yapmak istediğimiz bunun sebebini araştırmak. Bir ihtimal toprak yapısından kaynaklı olarak Aksenik yüksektir, bunun araştırması da yapılmalıdır. Bunun için de İngiltere’de çok iyi bağlantılarımız var. Diğeri de tarımda kullanılan, tarımsal gübre gibi maddelerden gelebilir.

 

“2004 SONRASI VAKALARI İNCELEYECEĞİZ”

 

Üçüncü projemiz BM’den aldığımız bir projeyle duyarlılık kampanyası yaptık. Şahısların bilinçli konuşmalarıyla bir DVD hazırlandı ve 25 bin adet olarak basıldı. Birçok okulda sunum yapılarak, konu işlenildi ve dağıtıldı. Ve onlardan da olumlu bir geri dönüş aldık, bu projemiz tamamlanmış sayılır. Şimdi tekrar toprak analizlerine geri dönmek istiyoruz. Bunu su, havaya iletmek yani tüm çevreye ele almak istiyoruz. Çünkü çevre, kanserin en büyük sebeplerinden biridir. Kanserin en büyük sebebi dış sebeplerdir. Aldığımız nefes, yediğimiz yemek ve ışın. Burada da toprak, hava ve suyun çok önemi var. Suyu sadece içtiğimiz için değil büyütülen bitkilerin sulanması için de. Selenyum için tarımda da bazı ayarlamalar yapıyoruz. Vakıf olarak bu gibi konuları inceliyoruz. Önümüzdeki yıl yeni projeler açmayı düşünüyoruz. 2004’ten sonra kanser vakalarının ne olduğunu da değerlendireceğiz”

 

KANSER YAŞLILIKLA ÇOĞALIYOR…

 

·        ADRES: Kemoterapi yerine “ucuz ilaç”, “yok etmek” yerine “yaşanabilir”i hedeflediniz. Klinik çalışmalarınızı tamamladınız mı? Bu ilaç ne zaman piyasaya çıkacak?

 

·        Dr. Camgöz: “Biz modern tıp, modern onkoloji alanı ile uyumlu şekilde bir noktaya vardık. Ve bu mesajı veriyoruz artık: ‘Kanser ile yaşama olanağı’. Kanser çok karışık, kompleks ve kurnaz bir hastalıktır. Kesin tedavisi kolay değil diyelim. Baş ağrısı gibi değil. Kanserin genetik yapısında bir anormallik olması gerekir. Ve bu anormallik daima orada duracak. Kanser vakaları uzun yaşadığımız için çoğalıyor. Hala görülüyor ki gençler kanserden ölüyor. Ama onlar olayda daha azlar. Esas sebebi kanserin yaşlılıkla ilgili olmasıdır. İnsanoğlu batı dünyasında daha uzun yaşıyor. İkinci neden ise çevre ve modern yaşamın getirdiği yaşam stilidir. Örneğin fast food dediğimiz ucuz yemek. Bunun için bir bedel ödüyoruz. Sigara kullanımı da var, büyük bir şekilde azalmış değil. Kanseri çoğalarak yaşamımıza koydular ve kaçınılmaz bir olanaktır. Bu nedenle kanserle yaşamayı öğrenmeliyiz. Kanserle yaşamayı öğrenmek, kanserin dağılımını önlemektir, bu da Metaztas dediğimiz hastalıktır. Bizim de 15 yıl gibi süren çalışmamız Metaztas hastalığı nedir, bunu nasıl önleyebiliriz üzerinedir. Çok enteresan buluşlar yaptık. Ben 45 yıllık nörolojik tecrübemi onkolojiye aktardım. Kanserle ilgili bir şey bilmiyordum. Yeni saha aktarmasıyla kanserle ilgilenmeye başladım. Ve ilk defa dünyada resmen kanser hücrelerinde elektrik sinyali var mı diye bir soru sordum. Günün sonunda çok basit bir soruydu. Çünkü vücudun her hücresinde bir DNA veya su molekülünde bile elektrik akımı olmadan duramazdık. DNA molekülünü tutamazdınız o şekilde. İkinci sorum daha enteresan ve cevabı bilinemeyendi. Agresif (dağılma) potansiyeli olan kanser ile agresif olmayan kanser arasında bu sinyaller farklı mı diye ilk kez ben sordum. Ve büyük, çeşitli farklar gördük ve yepyeni bir kanser hipotezi oluşturduk. Böylece kanser agresif olduğunda hücreler duyarlılık kazanıyor, hiperaktif bir moda giriyor ve anti-sosyal bir hareket oluyor. Bu hücreler etrafını dağıtmaya başlıyor, etrafını algılamakla eritiyorlar ve kana girip etrafa dağılıyorlar. Bu bizim hipotezimizdir. Metaztas hastalığı hücrelerin hiper-aktiviteliğinden gelir ve bu hiper-aktiviteliği de yaratan yüksek seviyedeki elektrik sinyallerinin oluşmasıdır.

 

“İLACIN YAN TESİRİ YOK, PATENTİNİ ALDIK”

 

“Bu mekanizmayı görünce bu duyarlılığı nasıl bloke yapabiliriz” şeklinde başladıklarını belirten Camgöz, şöyle devam etti. “Önce hipotezimizi ters yaptık. En yeni teknikler kullandık. Bu hiper-aktiviteliği blok yaparak hücreler yavaşlıyor ve metaztasik hareketler düşüyor. Bu düşünmeyi bloke yapmak için ilaç geliştirdik. İki örnek ilacımız var; öncelikle bu ilaçlar toksit değil, kanserin dağılmasını metaztasiği önlemek, hiç olmazsa yavaşlatmak için geliştirdiğimiz ilaçtır. Kemoterapiden tamamen değişik bir klastır. Yan tesirleri nerdeyse hiç yok. Kemoterapi gibi kuvvetli kötü yan tesirleri yok. İkincisi de ucuz olması. Umut vermek şeklinde konuşmak istiyorum ama bu büyük ve ciddi bir iş. Patent olmasa konuşmazdım. Bir noktaya geldik ve bu seviyeden artık çeşitli kurumlarla işbirliği yapıyoruz ve geniş ölçekte deneysel denemeye koyacağız. Milyonlarla uğraşmadık. Nörolojiden onkoloji alanında başkalarının sormadığı soruları sorduk. Daha önce düşünülmeyen mekanizmaları gördük, bunların teşhis ve tedavide nasıl hedeflenmesinin değerlendirmesini yaptık. Ve ilaçlarımızı da ucuz bekliyoruz. Aslında bir rüya hikayesi. Katedeceğimiz yol var ama bir bilinç, bir güven noktasındayız”

 

 

KANSER ÇOK KURNAZ BİR HASTALIK…

 

·        ADRES: Kanseri çok “kurnaz” bir hastalık olarak tanımlıyorsunuz. Peki kanserle nasıl başa çıkılacak?

 

·        Dr. Camgöz: “Kanser kurnazdır çünkü tümör heterojendir yani içerisindeki hücreler hep aynı değildir. Kanserin büyük bir kısmı kök hücre hastalığıdır. Bu kök hücrelerin en büyük özelliği değişebilmektir. Kemoterapide % 99 çalışsa bile terapinin öldüremediği % 1’lik hücrenin geri gelmesi ve hormon tedavisinin çalışmaması bir kurnazlıktır. Yani bir tümörden açılan 10 bin hücreden 9 bin 99’u yolda ölür ama 1 tane hücre hedefine varır ve yeterlidir. Kurnazlık değişebilme potansiyeli olmasından dolayıdır. Öncelikle kanseri olur olmaz bir doktor tedavi edemez.

 

“ALAN UZMANI VE ERKEN TANI ÖNEMLİ”

 

Camgöz, kanserle yaşamanın 4 önemli prensibine vurgu yaptı: “Eğitim, duyarlılık ve önleyicilik; Erken tanı; Uzmana ulaşmak ve Psilokolojik destek.” Kanserden kurtulmak istiyorsanız erken tanı önemlidir ve tümör büyümeden ameliyatla temizlenecek. Kanserin kök hücre özelliği var ve o kanserle savaşacak onkoloğun uzman olması gerekir. Meme, akciğer, beyin ya da kolon kanseri ise uzmanına gidilmelidir. O uzman, düşmanın ne olduğunu bilmesi lazım ki ona göre savaşmasını bilsin. Kanser hastaları ve aileleri için psikolojik destek çok önemlidir.”

 

 

“KIBRIS’TA MEME KANSERİ GENÇ YAŞTA OLUŞUYOR”

 

ADRES: Kıbrıs’ta meme kanseri konusunda ki çalışmalarla ilgili neler düşünüyorsunuz? Kıbrıs’ta ki kanser tedavilerini yeterli buluyor musunuz?

 

Dr. Camgöz: “Meme kanserine 1990 ve 2004 yılı içerisinde baktığımızda 100 kişiden kaçında meme kanseri olduğuna baktığımızda bir anormallik görmüyorum. Bizde oluşan meme kanseri daha genç yaşta oluşuyor. Bunun birinci sebebi bizdeki tanı merkezi o kadar mükemmel ki kanseri hemen tanıyor. Ancak büyük ihtimal tam tersidir. Bizim tanı merkezimiz ideal olmasa bile meme kanseri Avrupa’ya göre daha genç yaşta oluşuyor. Bence bit alt hedef, sorun olduğuna işarettir. Meme kanseri çok hormonal bir kanserdir. Hormon vücudun kimyası ya da bio-kimyasıyla ilişkilidir.

Genel olarak Kıbrıs’ta onkolog azlığı olduğunu biliyorum. Birçok hasta Rum tarafına gittiği için benim o tarafla temaslarım oluyor. Orda Amerika ve İngiltere’de yetişmiş onkologların olduğunu görüyorum. Burada ister istemez kabul etmeliyiz ki kanser tedavisinde hastalara pozitif bir etken, fayda olmuştur.”  

 

 

“KIBRIS’TA EN FAZLA CİLT KANSERİ GÖRÜLÜYOR”

 

·        ADRES: Kıbrıs’ta en başta kansere neden olarak gördüğünüz riskler nelerdir?

 

·        Dr. Camgöz: “Kanserin esas sebebi dış faktörlerdir. Bizim gördüğümüz cilt kanseri oldukça yüksektir. Bunun da çözümü kolay değil. Güneşten uzak durulmalıdır. Cilt kanseri için güneşten, akciğer kanseri için de sigaradan uzak durulmalıdır. Hormonal kanserler de erken yaşta oluyor. Bu da büyük ihtimal dıştan birikim yapanlardır. Genel olarak elektrik santrallerinde yakılan yağ, bunların dumanları kansorejik oldukları biliniyor. Çiftçinin bugün kullandığı tarımsal ilaç, belediyenin sinekler için sıktığı ilacın ne olduğunu, kanser yapıp yapmadığını bilmiyorum. Bu bizim kanser vakfının araştırması ile tespit edebiliriz.”

 

 

UCUZ DEĞİL KALİTELİ YEMEK ŞART!

 

·        ADRES: Etrafımızda bu kadar çevre kirliliği ve hormonlu gıdalar varken, nasıl sağlıklı beslenebiliriz?

 

·        Dr. Camgöz: “Halkın sağlığı için organik yaşam şart. Ucuz yemek beklentisinden kaçış. İngiltere’de benim ilgi alanımdı. Artık öyle bir yere gelinmişti ki ‘ben ucuz yemek isterim’ denilirdi. Şimdi artık ucuz değil kaliteli yemek istiyorlar ve onun da bedelini ödemeye hazırlar. Düşünce ve beklenti 180 derece döndü. Çünkü bilinçli bir toplum kendini intihara götürmez. Umarım burada da bu düşünce yavaşça oluşacak. Gıdamıza daha dikkatli olalım, organik yiyelim. Tarımda kullanılan bu ilaçlar üzerinde daha fazla duralım. Teknecik’ten çıkan duman için gerekli yatırımlar yapılması lazım. Çevre radyasyon gibidir. Ama radyasyonu görmeyiz, ondan sonra kendisini gösterir. Sadece gördüğümüz değil görmediğimiz etkenler de çoktur.”

 

“HAZIR SÜT ZEHİRDİR”

 

·        ADRES: Kanser için önlem alma olgularından biri de süt ürünlerinin tüketilmemesi olduğunu söylediniz. Neden? 

 

·        Dr. Camgöz: “Biz süt ürünlerinin kansere hatta genel sağlığa kötü olduğunu vurguladık. Bunun birinci derin noktası Epidemiology. Bugün en az kanser vakası olan ülkelerdir. Çin ve Japonya gibi ülkelerde süt kelimesi bile yoktur. Dünyaya baktığımızda bir tarafta 10 bin kişi sigara içer, bir tarafta 10 bin kişi sigara içmez. İçenlerde kanser var diğerlerinde yok. Süt ve yoğurt kullanan iki ülkeye baktığınızda da bu farkı görebilirsiniz. İkinci olarak çiftçilikte inek hamile olduğunda süt veriyor. Ancak şimdi ineklerden günde minimum bir süt üretme beklentisi var. Bu işte devamlı hormonal iğne aldığı içindir. Bu hormonlar günün sonunda bize varıyor. Hazır sütler bunları eminime etmiyor ancak kaynatmayla eminime etme şansın olabilir. O zaman benim için hazır süt zehirdir. Ama yoğurt ve hellim kaynatıldığı için daha iyi olabilir. Hastalarda bu durumda sıfır tölerans var. Üçüncüsü ise başka bir hayvanın sütünü içen tek yaşayan varlık biziz. Bu anormal bir durumdur. Bu doğanın dengesine terstir. Bütün olay terazi meselesidir. Tümör bastırıyor, sen bastırıyorsun. O zaman devamlı terazini, yani sütünü falan bir tarafa koyacaksın ki tümör altta kalsın. Kanserle yaşamayı öğrenmek budur.”  

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 


Fotoğraflar: Ülviye Akın UYSAL

 

 

 

 

 

Bu haber toplam 1570 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Haberler