1. HABERLER

  2. ARŞİV

  3. Kaminaria’da 10 gün...
Kaminaria’da 10 gün...

Kaminaria’da 10 gün...

Toplanma günü sırt çantalarımız ve bavullarımızla Ledra Palas önünde buluştuk civar bölgelerden Kaminaria’ya doğru yol alacak 9 kişi

A+A-

 

 

 

Daha önceki yazılarımda sözetmiştim gideceğimden. Zaman ne çabuk geçiyor. Günü geldi gittim, hatta gün geldi döndüm bile! Üstelik bu dönüşün üzerine bir on gün koymuşum. Nerden mi sözediyorum? Crossroads adı verilen ve 15-24 Temmuz tarihleri arasında bu yıl ikincisi düzenlenen ‘İki Toplumlu Gençlik Tiyatro Kampı’ndan tabii ki!

Kamp öncesinde pek çok farklı nedenden ötürü aşırı heyecanlanmıştım. Hem kişisel, hem de daha genel nedenlerdi bunlar. En önemli neden Düşlem ve Edim’den ilk kez bu kadar ‘uzun’ soluklu ayrılacağımdı. (İki-toplumlu bir proje olmasaydı belki de katılmazdım, ama her zaman için böylesi projelerde yer almak önceliğimdir.)

Bir başka nedense on gün gibi ‘kısa’ bir sürede ortaya bir ‘performans’ çıkarma sorumluluğuydu. (On günün bazen ne kadar uzun, bazense ne kadar kısa gelebileceği ‘zaman’ olgusunun içimizdeki en temel çelişkisi değil de nedir?)

Toplanma günü sırt çantalarımız ve bavullarımızla Ledra Palas önünde buluştuk civar bölgelerden Kaminaria’ya doğru yol alacak 9 kişi. Otobüsteki enerji, çoğu ilk defa karşılaşan gençlerin kısacık sürede kaynaşması on güne dair güzel ipuçları veriyor. Üç saate yakın bir minibüs yolculuğundan sonra, ki bu üç saatin son bir saati kıvrıla kıvrıla yükselen daracık Trodos yollarında geçti, kamp yerimiz olan Kaminaria’ya varıyoruz. Bir yıl önceki ziyaretimizden bu yana pek bir değişiklik yok köyde. Kamp merkezi olan eski ilkokula varınca kampın Limasol ve Baf bölgelerinden gelen diğer eğitmen ve katılımcılarıyla tanışıyoruz.

Kampta bize iki öğün yemek pişirmekle sorumlu güleryüzlü Elpiniki Teyzemiz’den sonra kampın en yaşlısı olduğumu farkedince bir seviniyorum, bir seviniyorum ki sormayın!?!?!!

Kıbrıs’ın her yerinden gelen gençler var. Yaşları 14-18 arasında değişen bu gençler ilk günden harika bir ekip oluyorlar. (Çok geçmeden kendilerine ‘aile’ demeyi tercih ediyorlar.) Günde üç öğün sofrayı birlikte kurup topluyorlar, gündelik görev çizelgesine göre her öğün iki kişi bulaşıkları birlikte yıkıyorlar. Görev ve sorumlulukları bununla da bitmiyor üstelik. Atölye çalışmalarımızı yapacağımız büyükçe salon, kızlar ve erkeklere ayrılmış odalar ve banyo/tuvaletlerin temizliği de onlara ait. Hiçbiri şikayet etmese de bazılarının bunu başta ‘askeri kamp’ olarak nitelendirdiğini hissetmedim değil... J

On günlük kamp için belirlenmiş gündelik rutinimiz belli: Sabah 8’de kalkış (ki ilk günden kızlarla erkekler arasında bir uyandırma savaşı başlıyor. Kimin kimi daha erken uyandıracağı ve uyandırmak için hangi yönteme başvuracağı planlanıyor odalar arası çekişmede. Gerçi daha üçüncü sabaha gelmeden kızların istikrarlı olarak daha erken uyanabileceği ve daha acımasız yöntemlere başvurabileceği –tahta kaşıklarla vurulan tencereler vs.– kanıtlanıyor!) 8:15’te başlayan ve ‘bedensel uyanış’ adını verdiğimiz bu sabah seansımıza ısınma hareketleri ve yoga egzersizleri; ki buna her gün bir artırarak yaptığımız ‘güneşe selam’ dahil.

9:15’te kahvaltı ve 10:30-13:30 arası birinci atölye çalışmamız. Bu üç saatlik atölye çalışmasının sorumlu eğitmenleri Natalia ve Chris. Ekip çalışması, ekip ruhunun oluşması ve güven çalışmalarına yönelik pek çok oyunu oynuyoruz.

13:30’da öğle yemeği ve sonrasında 15.30-18:30 arası ikinci atölye çalışmamız. Bu üç saatlik atölye çalışmasının amacı ise kampın son günü olan 24 Temmuz, Pazar günü gerçekleştireceğimiz performansımıza yönelik sahneler kurgulamak. Sorumlu eğitmenler olarak benimle birlikte Chris var yine. Tiyatral becerilerini geliştirmeye dair pek çok çalışma yapıyoruz. Bu çalışmalar arasından en çok sevdiklerimizi son performansımıza ekleme kararı bile alıyoruz hep birlikte.

18:30’daki akşam yemeği sonrasına akşam seansımız olan bir saatlik bir atölye çalışmamız daha var. Sorumlular Nazif ve Natalia. Bu bir saat içerisinde ise gün içerisinde yaptığımız çalışmaları toparlamak, gerçek hayatla bağlantılar kurmak, üzerlerinde hep birlikte tartışmak, öğrendiklerimizi pekiştirmek gibi amaçlarımız var.

Ara saatler gençlerin uno, tri-domino gibi oyunlar oynaması, ya da gitar eşliğinde şarkılar söyleyip sohbet etmesi ile geçiyor. Voleybol oynayanlar, fotoğraf çekenler, ‘ara’ları iyi değerlendirip uyuyanlar bile var.

Her gün belirlediğimiz bir konu başlığı altında fotoğraf yarışması da düzenliyoruz; ‘sırlar’, ‘çizgiler’, ‘hareket’, ‘bariya’, ‘crossroads’...

Rutin programımızın dışına çıkıp bir akşam Limasol’a, o tarihlerde devam eden ‘Antik Yunan Tiyatro Festivali’ kapsamındaki bir oyuna gidiyoruz. Seçilen oyun Belçikalı bir tiyatro ekibinin Fransızca olarak (İngilizce altyazı ile) sunduğu ‘Prometheus Bound’ oyunu. Aeschylus’a ait bir monoloğun oyunlaştırılması ile ortaya çıkan; Prometheus dışındaki tüm oyun kahramanlarının tek bir kişi tarafından seslendirildiği; farklı farklı kuklaların (insan kuklaları, el kuklaları, yarı insan yarı heykel kuklalar) kullanıldığı; canlı perküsyonla desteklenen ve bünyesindeki hiphop/breakdance’ı estetiğinden ödün vermeyerek barındırabilmiş bu yorum hepimizi çok etkiliyor.

Oyun sonrasında gençlerle sohbet etmek, sorularına cevap vermek için yanımıza gelen oyun yönetmeni ve oyuncularının sıcak ve samimi tavırları, gençleri değilse de ‘tiyatrocu egosu’nu yakınen bilen biz eğitmenleri oldukça şaşırtıyor.

Kamp boyunca pek çok ziyaretçimiz oluyor. Kıbrıslı şair/yazarlar Stephanos Stephanides ve Gür Genç ‘yaratıcı yazın’; Katerina Guseva ‘maske yapımı’; Maria Kasinou ‘müzik’; Mariam Mchitarian ‘hareket ve dans’; Kaminaria köyü sakini iki yaşlıcık (ki onlar da gelince 4üncü sıraya düşüyorum yaş sıralamasında!) ‘seramik’ ve ‘sepet örme’ atölyesi gerçekleştiriyor gençlerle...

Trodos’ta olmanın avantajını hissediyoruz. Gündüzleri pek sıcak olmuyor, akşam saatlerinde ise hırka ve çorap giyme ihtiyacı duyuyoruz.

Gençlerin enerjisi karşısında ağzımız açık kalıyor. Günlük programlarını ne kadar yoğun tutarsak tutalım bir türlü yoramıyoruz onları. Işıkları kapatma saatimiz olan geceyarısı çoğu gece sarkıyor 1e, bazen 2ye... Ki ortam karanlık da olsa devam ediyor konuşmalar, gülüşmeler.

İşte ancak sabaha doğru 3, 4 dolaylarında kampı saran o sessizlik var ya... Çoğu gece/sabah eğitmenler olarak bizim sohbet etme, bir sonraki günü planlama, günün değerlendirmesini yapma, sergi ve performansı şekillendirme fırsatımız o saatlerde doğuyor, yeni doğan günle beraber...

Ve gelelim son güne, sergi ve performansımıza...

On günlük kamp süresince gençlerin ortaya çıkardığı, ürettiği herşeyi kullanmak istiyoruz. Fotoğraf yarışmalarında çekilen fotoğraflar, sevgili Ergenç Korkmazel’in cömert katkısıyla büyütülüp sergileniyor. Gençlerin atölye çalışmalarında yaptıkları seramikler ve sepetlerle birlikte... Katya’nın yardımlarıyla yapılan maskeler oyunumuz içerisinde yerini buluyor. Müzik, hareket ve dans da öyle...

Öncelikle birlikte yaşamak adına gençlerin gösterdiği harika uyum ve yardımlaşma performansımızın genel çerçevesi için bir ‘köy’ yaratma fikrini veriyor bize. Kamp alanının bize sunduğu doğal imkan ve güzellik de bu fikrimizi destekler nitelikte, o nedenle de ‘site specific theatre’ (mekana özel tiyatro) türünde bir oyun tasarlıyoruz. Birlikte yaşayan, toplumsal rolleri olan, birbirleriyle yakın ilişkileri olan bireyler ve aileler yaratıyoruz. Atölye çalışmalarımızda oynadığımız bazı oyun ve drama activitelerini seçiyoruz. Doğaçlamalarla ortaya çıkan bazı sahneleri şekillendiriyoruz. Hatta yaratıcı yazın atölyesinde ortaya çıkan 2-3 yazı performasımızın ana hattını oluşmaya yardımcı oluyor. Köyün merkezine yerleştirdiğimiz ağaç yarattığımız bu yeni köyün totemi buna bağlı olarak ağaca verilecek herhangi bir zarar ise köyün tabusu oluyor. Ağacı köyün merkezine taşıyan bir de mitolojik hikayemiz de eksik değil tabii..

Köylülere kendine özgü selamlama şekilleri, dansları, kutlamaları ve ritüelleri olsun, bir de konuştukları apayrı bir dil yaratıyoruz hep birlikte. (Ki bu dil Türkçe ve Rumca’da ortak olarak kullanılan kelimelerden ve bu kelimeleri birleştirme görevini üstlenen ‘ka’, ‘mi’, ‘na’, ‘ra’ hecelerinden oluşuyor sadece...)

Hem on günlük kamp sırasında, hem de yukarıda kısaca bahsettiğim 50 dakikalık performansımızın yaratımı ve sahnelenmesinde o kadar keyif aldım ki sayfalar dolusu anlatabilirim... Geçen yıl kamp alanında sahnelenen performansı izlemek için toplanan 20 kişiye kıyasla bu yıl izleyici sayımızın 100ü geçmesinin bizi ne kadar onurlandırdığından bahsedebilirim...

Yine de, her şey bir yana, kuşkusuz en önemlisi, çoğu ilk defa iki-toplumlu böyle yatılı bir etkinliğe katılan bu parlak gençlerin toplumda hareket yaratacağına olan inancımın sağlamlaşmasıdır...

 

Bu haber toplam 936 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Haberler