1. HABERLER

  2. ARŞİV

  3. Kalmadı Bakiye, Elde Sadece Mutluluk ve Hayat Var...
Kalmadı Bakiye, Elde Sadece Mutluluk ve Hayat Var...

Kalmadı Bakiye, Elde Sadece Mutluluk ve Hayat Var...

Tutkuyla ve aşkla değil, sadece şehvetle birbirine bağlı insan gölgeleri… Birbirini tutmayan cümleler değil, dağılmış gibi görünen ve günün sonunda değil, yazının sonunda birleşecek olan cümleler… Etrafımıza baktığımız zaman çoğu insanın kaç

A+A-

 

 

Tutkuyla ve aşkla değil, sadece şehvetle birbirine bağlı insan gölgeleri…

Birbirini tutmayan cümleler değil, dağılmış gibi görünen ve günün sonunda değil, yazının sonunda birleşecek olan cümleler…

Etrafımıza baktığımız zaman çoğu insanın kaçamak yaşadığını görüyoruz, bunu herkes görmez belki de, baktığı yeri gören insanlar bu nüansları fark edebilir diye düşünüyorum.

Duygularından, kendilerinden ve en yakınlarından bile kaçarlar sürekli.

Bir cümle, bir kelime söyleyip sanki dünyanın en önemli ve en güzel işini yapmış gibi sonrasında kaldıkları yerden devam etmeleri…

Daha nereye kadar diye sormak isterim…

Daha nereye kadar “mış” gibi yaşamaya devam edecekler?

Niye insanlar alıştıkları düzeni yıkmakta zorlanırlar?

Alıştıkları düzeni aslında sevdiklerinden ve yıkmak istemediklerinden ötürü yaşamak istediklerini niye kabul etmekte zorlanırlar?

Ve bunu itiraf etmekten kaçınırlar?

Sevmediğin, şikâyet ettiğin bir düzeni,

İstemediğin, kabul etmediğin bir dağınıklığı,

Hala daha kabul edip, içinde yaşıyorsan boşu boşuna kendini olmayacak hayaller peşinden koşturma.

Hayaller güzeldir derler, hayal kuranlar…

Sadece tutku ve aşkla değil, şehvetle birbirine bağlı insan gölgeleri gibidir…

Hayal kurmam desem inanır mısınız?

Hayal kurmaktan öte rüyaları severim.

O yüzden uykuyu severim her ne kadar çok uyuyamasam bile, sırf rüya görmek uğruna uyumaya zorlarım kendimi…

Hani derler ya, uykuluğu alınmış insanlardanım.

Rüyaları hayalden çok sevmemin nedeni onların gerçekleşmeleriyle ilgili bir beklentimin olmamasıdır.

Sonsuzluk sarkacındaki bir gidiş ve bir geliş gibi…

Sarkaç gidiyor, gözlerimi kapıyorum,

Sarkaç geliyor, rüyalarımı görüyorum.

Bazen farkındayım.

Ağırdır, serttir kelimelerim.

Okuyamaz her insan yazdıklarımı,

Okusa bile bir yerlerde yarasına dokunulduğundan bırakır yazıyı, diğer sayfaya geçer.

Kaçar aslında.

Yarasına dokunulduğu zaman bunu kabul edip kocaman bir yürekle içinde her ne varsa onu iyileştirmeyi değil, kaçarak, yüzleşmeyi erteleyerek zaman kazanmak ister.

İçinde bulunduğu durumu kabul etmeyerek, başka sevdalar peşinde koşmayı tercih ederler…

Söylüyorum işte,

Yazıyorum şu an,

Katıdır sözlerim,

Tıpkı yazdıklarım gibi,

Batar bir yerlerine,

Zor çıkartırsın batan her neyse…

Katıdır cümlelerim

Taşıyamaz her insan yazdıklarımı…

Ufka bakıyorum uzun bir zamandır.

Esen fırtınadan kimi zaman gözlerim yaşarıyor,

Akıyor yaşlar, süzülüyor yanaklarımdan.

Hüzün ağlayışı değil bu gözyaşları,

Denizden esen öfke dolu fırtınaya direnişin,

Başını önüne eğmeden, dik tutarak, ayakta kalışın sembolü…

Sert esen fırtınaya rağmen,     

Bakıyorum yine de dalgaları kabarmış denize,

Usulca değil, umursuzca bakıyorum.

Dudaklarında zafer şarabından içmiş bir süvarinin zaferiyleyim.

Kadın dönüyor ve adama sesleniyor.

“Gözlerimde bir bakış olacak kıpırtı bile yok.

Denizleri dalgalandırdım her bakışımda.
Kızmadım ama çok buruldum her gidişinde, o yüzden diyorum ya, yok artık gözlerimde seni özleyecek kıpırtı”...

Tutkuyla ve aşkla değil, sadece şehvetle birbirine bağlı insan gölgeleri…

Birbirini tutmayan cümleler değil, dağılmış gibi görünen ve günün sonunda değil, yazının sonunda birleşecek olan cümleler demiştim yazının başında,

Ve nitekim de cümlelerin birbirine nasıl bağlandığını,

Anlatmak istenilen her ne varsa,

Birbiriyle nasıl düğümlenip bağlandığını görüyorsunuz…

Severim ben, dağınıklığı…

Tıpkı ruhumun göçebe ve sınırsız oluşu gibi…

Ve bunu da itiraf etmekten çekinmem.

Çoğu kez gözün gördükleriyle değil,

Görmedikleriyle ilgilendiğimden kendi iç dünyamdaki arızalarımı da kabullenirim.

Tüm yazdıklarıma inat,

Dağınık gibi görünen ama kendi içinde istikrarlı ve tutarlılığı seven,

Sadakat ve gerçek söyleminden bir an olsun bile vazgeçmeyen bir insanın, bazen edasının sert oluşuna kendim bile şaşırırım.

Olmayacak hayaller peşinde sana koşma desem,

Sadece gerçeklerle yaşamayı öğren desem,

Sözlerim ağır gelmeyecek sana bundan gayrı.

Şehvetle değil, tutku ve aşkla yeniden sarılmayı denesen,

Sarıldığın insanı gölge gibi görmekten de vazgeçeceksin.

Bazen farkındayım.

Ağırdır, serttir kelimelerim.

Okuyamaz her insan yazdıklarımı,

Okusa bile bir yerlerde yarasına dokunulduğundan bırakır yazıyı, diğer sayfaya geçer.

Kaçar aslında.

Yarasına dokunulduğu zaman bunu kabul edip kocaman bir yürekle onunla yüzleşmektense niye kaçtığını da bir anlasa, eminim geceleri veya gündüzleri etrafınızda insan gölgelerinin yerine gerçek her ne varsa olacaktır…

Dudaklarında zafer şarabından içmiş bir süvarinin zaferiyleyim.

Mutluyum…

Kadın dönüyor ve adama sesleniyor.

“Gözlerimde bir bakış olacak kıpırtı bile yok.

Denizleri dalgalandırdım her bakışımda.
Kızmadım ama çok buruldum her gidişinde, o yüzden diyorum ya, yok artık gözlerimde seni özleyecek kıpırtı”...

Son cümle bu oldu…

Dudaklarda bir melodi,

“Serttir kelimelerim, umursuzdur benim.

Rüştünü ispatlamış bir dişi barındırır ruhum ve kalbim,

Kestim hesabı tüm alacak ve vereceklerin.

Sorarsan; kalmadı bakiye,

Elde sadece mutluluk ve hayat var.

 

 

 

 

 

 

Bu haber toplam 946 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Haberler