1. HABERLER

  2. ARŞİV

  3. KALK OĞLUM BİZİMKİLER GELDİ...
KALK OĞLUM BİZİMKİLER GELDİ...

KALK OĞLUM BİZİMKİLER GELDİ...

20 Temmuz 1974 sabahı saat 05.00 sularında rahmetli babam beni bu sözlerle uyandırdı. Genelde yaz günlerinde incir toplamak ve satmak için erken kalkardım. Ama o gün incir için değil, mevziye gitmek için uyandırılmıştım. O gün sabah Kıbrıslı Türklerin ev

A+A-

   

 

20 Temmuz 1974 sabahı saat 05.00 sularında rahmetli babam beni bu sözlerle uyandırdı. Genelde yaz günlerinde incir toplamak ve satmak için erken kalkardım. Ama o gün incir için değil, mevziye gitmek için uyandırılmıştım.

O gün sabah Kıbrıslı Türklerin evlerinde çoğunlukla sanırım bu sözlerle  uyandırılmıştı gençler.  

Herkes mutluydu.

Savaş kötü bir şeydi.

Analar  endişeliydi.

Ama yüzler gülüyordu.

Kurtuluşumuz artık çok yakındı.

Bizimkiler gelmişti.

Yaşanan acılar son bulacak, Kıbrıs Türkü artık bu adada yarınlara özgür va başı dik yürüyecekti.

Birinci ve ikinci harekat tamamlandı.

Kıbrıs’ın kuzeyi kurtarıldı. Ama güneyi esir bırakıldı.

Sonra iş değişime geldi.

Önce esirler değiştirildi. Ardından da sıra güneyde kalanlara geldi. İngiliz üslerine sığınan Kıbrıslı Türkler “kuzeye, kuzeye” yürüyüşleri yaparak artık güneydeki işlerini, evlerini ve bahçelerini istemediklerini, kuzeyde yeni bir hayata başlamak istediklerini söylediler.

Sonunda 1975 yılının başlarında üslerden önce Türkiye’ye, ardından da Kıbrıs’a getirildiler. Kendilerine “kuzeye gelin, her şeyiniz var, tencereler bile gaz ocaklarının üzerinde hazır sizi bekliyor” denmişti.

Kimi üslerden, kimi dağlardan, kimi Rum taksicilere büyük paralar ödeyerek yollardan kuzeye geçti.

Geçmesine geçti ama söylenenler gerçek değildi.

Kimileri hak sahibi olmadığı halde birden fazla konuta yerleşirken, gerçek göçmenler sokakta kaldı.

Kimileri aylarca, hatta yıllarca yakınlarının yanında sığıntı kaldı. Sonra da kapı kırıp içeri girmek suretiyle konut sahibi olabildi.

20 Temmuz 1974’den bu yana tam 38 yıl geçti.

Ama hala 200 bin Rum göçmenin bıraktığı geniş coğrafyaya 60 bin göçmeni yerleştiremedik.

Hala güneydeki malına karşılık hiç mal alamayan, ya da çok az alan insanlar var.

Hala elinde KKTC devletinin icat ettiği puanlar kapı kapı gezen eşdeğerciler var.

***

Aradan tam 38 yıl geçti.

O günlerde benim gibi gençliğe ilk adımını atanlar, bugünlerde yaşlılığa ilk adımı atıyorlar.

O günlerde doğan çocuklar bugün orta yaş kuşağına ulaştı.

O günlerde savaşın acılarını bütün çıplaklığıyla yaşayanlar geleceğe umutla bakıyorlardı.

Ama 38 yıl sonra bugünlerde artık geleceğe umutla bakan Kıbrıslı Türklerin sayısı giderek azalıyor.

38 yıl önce sevinçle, umutla, heyecanla karşıladığımız bizimkiler, bize özgürlüğümüzü kazandıracak, bunu yeni bir anlaşma ile taçlandırarak sağlama alacak ve sonra geri döneceklerdi.

Maalesef 38 yıldır böyle bir anlaşma yapmayı başaramadık.

Önce bizim liderliğimiz yıllarca oyaladı, işi yokuşa sürerek zamana oynadı.

Bu süreç 2004’te Rum tarafını bütün Kıbrıs adına AB üyesi yaptı.

Rum tarafı AB üyesi olduktan sonra da Rum liderler işi yokuşa sürmeye ve zamana oynamaya başladılar.

Her geçen günle beraber Kıbrıslı Türklerin çözüme ve barışa olan inançları ve umutları da azaldı.

İçte yaşanan haksızlıklar, adaletsizlikler ve toplumu huzursuz eden aşırı nüfus taşınmasının verdiği sıkıntı giderek artıyor.

Bir yandan nüfusundan fazla bir nüfusun baskısı, öte yandan da Rum tarafından gelen çözüm karşıtı davranışlar ve eşit ortak olarak kabullenememeleri arasında sıkışan Kıbrıslı Türklere boğulma hissi veriyor.

Bu şartlarda geleceğe umutla bakmamız için herhangi bir neden kalmıyor.  

  O nedenle artık doğru soruyu, ya da soruları sorarak doğru yanıtlar bulmalıyız.

***  

Biz nerede yanlış yaptık?

Sanırım bu soruya açıklıkla yanıt aramamızın zamanı çoktan geldi de geçiyor.

Birincisi 1974’den sonra kurulan devleti 30 yıl yönetenler bu soruya yanıt aramalıdır.

İkincisi bu devletin gerek kuruluş aşamasında, gerekse de ondan sonraki süreçte bize “abilik yapan” Türkiye Cumhuriyeti devletini yönetenler bu soruyu mutlaka yanıtlamalıdır.

Üçüncüsü bütün bu süreçte bu yanlış gidişe bir türlü dur diyemeyen, dahası kişisel çıkarına yanıt verdiği ölçüde destek olan, ya da sesini çıkarmayan Kıbrıslı Türkler, yani sokaktaki insanımız yanıt bulmalıdır.

Maalesef 20 Temmuz’ın 38. inci yıldönümünde gelecek endişemiz 38 yıl öncesinden çok daha fazladır.

Doğru soruları sorarak, doğru yanıtlara ulaşabilir ve doğru çözümleri yaşama geçirebilirsek bunu tersine çevirebilir ve 39. uncu değil ama 40. ıncı yılda yeniden geleceğe umutla bakabiliriz.

Bunun için henüz geç değildir.

Ama yarın artık çok geç olabilir.

    

    

 

 

 

 

 

Bu haber toplam 1467 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Haberler