1. HABERLER

  2. ARŞİV

  3. Kalbin İçindeki Sevgili Kokusu...
Kalbin İçindeki Sevgili Kokusu...

Kalbin İçindeki Sevgili Kokusu...

Sevgi gibi eşsiz bir duygunun hangi zamanda, lanetli bir uğursuzluğa dönüştüğünü, Aşk gibi tılsımlı bir ışığın yaşamın hangi anında, tutku dolu bir nefrete dönüştüğünü, Merak edersin. Cevaplar verilir… Cevabınızı duyar gibiyim. Buradaki kastım, se

A+A-



Sevgi gibi eşsiz bir duygunun hangi zamanda, lanetli bir uğursuzluğa dönüştüğünü,
Aşk gibi tılsımlı bir ışığın yaşamın hangi anında, tutku dolu bir nefrete dönüştüğünü,
Merak edersin.
Cevaplar verilir…
Cevabınızı duyar gibiyim.
Buradaki kastım, sevginin evrenselliği üzerinedir.
Bir insan ne zaman böyle hisler içerisine girer?
Dokunuşların masum ve şefkat dolu olmasından ne zaman kuşku duyulur?
Ne zaman sevdiklerimizden şüphe duyarız?
Bizi sevenlere güvenmeli miyiz?
Bunu nasıl sağlamalıyız?
Bizi sevdikleri için hiç kuşku duymamalı mıyız?
Bu soruları kendinize sorar mısınız?
Veya sormak ihtiyacı hisseder misiniz?
Sorarım ben…
Ara sıra…
Bazen…
Veya
Her gün…
Cevaplarını bildiğim soruları yine de sorarım.
Anladım ki, insan denilen muhteşem varlık, bir gün içerisinde dört mevsimi yaşayabilir.
Hal böyle olunca, her an bizlere mahsus olan katıksız duygular değişebilir.
Yaşam, matematik denklemine benzemiyor,
Aslında her şeyin bir dengesi olduğu doğrudur.
Yine de hayat,
“Bir artı bir eşittir iki”,
denemeyecek kadar basit değil…
İçimizdeki duyguların saklı kalmış yönleri, olaylar karşısında boyut değiştirebiliyor.
Çok sevdiğinizi iddia ettiğiniz birinden, aniden nefret etmek de bizlere mahsus bir şey mi acaba?
En çok istediğimiz hayatta, sevdiğimize sıkı sıkı sarılmaktır değil mi?
Onu boğarcasına değil ama…
Bilmektir, bir yerlerde birinin bizi sevdiğini…
Yine de ben sevginin gerçekte sandığımız kadar saf olmadığını düşünüyorum.
Sırasında tehlikeli olacak kadar, insanı acıtabilen…
Yok edebilen…
En ufacık bir kuşkuya yer vermeden, ona sahip olmak sanırım bizlerin başaramayacağı bir olaydır.
Hem sevgiyi avuçlarının içerisinde tutabilmek, hem de ona güven duyabilmek zor…
İçinizden eğer yazılanlardan farklı düşüneniz varsa, bence bu kendinizi aldatmanızdır.
Ancak yanınızdaki insan sizi şefkatli dokunuşlarla tutarsa, geçmişte var olan yaralarınıza iyi geliyorsa, size bir mutluluk verebiliyorsa belki zaman içerisinde ruhunuz ve bedeniniz huzura kavuşabilir.
Bunun aksine, içinizdeki kuşkuları artırıyorsa, yaralarınızı daha da acıtıyorsa, ona zaman içerisinde tutku derecesinde bir nefret hissedersiniz.
Bu nefret arttıkça, kendini daha kötü hissedersin.
İşte olay böylesine karmakarışık, içinden çıkılamayacak kadar zor…
Kurtulmak istiyorsun, olmuyor…
O sırada tek aklına gelen onu yok etmektir, kendince intikam alacaksındır.
Aslında yok etmek istediğin içindeki aşktır.
Bunu göremeyecek kadar gözlerin kör olmuştur.
Sevgi beklentisiz ve çıkarsız olduğu zaman, daha bir farklı oluyor.
Hiçbir beklentiye yer vermeden, bir insanı sevmeyi denediniz mi?
Onun sizden kaçarcasına uzaklaşması, belki de ona özlemle yeniden koşmanızı beklediğindendir…
Kim bilir?
Sen bilebilir misin?
Benim cevabım “Bilmiyorumdur.
Böyle bir durum içerisinde olsam, nasıl davranacağımı bilemem…
O anki ruh boyutumla ilgili bir şey bu…
Önceden kesin olarak ne tavır alacağım kuşkulu…
Seni tanıyorum ama, sen hiç kaçmadın.
Düşünmedin bile…
Buna kafanı yoracak ne zamanın, ne de lüksün, ne de öylesine bir insan oldu.
O kaldı ama…
Çok sevdiği için gidemedi, öyle hissetti.
Giderse onu ürküteceğini, gidenin ondan kurtulmak istediğini sandı
İlişkisi kuşkularla dolu olduğundan, karşı tarafın davranışlarını hep yanlış tahlil etti…
Ve gidenin ardından kaldığı için çok acı çekti.
Koşmadı, koşamadı…
Koşsaydın keşke…
Bundan ötürü, bazılarımız hayatı boyunca yükünü taşıyamayacak yükler alır, bazılarımız ise katil olur.
Kendi hayatının ve yaşamının ve duygularının…
Ondan kalan her ne varsa, onunla avunursun.
Koklarsın yastık kılıfını…
Elinde sadece onun son defa seninle birlikteyken başını koyduğu yastık kılıfının üzerindeki kokusu kalmıştır…
Trajik ve komik geliyor sana…
Bunlardan ötürü etrafta çok sevgisiz insan var…
Bir umutları da kalmadığı için hayaller de kurmazlar, istemezler zaten…
Anılara dalıp, cıvıl cıvıl yaşayan bir dünyanın ortasında kendi cehennemini yaşayacaktır.
Kendini yargılayacaktır hep…
Bir türlü anlamayacaktır, gerçekte niye böyle olduğunu…
Gelecekle ilgili beklentisinin olmayışı onu kendi içindeki hapishaneye mahkûm etmiştir.
Geçmişi hatırlamak istediği zaman elinde her ne varsa onu koklayacaktır.
Kitap arasına konmuş ve kurumuş bir çiçek de olabilir bu…
Ona bakıp hep vakit kaybedecektir.
Kendini hep haklı görecektir, ne bir vicdan azabı ne de suçluluk duyacaktır.
O kendince doğru olanı yapmıştır.
O kadar bir hasretlik var ki içinde gidene karşı, başka bir duyguya yer açamıyor.
Öylesine bir özlem duyuyordur ki başka hiçbir duyguya yer kalmıyordur ruhunda ve kalbinde…
Elinizde kalan bir fotoğrafa bakmak gibi değildir…
Sevdiğimizin kokusu her şeyden daha farklı ve anlamlıdır…
Sanki gerçek gibidir, ama değildir…
Bunu hepimiz de biliyoruz…


 

 

 

 

 

 

 

Bu haber toplam 966 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Haberler