1. YAZARLAR

  2. Aslı Murat

  3. Kaktüs olmak ya da olmamak, işte bütün mesele bu!
Aslı Murat

Aslı Murat

Yazarın Tüm Yazıları >

Kaktüs olmak ya da olmamak, işte bütün mesele bu!

A+A-

 

Kuir Kıbrıs Derneği tarafından KAOS - GL’nin işbirliği ile yürütülen, “Sömürüden Özgür LGBTI+ (Hayat Projesi)” kapsamında gerçekleştirilen odak grup toplantısına, K. T. Barolar Birliği İnsan Hakları Komitesi adına katıldım. Genel itibariyle insan ticareti mağduru seks işçileri, lgbti+ bireyler ve mülteciler üzerine şekillenen tartışma, Kıbrıs özelinde gece kulübü içinde ve dışında çalıştırılan seks kölelerinin çalışma koşullarının ne olduğu, yasal mevzuatın mevcut durumu ve bu konuda atılması gereken adımlar üzerine genişletildi. Türkiye’de faaliyet gösteren Kırmızı Şemsiye, Pembe Hayat, Kadın Dayanışma Vakfı, KAOS – GL ve İnsan Kaynağını Geliştirme Vakfı (İKGV) temsilcilerinin aktardıkları deneyimler ve bugüne kadar düşe kalka yürüdükleri yol hikâyeleri, kendi adıma önemli bir kazanım oldu. Bir kere daha, haklar ve özgürlükler konusunda sivil toplum örgütlerinin ne denli önemli ve gerekli olduğunu hatırladım.

İki gün boyunca yoğun bir şekilde geçen çalışma toplantısı, insan hakkı ihlâlleri konusunda çokça eleştirilen Türkiye devletinin, yasal düzenlemeler noktasında bizden katbekat ileride olduğunu gösterdi. Tabi ki bunu söylediğimde birçok kişi “ee peki uygulama” diye soracaktır. Evet, işte o aşamada mesele sarpa sarıyor ve içinden çıkılmaz bir karanlık kendini belli ediyor. Bu ayrıntıyı bir kenara bırakırsak, aslında bu çağda yerel mevzuat anlamında pek çok eksiğimiz olduğunu söyleyebilirim.

Hepimiz biliyoruz ki cezalandırma, suçların işlenmesini bir nebze de olsa engellemekle birlikte bunun da ötesinde mağduriyetin tanınıp adaletin gerçekleştirilmesi noktasında büyük bir önem taşır. Mesela insan ticareti hususunu ele alalım. Bu konuda çeşitli uluslararası sözleşmeleri Meclis’te onaylayıp Anayasa’nın 90. Maddesi gereği iç hukukun bir parçası haline getirsek de, ceza yasamızda insan ticareti eylemini suç kapsamına almadık. Kanunsuz suç ve ceza olmaz ilkesinden hareketle, özellikle seks kölesi kadınların çalışma koşullarının insan ticareti kriterlerine birebir uygun olduğunu düşündüğümüzde, cezasızlığın hâkim olduğu bir alandan bahsetmek mümkün. Bu husus, devletin de suça ortak olduğunu gösterir. Kısacası ülke yönetimi, insan ticaretini suç kapsamına almadığı sürece, gece kulüpleri içinde ve dışında yaşanan insan ticaretine imkân tanımakta, bu suça adeta serbest alan yaratmaktadır.

İnsan hakları ve özellikle feminist sivil toplum hareketi, yaşanan sorunu yıllardır dile getirmekte ve araştırmacıların raporlarına yansıyan gerçekliği açıkça paylaşmaktadır. Devleti yönetenler ise 2018 yılında, İçişleri Bakanlığı tarafından düzenlenen “Gece Kulüpleri Çalıştayı” ile konuyu gerçekçi bir şekilde değerlendirme kararı aldı. Birçok kesim tarafından eleştirilen çalıştay, bolca eksiği olmasına rağmen (en barizi konunun öznesi olan kadınların katılmasına imkân tanınmadı) yine de ileri bir adımdı. Çalıştay’ın başında konuşma yapan İçişleri, Sağlık ve Çalışma Bakanları tek bir ağızdan, ülkedeki insan ticaretinin büyük bir sorun olduğunu, gece kulüplerinin bu anlamda ele alınmasının gerektiğini ve kadınların ciddi hak ihlâlleri yaşadıklarını kabul ettiler. Sanırım bunlar, devlet dilinden duymaya alışkın olduğumuz cümleler değildi. O yüzden de ayrıca bir yere not edilmesi gerekir.

Çalıştay’ın 18 Haziran 2018 günü yayınlanan sonuç bildirgesi, yapılan tespitleri özetliyor ve kısa - orta ve uzun vadede atılacak adımları belirliyordu. Üzerinden 1 sene 4 ay geçmiş olmasına rağmen herhangi bir icraat hayata geçirilmiş değil. Raporun tamamını buraya aktarmam mümkün değil ama en azından kısa vadede gerçekleştirilmesi hedeflenen planları paylaşmak istiyorum. Hepsinden öte bakanlık, giriş kısmında verdiği söze göre, ortaya çıkan sorunların ivedi bir şekilde çözülmesi için hemen adım atacak, orta – uzun vadeli planlar için de Çalıştay’a katılan paydaşlardan oluşan bir çalışma grubu kuracaktı. Ama bu hayat bulmadı. Kısa vadeli hedefler ise şu şekilde özetlenebilir:

  • Ceza Yasası’nda insan ticaretinin suç olarak düzenlenmesi.
  • İnsan ticareti ile ilgili bilgi ve yönlendirme içeren, farklı dillerde broşürler hazırlanması ve çeşitli vizelerle ülkeye giriş yapan kişilere verilmesi, sınır kapılarında bu broşürlerin bulundurulması. Broşürler içerisinde, insan ticareti mağduru kişilere destek olabilecek sivil toplum örgütlerinin iletişim bilgilerinin yer alması.
  • Alo 157’in işlevsel hâle gelmesi ve mesajla ulaşım imkânı da sağlanması.
  • Kadınların ilk olarak muayene için hastaneye götürüldükleri bilindiğinden, hastanede psikolog veya sosyal hizmetler uzmanı gibi bir yetkilinin istihdamı yapılarak çalışmaya gelen kadınlara çalışma koşulları, sağlık koşulları ve yasal hakları ile ilgili yazılı ve sözlü bilgi verilmesi.
  • Barolar Birliği ile anlaşma yapıp, kadınlara adli yardım hizmeti sunulması.
  •  Yasada mevcut olan Gece Kulüpleri Komisyonunun multi-disipliner bir ekibe dönüştürülüp,  devlet kurumlarını temsil eden kişilere ek olarak özellikle Sivil Toplum Örgütü temsilcilerinin ve bir de tercümanın denetim ekibine dâhil edilmesi.

Yukarıda saydıklarımın hepsi kısa vadeli hedefler olarak raporda yer alıyor. Çalıştay sadece gece kulüplerini baz aldığı için, ülkedeki genel insan ticareti sorununa yönelik farklı yöntemlerin de tespit edilmesi gerekmektedir. Yine de bir yerden başlamak önemlidir. En azından buz dağının görünen yüzünde atılacak birkaç adım, diğer sektör ve alanları da etkileyecektir. “Memlekette o kadar sorun var ki, tek derdimiz bu mu şimi?” demeyin. Çünkü insan hakkı ihlâlleri, bir gün gelir sizin de kapınızı çalar. Hem de hiç beklemediğiniz bir zaman ve kılıkta. 

İzmir’de geçirdiğim iki gün boyunca düşündüklerim çerçevesinde, sivil toplum örgütlerinin devleti zorlama görevinin hayati önemini iyice kavradım. Bu gruba sadece dernekler, vakıflar girmiyor. Ayrıca sendikalar da kontrolü ellerinde tutmalı. Tek tedirginliğim, KKTC koşullarındaki siyasi çürümüşlüğe bulaşan yapıların bu mücadeleyi zora sokup, aşağılara çekmesidir. Ki bunu birçok konuda yaşıyoruz. Yine de umudu elden bırakmamak ve unutma hastalığına yakalanan devlete verdiği sözleri hatırlatmak gerekir. Kuraklık varsa, biz de kaktüs olmalıyız. Ne de olsa, haklar ve özgürlükler gül bahçelerinde yeşermez.

Bu yazı toplam 1062 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar