1. HABERLER

  2. ARŞİV

  3. KAHVE BAHANE…
KAHVE BAHANE…

KAHVE BAHANE…

Hiçbir yazısını kaçırmadığım Sevgili Fatma Azgın “Kıbrıslı okuyucu ne ister?” diyerek benim de YENİDÜZEN’de yazmaya başladığım günden beri kafamı kurcalayan soruya yanıt aramış. Şaka maka 2 yılı geride bıraktığım şu köşede her Cuma bir

A+A-

 

 

Hiçbir yazısını kaçırmadığım Sevgili Fatma Azgın “Kıbrıslı okuyucu ne ister?” diyerek benim de YENİDÜZEN’de yazmaya başladığım günden beri kafamı kurcalayan soruya yanıt aramış.

Şaka maka 2 yılı geride bıraktığım şu köşede her Cuma bir “gündem krizi” yaşıyorum. Sizi sıkmamak, kendimi tekrara düşürmemek için her hafta bir “ne yazmalı” krizim var. Ama ne oluyor biliyor musunuz? Parmaklarım klavyede gezinmeye başladığında “yazı krizi” bitiyor.

Kendime bir yol buldum: Önce okkalı bir kahve yapıyorum kendime. Sonra gözlerimi kapatıyorum ve kendimi Lefkoşa’da Büyük Han’a ya da Girne’de Deniz kıyısına, bazen Mağusa’da Namık Kemal meydanına bakan o güzelim cafeye, kimi zaman bizim Kâfidir’in bahçesine atıveriyorum. Bir yandan çevreye bakarken, bir yandan karşıma aldığım hayâli Kıbrıslı arkadaşıma anlatmaya başlıyorum ve yazı bitiveriyor. “Kıbrıslı arkadaşım” tatsız tatsız bakıyorsa “olmamış” diyorum. Yüzü gülüyorsa, “hah tamamdır” diyorum. Her iki koşulda da “gönder” tuşuna basıp gönderiveriyorum gazeteye. Her sohbet illâ “tatlı” olacak değil ya…

Uzun süredir “tepki veren” bir okuyucum var. Her hafta mutlaka okuyucu mailleri alıyorum ve doğrusunu isterseniz bu, haftada bir yazan biri için hayli keyifli. Saklıyorum bu mailleri. İleride bir gün “ben Yeni Düzen’de yazarken” diyerek okuyabilmek için…

İstanbul’dayım ama her gün Kıbrıs’tan en az 4-5 kişiyle sohbetim oluyor. Onlardan da geri dönüş alıyorum. Bazen “ağzına sağlık”, bazen de “öyle yazmışsın ama…” diye başlıyorlar eleştirmeye. Fatma Hanım kendi deneyiminden hareketle Kıbrıslı okuyucunun politik doğrulamalardan hoşlandığını tespit etmiş. Haklılık payı olabilir. Beni okuyanlar en çok Kıbrıslı Türklere kendimce “çemkirdiğimde” tepki veriyorlar ve bu çok hoşuma gidiyor. Dostlarla itişmek gibi biraz… Hani bazen sevdiğinizin damarına damarına basarsınız ya…

Geçen hafta ilk kez CTP’yi yazdım, mailler ve telefonlar ikiye katlandı haliyle. Hadi biraz okuyucunun suyuna gideyim. Madem güzel bir “damar” buldum, devam edeyim bugün de…

“Fark var” diyerek iktidara gelen UBP’nin doğru söylediğini düşünüyorum. Gerçekten de siyaseten “farklı” bir parti UBP. KKTC’nin kuruluşundan beri neredeyse kesintisiz denebilecek bir iktidar geçmişi olan UBP’nin Türkiye ile birlikte kurguladığı ekonomik, siyasal, sosyal düzenin tüm faturasını 5 yıllık CTP-DP koalisyonuna yıkma becerisi gerçekten de dünyada eşi benzeri görülmemiş bir siyasi anlayış farkıdır.

1983-2004 arasında UBP öyle güzel, öyle şeker-bal bir düzen kurmuştu ki, boyu devrilesi CTP geldi, 5 yılda her şeyi batırdı gitti! Orhan Veli’nin “komünist kedi” şiirindeki gibi! Her şeyin sorumlusu CTP!

Asıl fark nerede biliyor musunuz? UBP’nin bu söylemini neredeyse 30 yıl yönettiği toplumun bir kesimine de kabul ettirebilmesi! Bu gerçekten takdire şâyan bir başarı. Bir kesim hâlâ daha ısrarla her melânetin sorumlusu olarak CTP’yi görüyor.

CTP’liler bu işe ne diyor bilmiyorum ama “dışarıdan” bakınca ortaya çok eğlenceli bir tablo çıkıyor. Be arkadaş, neredeyse 30 yıl boyunca Türkiye’ye bağımlı kıldığın ekonomini, siyasetini, sosyal hayatını, iç ve dış politikanı sadece 1 hükümet döneminde hangi sihirli değnek değiştirebilirdi ki? Üstelik tek başına da değil, koalisyon dengeleriyle?

DAÜ-SEN’in bir çalışması ulaştı önceki gün elime. DAÜ-SEN yönetimi çok samimi bir dille aynı anda hem özeleştiri hem de vizyon içeren bir değerlendirme hazırlamış. UBP’nin “farkını” gayet net biçimde koymuşlar ortaya. Ama bence daha da önemli vurgu nedir biliyor musunuz? DAÜ-SEN, çok dikkate değer bir sendikacılık dersini de sıkıştırıvermiş araya: “Siyasi partilerin, tüm ülkenin sorunlarını çözme konusunda rakibi de değiliz. Tam tersi böylesi amaçlara ancak siyasilerin öncülüğünde gidileceğini düşünüyoruz” diyerek emek örgütlerinin siyasi partilerle ilişkisinin nasıl olması gerektiği konusunda da net bir çizgi çekmiş. Geçmişte sendikacıların siyasete ayar verme, siyasetin önüne geçme eğilimi hatırlanırsa bunun çok önemli bir vurgu olduğunu düşünüyorum.

DAÜ-SEN’in hazırladığı metnin her Kıbrıslı Türk tarafından okunup saklanmasını gerekli kılan bir başka özelliği de kayıtsızlaşma ve siyasetten uzaklaşma eğilimi karşısında toplumu uyarması, umutsuzluk yerine umut, hedefsizlik yerine hedef telkin etmesi. Hani bazıları “siyasi partiler arasında fark yok, hangisi gelse bir şey değişmez” eğilimini pompalıyorlar ya, DAÜ-SEN buna UBP’yi derli toplu biçimde teşhir ederek itiraz ediyor.

CTP, DAÜ-SEN’in ilk çaldığı kapı ve o kapı ardına kadar açılmakla da kalmıyor, gördüğüm kadarıyla DAÜ-SEN’in bu önemli çıkışından en fazla heyecanlanıp, en sıcak tepkiyi veren de yine CTP. Aksini düşündüğümden değil, altını çizmek istediğimden söylüyorum bunu: Emeğin partisi, gözünü kulağını, kapısını ardına kadar emek örgütlerine açıyor hesapsızca.

Zaten kurultay nedeniyle derin bir iç karışıklık yaşayan UBP’yi panikletecek çok gelişme var şu günlerde Kıbrıs’ta. CTP-DP ve TDP masaya oturup erken seçimi konuşuyorlar. CTP Genel Sekreteri Asım Akansoy ile konuştum. “Bu toplum artık UBP’ye daha fazla katlanmak zorunda değil” diyor. Takılıyorum “ama siz de biraz yavaş mısınız nedir?” diye. “CTP bütün örgütleriyle, gençleriyle, kadınlarıyla hazır. Bunu herkes görecek” diyor.  Genel Sekreter coşkulu…

Aklıma hemen daha geçen yıl yapılan ve gerçek bir şölen havasında geçen CTP kurultayı geliyor. “İlk turda seçilemezsem çekilirim” diyen ve yeterli oyu alamadığı anda Özkan Yorgancıoğlu’nu tebrik eden Ömer Kalyoncu geliyor. Ferdi Bey’in o duygu yüklü Kurultay konuşmasını hatırlıyorum. Kıbrıs’ta böyle bir kurultayı hangi partide görmeniz mümkün?  Kurultaylar önemlidir. Siyasi ikbal peşinde koşanlarla inancının peşinde koşanlar arasındaki farkı görürsünüz kurultaylarda. Hatırlayın CTP kurultayını, sonra bakın bir de UBP kurultay sürecine…

Bir CTP dışındaki siyasi partilerin gazetelerine bakın bir de Yeni Düzen’e. “Siyasi propaganda bülteni” alışkanlığındakilerin hayal bile edemeyeceği bir “gazete” çıkarıyor Cenk ve ekibi.

Ferdi Bey, CTP’nin iş başında olduğu dönem yapılanları bir bir sayıp döküyor yazılarında. Açık ve net! Bunu bir de DAÜ-SEN’in metniyle birlikte okuyun. Sonra cüzdanınızı yoklayın. Aldığınız maaşı, ödemelerinizi karşılaştırın. Sonra bir o dönemdeki hakları ve özgürlükleri bir de bugün olup bitenleri koyun yan yana. Ondan sonra eğer aklınız vicdanınız elveriyorsa “UBP ile CTP arasında fark yoktur” deyiverin.

UBP’nin yolculuk hazırlığında olduğunu gösteren çok emare var. Kurultay kapışması, kabinede değişiklikler. Ama ondan da önemlisi “eski defterleri karıştıran”, CTP’nin eksiğinin gediğinin peşine düşen goncolozlar boy gösterdi yine. Hayra alamettir bu… UBP gidiyor, hazırlıklı olun…

Sevdim ben bu konuyu ama bu kadar… Türkiye’den anlatacaklarım var size. Hem kahve de bitti çoktan. İkinciyi içmeyeyim. Oza biraz ağır geliyor biliyor musunuz?

 

 

 

 

 

 

 

 

Bu haber toplam 1030 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Haberler