1. HABERLER

  2. ARŞİV

  3. Kadınlar Gününün Düşündürdükleri...
Kadınlar Gününün Düşündürdükleri...

Kadınlar Gününün Düşündürdükleri...

8 Mart Dünya Kadınlar Günü nedeniyle kadına yönelik söylemler kamuoyunda yer aldı. Sivil toplum örgütleri sorunlara dikkat çekmeye çalıştı. Ancak siyasi kanattan gelen bazı açıklamalar düşündürücüydü. Ortaya konan söylem ile arka planda yatan düşünce ara

A+A-

 

 

8 Mart Dünya Kadınlar Günü nedeniyle kadına yönelik söylemler kamuoyunda yer aldı.

Sivil toplum örgütleri sorunlara dikkat çekmeye çalıştı. Ancak siyasi kanattan gelen bazı açıklamalar düşündürücüydü. Ortaya konan söylem ile arka planda yatan düşünce arasındaki ironik yapı gittikçe kendini daha güçlü hissettirdi. Özellikle hükümet kanadından “kadınlarımız için önemli işler yaptık” gibisinden övgüler, handikapları da beraberinde getirdi.

Başbakan, “Bizim için kadınlarımız kutsaldır. Kadınlarımız yücedir. Kadınlarımız hayatımızın yarısıdır.” Şeklinde açıklamalar yaptı. Neden bunlar söyleniyor? Arkasında yatan düşünce, toplumsal olgu ve gerçeklik nedir? “Kadınlar hayatımızın yarısıdır” diyorlar. Hangi yarısı? Evdeki mi, toplumsal yaşamdaki mi? Muğlak, içerikten yoksun söylemler; eşitsizliklerin vurgusuna dönüşerek, erkek egemen anlayışını yüceltmektedir.

Onaylayan, takdir eden, değer veren... erkek; onaylanan, takdir gören, değer bulan... kadın profili çiziliyor. Erkekler için kadınlar hayatın yarısı, kadınlar için erkekler hayatın tümü oluyor.

Toplum kadınlara söylettirebiliyor mu: “Bizim için erkeklerimiz kutsaldır. Erkeklerimiz yücedir. Erkeklerimiz hayatımızın yarısıdır.” Onaylayan, takdir eden... olabiliyorlar mı?

Daha da kötüsü edebiyat, sanat, ekonomi, siyaset, bilim ve eğitim gibi alanlardaki başarı, kadın olgusuyla açıklanmaya çalışılmaktadır. Bir şairin, bakanın, müdürün... başarısını kadın olmasında görmek, birey olarak var olamasının önüne geçmektedir. Yetişmekte olan kuşaklara “kadın olarak büyük başarı gösterdiler” diye söylemek, aslında cinsiyete bağlı ayrımcılığı genç dimağlara kazımak değil midir?  Bu durum siyasi çıkarla birleştiğinde; kol kanat gerdik, korumaya aldık, ellerinden tuttuk, takdir ettik... söylemine dönüşmektedir.

Oysa konunun siyasi gösteri kısmından daha önemli olan tarafı, toplumsal ve eğitim  kısmıdır. Kadın toplumsal yaşamın ekonomi, siyaset, bürokrasi gibi alanlarına ancak eğitim aracılığıyla katılabilmektedir. Bir kız çocuğunun toplumsal yaşamda yer edinebilmesi ya da edinememesinde aldığı eğitimin payı büyüktür.

Peki eğitim bu olanağı yaratabilmekte midir?

Öğretim programları, ders kitapları, öğrenme durumları... etkilidir. Özellikle “gizli müfredat” anlayışıyla kız çocuklarına yapılan gönderme, onun gelecekteki başarısını da etkilemektedir.   

Türkiye’de ders kitaplarında cinsiyet eşitliği yönünde adımlar atıldı ancak yeterli değildir. Ülkemizde ilkokulların 3. sınıflarında KKTC Milli Eğitim Bakanlığı’nın onayı ile Türkiye’den gönderilen Hayat Bilgisi kitapları okutulmaktadır. Bu kitapta şu bulgulara rastlanmaktadır:

Resimde baba “Müdür oldum, tayinim İstanbul’a çıktı. Ankara’dan taşınmak zorundayız.” diyor. Anne “Okullar açılmadan taşınmamız lazım.” diyor. Yüzü babaya dönük olarak ayakta duran erkek çocuk “Şimdi ne yapacağız baba?” diye sorar. Kız çocuğu da yerde oturmuş ilgisiz bir şekilde meşrubat içer (sayfa 71). Resimde baba makam sahibi, anne ev içi işleri düzenleme gailesinde, erkek çocuk aktif katılımda, kız ise edilgen ve pasif durumda resmediliyor.

Birçok resminde kız çocuğu anneye, erkekde babaya ya da dedeye yardım ederken yansıtılmıştır. Anne sıklıkla ev içi işlerle ilişkilendirilerek, baba da çocukların parkta oynamasına izin veren vb. otorite olarak yansıtılmıştır.

Tek bir resimde “Ailede Herkesin İşi Var” başlığıaltında baba ütü yaparken yansıtılmıştır (sayfa 96).

 

Böyle bir eğitimden geçen kız çocuğu toplumsal yaşama atılmada kendisinde güç nasıl bulacaktır? Gelecekteki yaşamında kendisine biçilen roller ev içi işleri düzenlemek. Böyle bir eğitimle bu çemberi nasıl kıracak?

Nitekim tarafımızdan Kıbrıs Türk ailesi üzerine 2003 yılında yapılan araştırmada geleneksel rol farklılaşmasının sürdüğü tespit edilmiştir. Yemeğin pişirilmesi, sofranın kurulması, elbiselerin ütülenmesi, bulaşıkların, çamaşırların yıkanması kadınların %89,7’si tarafından yapılmaktadır. Kadınların eğitim düzeyi arttıkça bu oran çok az değişmektedir. Yani bir başka deyişle kadın profesör, müdür... dahi olsa evdeki işler yine kadına ait olarak görülmektedir.

Oysa Batı toplumlarında eğitim ve kültür aracılığıyla kadının ev içi rollerinde değişme eğilimleri ortaya çıkmaktadır. Ailedeki kadın ve erkek rolleri gittikçe benzeşmektedir.

Dolayısıyla sosyolojik ve eğitim araştırmalarını merkeze alan ve başarı kavramını kadın olmaktan çok birey olma üzerinden anlamlandıran eşitlikçi bir söylem ve eylem geliştirmek daha katkı koyucu olacaktır.

 

 

 

 

 

 

Bu haber toplam 1080 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Haberler