1. HABERLER

  2. ARŞİV

  3. 'Kadın pazarı' haberi tartışma yarattı
Kadın pazarı haberi tartışma yarattı

'Kadın pazarı' haberi tartışma yarattı

Geçen hafta okur temsilcisi sayfasında irdelediğim, Yenidüzen’de 14 Eylül’de Didem Menteş imzasıyla yayımlanan, “Arka sokaklardaki tehlike: ‘Kadın Pazarı’ ürkütüyor” başlıklı habere eleştiriler gelmeye devam ediyor. İ

A+A-

 

 

Geçen hafta okur temsilcisi sayfasında irdelediğim, Yenidüzen’de 14 Eylül’de Didem Menteş imzasıyla yayımlanan, “Arka sokaklardaki tehlike: ‘Kadın Pazarı’ ürkütüyor” başlıklı habere eleştiriler gelmeye devam ediyor.

İlk olarak, Baraka Kültür Merkezi adına, Başak Önel imzalı bir basın bildirisinde habere eleştiriler yöneltildi. “Cinsiyetçi medyanın takipçiyiz” başlıklı bildiride, habere ilişkin olarak, kadının bir hizmet sektörü olarak tanımlandığı; “yasa dışı fuhuş”u engelleme çabalarına yer verilerek “yasal fuhuş” ve “yasa dışı fuhuş” kategorileri yaratıldığı; böylece “yasal” faaliyet gösteren gece kulüplerinin meşrulaştırıldığı; kadın bedeninin satılmasına “imaj” ve “halk sağlığı” gibi bir noktadan bakıldığı; sağlıksız ortamlarda güvencesiz olarak çalışan seks işçisi/kölesi kadınların görünmez kılındığı ifade edilmiş ve soruna erkek egemen bakış açısı yerine ezilen, sömürülen seks işçisi/kölesi kadın gözünden bakılmasının “çok taraflı gazetecilik” yaklaşımına daha uygun olacağı savunulmuştur.

Bu eleştiri üzerine, kendi yaptığım değerlendirmeyi de tekrar gözden geçirdim. Ben bu sorunun temel olarak insan (kadın) ticareti sorunu olduğunu, oysa bu ülkede insan ticaretiyle mücadele edebilecek yasal düzenlemeler olmadığını ifade etmiştim.

Baraka Kültür Merkezi aktivisti Başak Önel’e gönderdiğim e-postada, kendi rızaları dışında erkeklerle sekse zorlanan kadınlar konusuna ezilen seks işçileri gözüyle bakmanın yanlış olabileceğini belirttim. Başak Önel de oldukça uzun sayılabilecek bir cevap gönderdi:

“Konuya gösterdiğiniz hassasiyet ve kısa sürede kaleme aldığınız değerlendirme yazısı sevindirici. Aynı zamanda eleştirimizi dikkate almanız, bize cevap yazmanız ve gazetede bildirimize yer ayıracak olmanız da bizi mutlu etti. Karşılıklı eleştirilerin adımlarımızı güçlendireceğine inanıyoruz. Bildirimizde özellikle haberdeki şu noktaların üzerinde durmaya çalıştık:

1.    Kadınların satılmasını yasal ve yasal olmayan şeklinde ayırıp, yasal olarak kurulan gece kulüplerini meşrulaştırması;

2.    Seks ticaretinin hizmet sektörü olarak tanımlanıp normal ve olağan bir ticari ilişki gibi gösterilmesi;

3.    Haberin erkek egemen bakış açısıyla verilmesi;

4.    Neoliberal kapitalizmin kadınları yoksullaştırıp bu koşullara ittiğinin göz ardı edilmesi;

5.    Gece kulüplerine bakışın toplumun burjuva ahlakçılığına ve sokaktaki kadın pazarının (devletin sanki çok umurunda olan) halk sağlığı perspektifine sıkıştırılması.”

Gece kulüplerinde çalıştırılan kadınların birçoğunun seks kölesi olarak nitelenebileceğini ifade eden Başak Önel, “bunun sebebi kadınların gerçekten de kölelik koşullarında yaşamaları/çalışmalarıdır.  Birçoğu insan ticareti kurbanıdır, çoğu zaman ‘yol parasına saydık’ denilip zorla çalıştırılmaktadırlar, pasaportları alındığı için ülkelerine dönememektedirler” demektedir. Öte yandan, aynı kadınların patronları adına bedenlerini satarak bir miktar ücret aldıklarını, dolayısıyla bir patron adına çalışan birer işçi olduklarını vurgulamaktadır.

Başak Önel, cevabını şu ifadelerle tamamlamaktadır: “Sizin belirttiğiniz insan ticaretinden olayın bütününe bakmanın da doğru olduğunu düşünüyor ve elbette ki buna katılıyoruz. Ancak son bir kez daha üzerinde durmak isteriz ki, bildirimizde vurgulamaya çalıştığımız temel mesele; kadınların cinsel beden sömürüsü; bunun, sebepleri sorgulanmadan sıradanlaştırılması ve medyanın bakış açısının çoğu zaman ezilen/sömürülen kadın tarafından olmamasıdır.”

Haber, kadınları metalaştıran bakış açısını normalleştiriyor

Feminist Atölye (FEMA) aktivisti Doğuş Derya da aşağıda özetleyeceğim eleştiriyi gönderdi:

Haberde kullanılan, “kadın pazarlanıyor”, “kadın pazarlığı” ibareleri, kadınları metalaştıran/nesneleştiren bakış açısını normalleştiriyor. Kadının insan olduğunun ve sınıfsal, cinsel ve sosyal nedenlerden dolayı bedenini satmaya zorlandığının üzeri örtülüyor. Sorunun insan hakları ihlâli olduğu görünmez kılınıyor. Yine haberde halk sağlığına yapılan vurgu da eleştiriliyor: “Vatandaşın sağlığını tehdit eden şey, sokağa atılan bir çöp değil. Burada çeşitli şiddet biçimlerine maruz kalarak, dayak ve tecavüz başta olmak üzere türlü işkencelere maruz kalarak sömürülen kadınların ne yaşadığı ile ilgili zerre kadar bilgi yok. Bu aslında fuhşa zorlanan kadınları “vatandaş/biz/kamu” nun dışına iten, onları kirli, hastalıklı olarak dışlayan bakışın tezahürü. Sorunun kaynağını (yani ataerkiyi, cinsel sömürüyü) gizleyen bir dil olduğu kadar, sorunun birebir mağduru olan kadınların insan haklarının ihlalini de görmezden geliyor.”

Haberin cinsiyetçi bir dille yazıldığını ifade eden Doğuş Derya, “Sanki bütün sorun Kıbrıs’ın dünyadaki İMAJI!? Kadınların yaşadığı büyük bir sorun bir imaj ve vitrin meselesine indirgeniyor” demektedir. Benim kullandığım “kadın ticareti” kavramına da itiraz ediyor: “Konu ‘kadın ticareti’ değil, kadın trafiğidir. Kadın bir mal olmadığı için ticareti yapılamaz. Kadın trafiği ise gayrı yasal yollardan bir ülkeden başka bir ülkeye taşınan, gittiği ülkede pasaportuna el konularak serbest dolaşımı engellenen, çalışma saatleri belli olmayan, sosyal güvenceden yoksun, çoğu zaman nerede olduğu bile bilinmeyen, hiçbir yasal başvuru hakkı olmayan ve daha bir yığın insan hakkı ihlaline maruz kalan kadınların yaşadığı hazin sömürüdür.” Ancak, konuyla ilgili Türkçe literatürde “kadın ticareti” kavramının yeğlendiğini belirtmek zorundayım.

Haberde kadınların “uyruğu” işaret edilerek bir çeşit etnik ayrımcılık da yapıldığını savunan Doğuş Derya, “kadınlar ‘yabancı’ oldukları için değil, ‘kadın’ oldukları için bu şiddete maruz kalıyorlar. Cinsel sömürü ve istismar, fuhşa zorlanma, milliyeti, ırkı, uyruğu fark etmeksizin birçok kadının maruz kaldığı büyük bir sorun. Bu sorunu üreten en önemli faktörler de yoksulluk ve ataerkidir” diyor.  

Haberde, alttan alta işleyen bir ırkçılık olduğunu da ileri süren Doğuş Derya, “Fuhşu üreten şey, sadece ülkede kaçak işçilerin ve askerlerin bulunması değildir. Para karşılığı seks satın alma kültürünü normalleştiren düzen Kıbrıs’ta devlet eliyle gece kulüplerinin kurulması ve meşrulaşması sonucunda oluşmuştur. Bugün gece kulübü adı altındaki yerlere giderek orada her türlü insan hakkından mahrum kadınlarla ilişkiye giren birçok Kıbrıslı erkek bulunmaktadır. Gece kulüplerine giden erkeklerle arka sokaklara giden erkekler arasındaki tek fark sınıfsaldır. Bu yüzden de gece kulüplerine giden adamda sorun yok, arka sokaklara gidenler büyük sorun gibi yansıtmak sorunları örtbas etmektir. Sorun ana caddeler veya arka sokaklar değildir. Sorun devletin fuhşu yasaklarmış gibi görünüp, el altından bunu desteklemesidir. Sorun, kadınlardan “kadın sektörü” olarak bahseden ve kadınların sömürüsünü hasır altı ederek onları “hizmet veren” olarak konumlandıran dildir. Sorun kadınların kendi bedenleri üzerindeki tasarruf hakkını onların elinden almayı normalleştiren, kadınların bedeni üzerinden para kazanan ataerkil iki yüzlülüktür.”

 

Okur temsilcisi olarak, sorunlu habercilik pratiklerine dikkat çekmeye, kullanılan dilin, bakış açısının önemli olduğunu belirtmeye çaba gösteriyorum. Burada eleştiri konusu yapılan haberin benzerlerinin defalarca başka mecralarda üretildiklerini de biliyorum. Peki, bu eleştiriler, habercilik pratiklerinde iyileşme sağlayabilir mi? Belki sağlayabilir, ancak bu tür konularda gazetecilerin duyarlılıklarını artırmaya yönelik mesleki eğitim çalışmalarına kesinlikle ihtiyaç var. Gazetecilik meslek örgütlerinin bir görevi de bu değil mi?

 


Yenidüzen muhabirlerinin haber karnesi

Geçen hafta (16-22 Eylül) Yenidüzen muhabirlerinin imzasıyla 20 haber yayımlandı. Tanju Konuralp 10, Meltem Sonay 4, Didem Menteş 3, Sevgi Yalman 1 ve haber müdürü Fayka Kişi 1 habere imza attı. Bu haftanın en üretken muhabiri, geçen hafta olduğu gibi, Tanju Konuralp.

Yayımlanan haberler içinde; Tanju Konuralp’in, süt fiyatlarındaki artışa dikkat çektiği ve manşetten verilen, “Süt ve bira aynı para” (16 Eylül), yeni eğitim yılı başlangıcında okullarda yaşanan sıkıntılara ve öğretmen eksiklerine odaklanan, “Eğitimde karmaşa” (17 Eylül), “Eğitimde karanlık günler” (19 Eylül); Didem Menteş’in, arşiv haberciliğinin güzel bir örneği sayabileceğimiz, “11 yılda 63 cinayet” (17 Eylül); ve ABD Başkanlık seçimlerini izlemek üzere ABD’de bulunan Osman Kalfaoğlu’nun, Washington DC hakkında kaleme aldığı “Başkentten öte anıtlar ve müzeler şehri” (20 Eylül) başlıklı haberlerini geçen haftanın dikkat çeken haberleri olarak not ettim. 

 

 

 

 

 

 

 

Bu haber toplam 1623 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Haberler