1. HABERLER

  2. ARŞİV

  3. 'KABINA SIĞMAYAN BİR ÖMÜR'
KABINA SIĞMAYAN BİR ÖMÜR

'KABINA SIĞMAYAN BİR ÖMÜR'

Henüz 24 yaşında ama yaşamına birçok başarıyı sığdıran, enerji dolu, müzik tutkunu, çıtı pıtı bir genç kızımız Ömür…

A+A-

 

Henüz 24 yaşında ama yaşamına birçok başarıyı sığdıran, enerji dolu, müzik tutkunu, çıtı pıtı bir genç kızımız Ömür… Etnomüzikoloji okumak için 18 bin kilometre uzağa, ta Avustralya’ya gidecek kadar da gözü kara…

 

Özgül GÜRKUT

Ömür Alibaba, 24 yaşında bir genç kız. O’nu tanımlamak için birçok sıfat kullanmak gerekiyor. Başarılarla dolu bir okul hayatı sürdürmüş, müzik tutkusunu akademik eğitimle taçlandırmak için yıllar öncesinde kafasına koyduğunu gerçekleştirebilmek için, zaman zaman acıyla, moral bozukluğuyla geçen günlerin sabırla bitmesini beklemiş.

Ve yakında, önümüzdeki günlerde uçakla bir gün boyunca uçmayı göze alarak, tam 18 bin kilometre uzağa, Avustralya’ya Monash Üniversitesi’ne “etnomüzikoloji” okumaya gidecek.

1988 yılında Lefkoşa’da, üç kız kardeşin en küçüğü olarak doğan Ömür Alibaba, aile bağları çok güçlü bir aile ortamında büyümüş. Bir ablası ABD’de, diğeri Türkiye’de yüksek öğrenim görüp Kıbrıs’a dönen Ömür, Amerika’daki ablasının peşinden oraya gidip, müzik okumayı çok istese de, vize alamadığı için bu hayalini gerçekleştirememiş.

Müzik, halk dansları, spor dolu okul yıllarında çok da başarılı bir öğrenci olan Ömür, annesi Sevgi Alibaba’nın kansere yakalanmasıyla, tedavi sürecindeki zorlukları bir çocuk olarak derinden yaşamış.

HEP DÜNYACA ÜNLÜ BİR KONSERVATUVARDA OKUMAK İSTEDİM

“Hep dünyaca ünlü, kaliteli bir konservatuvarda okumak istedim” diyen Ömür, o yüzden Güzel Sanatlar Lisesi’ne gitmek yerine, müzik eğitimi için daha çok işine yarayacağını düşündüğü iyi İngilizce öğrenmek için Türk Maarif Koleji’ni tercih etmiş.

“TÜM ÇOCUKLAR SPOR VE MÜZİKLE İLGİLENMELİ”

Bebekliğinden beri org çalan ve ilk yıllarda, film müziklerini kendi kendine çalışarak çıkaran Ömür, ders çalışmak için hiç masaya oturmasa da, okul yıllarını birçok birinciliği elde ederek tamamlamış.  Jimnastik, halk dansları da hayatında yer alan, aynı anda birçok hobiyle ilgilenen Ömür, kolej sınavına bir hafta kala herkes harıl harıl çalışırken Macaristan’a halk dansları festivaline gitmiş.  O yüzden gururla, “Bütün çocuklar sporla ve müzikle ilgilenmeli. Güzel çocuk ancak böyle çıkar” diyor.

BAYRAMLIKLARLA KEMAN

İlkokul 2. sınıftayken “bana müziği sevdiren ve müzik okumayı istememi sağlayan kişi” dediği Caner Ilgar’dan piyano dersleri alan, 4. sınıfta ise bayramlık paralarıyla keman satın alan ve Halil Kalgay’la keman derslerine başlayan Ömür Alibaba, çok şey yaparak motive olduğunu ve başarılarının birbirini kovaladığını anlatıyor.

“Rahat ve tembelim ama çok disiplinliyim. Ablam GCE sınavlarına çalışırken ben keman çalışırdım ve ‘susturun şunu’ diyerek kızardı” diyen Ömür, ortaokuldayken birçok müzik sınavını başarıyla vermiş.

 

“ANNEM KANSER OLDU, DONUKLAŞTIM…”

Orta 2. sınıftayken annesine kanser teşhisi konulan Ömür, o zor dönemi “donuklaştım” diye tanımlıyor ve hem kendisi, hem de sohbetimize eşlik eden annesi gözyaşlarına boğuluyor. Ablaları yurt dışında eğitimde olduğundan o zor yılları ailenin tek çocuğu gibi göğüslemiş Ömür.  “Aileye en bağlı benim. Zaten hep derim ‘ablalarımın annesiyle benim annem farklı. Ben daha ağzımı açmadan, annem her şeyi anlar, bilir. O’ndan sakladığım sırrım yoktur” sözleri de bu sürecin sonucu olsa gerek…

Tam burada annesi Sevgi Alibaba “Ömür, dertlerimize hep vakıftı diye hep ona sarıldım” diyor. Hastalığı yendiği tedavi sürecinin maddi ve manevi zorluklarının, Ömür’ün yüksek öğrenim hayallerini ertelemesine neden olduğunu anlatıyor Sevgi hanım…

Ömür, o dönemde hep annesini sordukları için folkloru bırakmış. O kadar sosyalken bu kopuş, onu asosyal yapmış.

Müzik çalışmalarını Orta 3’te Gürcistanlı hocası Maka’yla sürdüren Ömür, “Profesyonel olmak istiyorsan bir aleti seçmelisin” diyen Halil Kalgay’ın sözünü dinleyerek piyanoyu seçmiş. Ama annesinin hastalıkla boğuştuğu dönemde, hobilerini bir bir bırakmış. Çekingen, içe kapalı bir çocuk oluvermiş.

Türk Maarif Koleji’nde daha çok İngiltere’den gelen ailelerin çocuklarının eğitim gördüğü GCE-Art sınıfını seçmiş. Lise 2’deyken okula gitmemeye başlamış. Lise 3’te tam 46 gün okula gitmeyince evde kriz yaşamış. Akşama kadar uyuyup günlerini boş boş geçirir olmuş. Buna rağmen iyi ezber yeteneği sayesinde okulu iyi notlarla bitirmiş. 

“HERKES ÜNİVERSİTEYE GİTTİ, BEN BOŞTA KALDIM”

Ama üniversite için gerekli sınavlara girmemiş. Tüm arkadaşları bir üniversiteye kayıt yaptırırken, Ömür boş kalınca yaptığı hatayı anlamış. 6 ay evde oturup üniversite araştırmış. ABD’ye ablasının yanına gitme planı, vize alamayınca hüsranla sonuçlanmış. Böylece yıllarca herkesin övgüyle bahsettiği başarıları silinmiş, “üniversiteye bile gidememiş biri” oluvermiş. Günlerce, gecelerce ağlamış, evden dışarı çıkmamış.

Ardından İngilizcesini geliştirmek için İngiltere’ye gidip dil kursu alan Ömür, adaya dönüşünde DAÜ’de Marc Heeg’le piyano derslerine başlamış. Hocasının “bir yıl daha devam etmelisin” demesine rağmen, arkadaş ziyareti için gittiği Ankara’da kalmaya karar vermiş. Annesinin onkoloğunun oğlunun ders aldığı Filiz Balkız’dan piyano dersleri almaya başlayan Ömür, büyük bir tutkuyla piyano çalışmış. Filiz hoca sayesinde disiplinli bir hayata kavuşan Ömür, kiraladığı evde kendisine yatak yerine piyano alınmasını isteyecek kadar büyük bir tutkuyla yeniden müziğe sarılmış.

Hocasının “Müzik okumak istersen Amerika’ya gitme, ya Avrupa, ya Türkiye’yi düşün” demesi üzerine yeniden bir değerlendirme yapan Ömür bu kez Kıbrıs’a dönüp, Lefkoşa’nın güneyindeki Arte Art Müzik Okulu’na kaydolmuş. Tek Kıbrıslı Türk olarak iki yıl bu okulda eğitim gören Ömür, çok kaliteli hocalarla çalıştığını, 4 üzerinden 3.74 puanla sınavlarını tamamladığını anlatıyor. Ancak okul müdürüyle çatışmaları ve bazı derslerde ısrarla Rumca kullanılması yüzünden kendisine çifte standart uygulandığını düşünen Ömür, okul 2. Sınıfta bırakmış.

 

YENİ ARAYIŞ… AVUSTRALYA

Böylece yeni bir arayış dönemine giren ve Avustralya’da Melbourne’daki Monash Üniversitesi’ni bulan Ömür Alibaba, “etnomüzikoloji” bölümünün, tam hayallerine göre olduğu kararını vermiş. Müzik araştırmacısı olarak mezun olmak istediği bu okulda okumak için yakında sözlüsüyle birlikte uzun bir yolculuğa çıkmaya hazırlanıyor Ömür.

“ÜLKEME DÖNMEK İSTERİM…”

“Ülkeme geri dönmek isterim” diyor heyecanla. Ve kendisine destek verecek birilerini bekliyor umutla. Çünkü, üçüncü ülkelerde üniversite eğitimi görenlere burs verilmiyor. Dünya çapında, ilk 50 arasında yer alan Monash Üniversitesi konservatuarına kayıt yaptırabilmek için çok araştırdığını, çok uğraştığını anlatan Ömür, “Kıbrıs’tan Avustralya’da müzik okuyacak tek öğrenciyim sanırım… Ve oraya kendi bayrağımı kendi kültürümü tanıtmaya, kendi ülkemi temsil etmeye gidiyorum... Arte Music Academy’de okuduğum 2 senede belli bir başarı sağlayıp 3.74 ortalama çıkararak ayrıldığım için, kendime güveniyorum ki elimden geldiğince, en iyi şekilde ülkemi, kültürümü temsil edip okulumu başarıyla tamamlayacağım” diyor.

Çok kültürlü bir ülke olan Avustralya’da etnomüzikolojinin okunabilecek en güzel bölüm olduğunu düşünen Ömür, göçmenlerden oluşan Avustralya toplumunda sıcak ve huzurlu bir ortam bulmayı umuyor. Neden “etnomüzikoloji” istediğini ise şöyle özetliyor:

“Müzikolojiyle müziğin kendisini tüm detayıyla kavrayabilmek ve etnomüzikolojiyle kendi toplumumun ve dünyadaki çeşitli toplumların kendine özgü müzik kültürlerini, geleneklerini, tarih boyunca insanımız müziği nasıl geliştirmiş ve müzik için neler yapmış ve neler kazanmış profesyonel anlamda araştırabilmeyi öğrenmeyi; kendi ülkemi temsilen müzik bilimcisi olmayı arzuluyorum.”

“KIBRIS’TA İLK OLACAĞIM”

Kuzey Kıbrıs’ta hiç etnomüzikolog olmadığını belirterek, ilk olacak olmanın heyecanını ifade eden Ömür, annesinden kazandığı kitap sevgisi, babasından edindiği el becerileri ve müzik yeteneğiyle araştırmayı ve okumayı çok sevdiğini vurguluyor. Hatta liseden sonra boşlukta kaldığı dönemde ilk önce kitaplarına sarıldığını; durmadan müzik sözlüğü çalıştığını, kitapçılarda zamanı unutarak kitapları karıştırdığını anlatıyor. Ve ekliyor:

“Sırf kendim için, bitmeyen merağımdan, elimde kitaplar sabahın ilk ışıklarında kalkıp saatlerce müzik araştırmak, kendimi iyi hissetmemi sağlıyor… Bir düşünsenize, ilerde ülke ülke gezip her ülkenin müziğini, ya da müzik aletlerini, eğitimlerini yaşayarak araştırmak, ne kadar zevkli bir olay! Sonra güne piyanoyla başlamak, kendin için müzik yapmak kadar tüm duygularımı bir anda yaşayabileceğim, huzur ve mutluluk verici mucize bir olay yok benim için.. müziği, sanatı, kültürü gerçekten seviyorum.. Sanatçı ruhlu bir insanım diyebiliriz herhalde. Müzik zaten yaşadığımız tüm ruh hallerimizin, duygularımızın özenle o andan toparlayıp özenle dizayn ettiğimiz sesler değil midir?

Çok iyi kaliteli bir üniversitede iyi bir eğitim almaktan öte, mucize olan, bu kadar sene hayatımda yaşanan o kadar büyük olaylara rağmen her şeyken, hiç olmayı da yaşasam da, yeniden gözümü açtığımda müzikten hiçbir zaman vazgeçmeyişimdir.”

 

RESİTALDE ANNESİNİ SELAMLAMAK İSTİYOR

Böbrek Hastalarına Yardım Derneği yararına düzenlenen gençlik konserinde ilk kez seyirci önünde keman çaldığı günü buruk bir gülümseyerek anlatıyor Ömür. Ne yazık ki annesi, ameliyat geçirdiği için gelememiş onu izlemeye, babası ise yarısına yetişmiş. Şimdi annesinin hayalini gerçekleştirip, O’nun da izleyeceği bir resitalinin sonunda annesini selamlamak istiyor.

“Tüm olumsuzluklara rağmen, böyle devam edersem sanırım gerçekleştiremeyeceğimiz dileğimiz olmaz” diyor umutla…

Ve söylenecek tek söz bırakıyor: “Yolun açık olsun Ömür…”

 

 

 

 

 

Bu haber toplam 1869 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Haberler