1. HABERLER

  2. ARŞİV

  3. Juke Box Dönemi
Juke Box Dönemi

Juke Box Dönemi

“Juke Box”... ya da Türkçeleştirilmiş şekliyle; “Müzik Kutusu”... Juke Box’la ilgili ilk hatıram Limasol’da oluşmaya başlar. Evimize en yakın kebap restoranı Niyazi kebap’tı. Her haftasonu dolup taşan bir mekândı

A+A-

 

 

“Juke Box”... ya da Türkçeleştirilmiş şekliyle; “Müzik Kutusu”...

Juke Box’la ilgili ilk hatıram Limasol’da oluşmaya başlar. Evimize en yakın kebap restoranı Niyazi kebap’tı. Her haftasonu dolup taşan bir mekândı. Zaten o yılları düşündüğümüzde; yani, ‘60’lı, ‘70’li yılların başında; “eğlence” denilen; insanın ruhunu tazeleyen bu eylem biçimi içerisinde ya haftasonları restorana, oradan da müzikli bir yere gitmek vardı, ya da herkes kendi bütçesine göre evinde birşeyler yapıp yiyip içmekten geçerdi. Limasol’da hafta sonları ailemizle birlikte Niyazi Kebap’a gittiğimizi hatırlarım. Orada canlı müzik yapan yoktu ama müthiş bir müzik kutusu vardı, adına da JukeBox derlerdi.

Aslında bugün bile bu cihazlara bakıldığında; bir “ev eşyası” muamelesi gördüğü hemen anlaşılır. Ahşap ve metalden oluşan, bazıları renkli ışıklı ama genelde “albenisi” yüksek bir mobilyayı andırırlardı.

İşte söz konusu JukeBox’dan müzik dinlemeye ‘70’li yılların ilk başından itibaren başlamıştım.

Aslında biraz sizlere bu Müzik Kutusu’nun tarihi ve mekanizması hakkında bilgi vererek yazımızı daha bir anlamlı kılalım...

JukeBox’un ilk dönemleri, madeni parayla çalışan otomatik plak çalar olarak açıklanıyor.

Bugünkü Mp3 ya da CD ile çalışan JukeBox’ların ilk aşaması; 1889 yılında Louis Glass ve William S. Arnold’un, Edison’ın o meşhur buluşu Gramafon mekanizmasını, meşeden bir kabin içerisine yerleştirmek suretiyle gerçekleştirilmiş.

San Fransico’da yer alan Palais Royale salonuna konulan bu mekanizma, ilk kez madeni para atılarak o yıllara özgü popüler  olan klasik müzikler dinlenmeye başlanmış. Ayrıca her hangi bir ses yükselticisine ihtiyaç kalmadan, 4 tüple desteklenen ve elektrikle çalışan bir cihaz oluşturulmuştu.

Salon sahibi altı ay içerisinde 1.000 dolar kazandığını görünce, bu yaratıcı kişilere aleti geliştirmeleri için maddi destekte bulunup, parayla çalışan plak-çaların patenti alınmış ve geliştirilmeye başlanmış.

Tam bir yıl sonra 1890’da artık JukeBox; kamusal alanların aranan eğlence aleti oluvermiş. Popülerliği her geçen gün artmaya başlayan JukeBox’un repertuarı için 1910-20 yıllarında çoksesli müzik kayıtlarının, orta ve büyük ölçekli orkestra eserlerinin ve diğer enstrümental müzik kayıtlarının artmasına neden oldu.

1930’larda baş gösteren dünya ekonomik krizinden, JukeBox’lar da nasibini almış, onların yerine insanların bir ücret ödemeden dinleyecekleri radyoların yükselişi başlamış.

JukeBox geleneğinin bu krizi atlatabilmesi için Amerikan şirketleri, piyasayı canlandırmak amacıyla Avrupa müziklerinde yer alan popüler-dans şarkılarını da JukeBox’lara katmayı planladılar.

Klasik müzik repertuarı yavaş yavaş yerini dans-eğlence müziklerine bırakırken, JukeBox’un yaşamı ve gelişimi de böylece sağlanmış oldu. Bu konudaki bilgimizi şu notlarla tamamlayıp, geçmiş JukeBox hatıralarıma geri döneyim...

JukeBox’lar üç isim-model şeklinde anılıyordu: Rock-Ola, Seeburgh, Wurlitezer JukeBox’ları...

1974 sonrası Kuzey’e-Girne’ye geçtikten sonra JukeBox’larla daha bir tanışmaya başladım. Çocukluktan ergenliğe geçiş dönemlerime denk gelen JukeBox’lar artık sadece restoranlarda müzik dinlemek için değil, bu alanlarda yaplan doğum günü partilerinin de vazgeçilmez dans-eğlence eşlikcisiydiler.

Girne’de Ömer dayımızın “Moonlight” kebap restoran vardı, hatırlayanlar bilir. Bu restoranda da olmazsa olmazlardan biri; JukeBox vardı. Birkaç kez burada okul arkadaşlarımızın yaptıkları doğum günü partilerine katılmıştım. Hatırlıyorum da JukeBox’da en güzel slow şarkılar da vardı. Mesela; “If You Go Away”... bu şarkıda dans etmemek olmazdı. Kızlar erkekler; haremlik-selamlık gibi pisti önlerine alacak şekilde dizili sandalyelere oturuyorlar, özellikle de slow şarkı çaldı mı, erkek kalkıp bir bayanı dansa davet ediyordu...

bir diğer JukeBox hatıram ise; Girne eski limanına girişinde yer alan ilk restoranda vardı...MARTI restoran... Suna dayının ve oğluları; dostlarım Osman ve Ahmet’in çalıştırdıkları bu mekândaki hatıram; kışın soğuk günlerinde arkadaşım Mehmetali’yle birlikte sığındığımız, çay içip ayçiçeği çitlediğimiz, müzikleri de JukeBox’tan dinlediğimiz anılarla doludur. Bob Marley’den Jimi Hendrix’e, Country müziğin duayenlerinden; Gordon Lightfood’dan Johny Cash’e kadar aradığınız her türden plak vardı bu JukeBox’ta. Piyano gibi tuşlarında harfler ve sayılar bulunurdu. Parayı attıktan sonra mesela K-5’i tuşluyorsunuz ve Jimi Hendrix’in “All Ower The Watch Tower”ı dinlemeye başlıyorsunuz...

işte böyle...aradan yıllar geçti ve bir dostumun yardımıyla çalışır durumda değil ama bir ücret karşılığı eski bir JukeBox bulmayı, satın almayı başardım. Zamanım el verdiğince tamir etmeye çalışıyorum. Ama karar verdim; nerde bizim eski dönemlerin JukeBox’larını bulursam satın alacağım. O plakların cızırtsı, kendine has ahşap malzeme ve metal aksamları; geçmişimin parçalarından biri gibi geliyor bana...

 

 

 

Bu haber toplam 835 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Haberler