1. HABERLER

  2. DERGİLER

  3. Jale İncekol; “Umudun bizi harekete geçirmesine ihtiyacımız var”
Jale İncekol;  “Umudun bizi harekete geçirmesine ihtiyacımız var”

Jale İncekol; “Umudun bizi harekete geçirmesine ihtiyacımız var”

“Hayatta umut tek başına yeterli olmuyor. O nedenle de umudun bizi harekete geçirmesine ihtiyacımız var diyorum. Hayat devam ettiği müddetçe umut da var olacak aslında… Yeter ki biz bunun farkına varabilelim.”

A+A-

Simge Çerkezoğlu

“En çok umuda, umudun bizi harekete geçirmesine ihtiyacımız var” diyor Jale İncekol… Ama umut etmekle kalmıyor, birbirinden etkileyici hikâyelerle bu duyguyu bizlere de aktarıyor. Kariyerine dizi yönetmeni olarak başladı İncekol, şimdi belgesel çekiyor. Lefkoşa Türk Belediyesi tarafından organize edilen Avrupa Filmleri Festivali’nde izleme şansına sahip olduğumuz ‘Müzikli Bir Hikâye’ ile ‘Umutlu Bir Hikâye’ belgesellerinin içeriğini, belgesel yönetmenliğine evirilen kariyerinin detaylarını ve hayata dair gözlemlerini bizimle paylaşıyor.    

 1970 yılında İstanbul’da dünyaya gelen Jale İncekol, Ege Üniversitesi Basın Yayın Yüksek Okulundan mezun oldu. Sohbetimize yönetmenlik yapmaya nasıl başladığını konuşarak başladık.

 “O dönemde basın yayın yeni yeni popüler olmaya başlayan bir fakülteydi. Açıkçası eğitime başlarken yönetmen olmayı hayal ederek başlamadım. Halkla ilişkiler alanında çalışırım diye düşünmüştüm ama radyo televizyon bölümünü kazandım, böylece yönetmenlik ilgimi çekmeye başladı. Mezun olduktan sonra İstanbul’a döndüm. İlk başta reji asistanlığı yaptım. O yıllarda reji ekipleri iki üç kişiden oluşurdu. Şimdiki gibi çok kalabalık kadrolar değildi. Önce yardımcı yönetmen asistanlığı yapar sonra işinizde iyiyseniz zaten insanların ilgisini çeker, bir sonraki projede yardımcı yönetmenlik yapardınız. Ben de birkaç proje sonra yardımcı yönetmenlik yapmaya başladım ardından da yönetmenlik geldi.”

“HAYATIMDA HEP DİZİ YAPMAYA DEVAM EDECEĞİMİ DÜŞÜNÜYORDUM”

Türkiye’de dizilerle yönetmenlik kariyerine başlayan İncekol’un ismine,  çok popüler projelerde rastladım. Genelde yönetmenler kariyerlerine belgeselle başlar, ardından dizilerle devam eder. Oysa onun için süreç tam ters işledi ve bu günlere geldi.   

“Benim en uzun süre çektiğim dizi Kavak Yelleri oldu. Beş sezon süren bir diziydi, dört sezonunda ben yönetmen olarak çalıştım. Fakat bir süre sonra dizi yapmayı tamamen bıraktım. Dizilerde çalışma şartları çok zordu ama hayatımda ben hep dizi yapmaya devam edeceğimi sanıyordum. Fakat ailevi nedenlerle İstanbul’dan taşınmak zorunda kaldım. Sektörle olan bağım kopunca koşullar biraz da beni belgesel yapmaya yönlendirdi. Kendime ben hikâyeler çekmek istiyorum dedim. Bunu yapmak ille de dizi çekmek demek değildi tabii. Başka yol bulabilirim diye düşünürken karşıma çok güzel hikâyeler çıktı. Ben de değerlendirdim. Neredeyse on beş yıldan sonra kendime böyle bir yol seçtim.”

2017 ve 2018 yılında art arda iki belgesele imza atarken, dizi yönetmenliğinden belgesel yönetmenliğe geçisin getirilerini şöyle yorumluyor;

“Belgesel yaparken dizi yönetmeni olmanın getirdiği avantajlar oldu bana. Çok hızlı düşünüyor, durum değişikliklerine adapte oluyor, kararlar verebiliyorum. İnsan yıllarca dizi çekince belli de bir disiplin kazanıyor. Kısa sürede çekimleri yapıp bitirmeyi öğreniyor. Elbette bir belgesel için hazırlık süreci ayları buluyor ama iş çekimlere gelince aylarca çekimler yapmak yerine, bir dizi çeker gibi bu süreci kısa sürede tamamlıyorum. Şu ana kadar bir haftada, on günde çekimlerimi tamamladım.  Elbette bu ne kadar doğru bilemiyorum belgeselcilikte ama ben böyle çalışmayı öğrendim. Bu şekilde de devam edeceğim gibi görünüyor. Tabii tüm bunlar çekeceğiniz hikâyenin içeriğine de bağlı biraz. Gün gelir öyle bir proje olur ki, yılın belli zamanlarına yayılan çekimler yapmak durumunda kalabilirim.”

s1-085.jpg

“MÜZİK İNSANLARI BİRBİRİNE BAĞLIYOR”

Kıbrıs Avrupa Filmleri Festivali sayesinde İncekol’un çektiği her iki belgeseli de izleme şansına sahip oldum. İlk olarak Müzikli Bir Hikâye isimli belgeseli çeken İncekol, bunu Umutlu Bir Hikâye belgeseli ile sürdürdü. İkisinin ortak yanı müzik ve öğretmek temalarıydı.

“Açıkçası her iki belgesel de çok planlı değildi ama müziğin çok önemli bir birleştirici, dönüştürücü gücü olduğunu elbette biliyordum. Hikâyeler karşıma tesadüfen çıktı. Bunun yanında öğretmenlik mesleğine de büyük saygım var, çok değer veriyorum. Kendini mesleğine adayan, varlık sebebini çocukları yetiştirmeye adayan öğretmenlere saygım sonsuz. Özellikle zor günlerden geçtiğimiz bu dönemde insanların gösterdiği çabayı, çocukları yetiştirmek adına, güzel gelecek inşa etmek adına ortaya koydukları gücü taktir ediyorum. Bu belgeseller sürecinde çok öğretmen arkadaşım oldu. Çok değerliler. Yaptıkları bu güzellikleri çok daha fazla insan görmeli ve bilmeli diye düşünüyorum. Tanıdıkça içine girdikçe onlara saygım ve hayranlığım artıyor. Çok plansız da olsa bu hikâyelerin benim karşıma çıkmasından çok mutluyum. Müzik de öğretmenlik de kutsal. Öğretmenler geleceği inşa ediyor, müzik yoluyla bunu yapınca verdikleri emek daha çok karşılık buluyor. Müzik bir tutkal gibi sorgusuz sualsiz hangi dilden, dinden, ırktan, görüşten olursa olsun insanları birbirine sımsıkı bağlıyor. Bunlar benim şansım oldu. Şimdi üçüncü belgesel üzerinde çalışıyorum. Bu belgesel de yine bir kadın müzik öğretmeninin hikâyesi olacak. Müzik ve eğitim üçleme olacak.”

s2-074.jpg

“HİKÂYELER SADECE HABER OLARAK KALSA BİRKAÇ GÜN İÇİNDE UNUTULUR GİDER”

İlk belgesel ‘Müzikli Bir Hikâye’, Muş’un Varto ilçesinde geçiyor. Bir kadın öğretmenin yokluk içinde kurduğu, öğrenci orkestrasının hikâyesini anlatıyor. İzlerken insanın boğazı düğümleniyor. Kürt çocukların eğitim aldığı bu okulda şehirli bir öğretmen, onlara bambaşka bir dünyanın kapılarını aralıyor. Bir kadının çabası pek çok hayata dokunuyor.

“Daha önce de söyledim zor günlerden geçiyoruz. İnsanlar umutsuz. Geleceğe dair ışık göremiyor. Ben de ne yapabilirim diye düşünürken bu çocukların hikâyesi haber bülteninde karşıma çıktı. Beni adeta büyüledi. İzmir’den genç bir öğretmen kalkıyor Türkiye’nin diğer ucuna gidiyor. Yaşam biçimlerine, hatta dillerine uzak olduğu insanların arasında önce öğrencilerini seviyor. Sonra kendini sevdiriyor. Onların müziğe olan yeteneklerinin farkına vararak, tamamen müfredat dışına çıkarak bireysel bir çaba ile onları üç dilde şarkılar söyleyen bir orkestraya dönüştürüyor. Bu çok önemli, değerli bir çaba…  Hikâyeler sadece haber olarak kalsa, birkaç gün içinde unutulur gider. Filme dönüşerek daha kalıcı olabilirdi, birçok insan için örnek teşkil edebilirdi. Ben de böyle düşündüm ve hiç vakit kaybetmeden kısa sürede Muş’a gidip, mütevazı imkânlarla bu belgeseli çektim. Kendi küçük ama mesajı güçlü bir film oldu. İnsanlar filimden sonra ben hayatta ne yapabilirim sorusunu sordular. Hem hüzünlendiler, hem de umutlandılar. Ortada önemli bir başarı vardı ve bu tek bir kişinin çabasıyla gerçeğe dönüşen bir başarıydı.”

Hikâyenin trajik yanı belgeselde anlatılan okulun artık kapanarak imam hatip ortaokuluna dönüştürülmesi, orkestranın dağılması… Din adamı yetiştirilmesine karşı olmamakla birlikte, çocukların bu şekilde seçeneksiz bırakılarak buna zorlanması Türkiye’deki eğitim sisteminin üzücü bir sonucu…

 “Çocuklar ne olursa olsun görevlerini yapmaya devam ediyorlar. Hikâye farklı şehirlerde, ülkelerde gösterildiği müddetçe izleyenler bu hikâyeden çok şey öğrenmeye devam edecek. Şu an okulun imam hatibe dönüştürülmesi, müzik sınıfının kapatılmış olması çok üzücü ama Aslı öğretmenin o çocukların içine ektiği tohumlar mutlaka bir gün onların farklı şekillerde aldıkları müzik eğitimi ile, öğretmenlerinden öğrendikleri bilgilerle farklı şekillerde hayat bulacak. O nedenle bu güzellik bitmedi, yaşamaya devam ediyor.”

İkinci belgesel ‘Umutlu Bir Hikâye’… Yine bir televizyon haberiyle hayat bulan bu kez emekli bir öğretmenin çabasını anlatan çalışma... İncekol bu hikâye için Lüleburgaz’ın Ertuğrul köyüne giderek, hikâyenin peşine düşüyor, yetişkinlerin tabuları nasıl yıktığına şahitlik etmemizi sağlıyor.

“Çok değerli bir öğretmenin hikâyesi yine. Şükran Akdeniz altmış beş yaşında emekli olan ama kenara çekileyim, dinleneyim demeyen bir öğretmenin çabası anlatılıyor bu kez belgeselde… Şükran öğretmen uzun yıllar farklı şehirlerde öğretmenlik yaptıktan sonra emekli olarak köyüne dönüyor. Önce Lüleburgaz’daki kadınlarla çağdaş öğretmenler korosunu kuruyor. Sonra yetmiyor kendi köyü olan Ertuğrul köyü kadınları için ne yapabilirim diye düşünerek onlardan bir orkestra kuruyor. 40 ile 80 yaş arasındaki kadınları sıra dışı bir örgütlenmeyle bir araya getirerek, erkeklere kendilerini kabul ettirmelerini sağlıyor. Ben de belgeselde bu durumu duygusal ve komik bir dille anlatıyorum. Bu belgeselin diğerinden farklı olarak olumlu bir yanı var. Zaman içinde bu kadınlar sadece koro olmakla kalmıyor. Onların hikâyesi anlatıldıkça köy ziyaretçi akınına uğruyor. Kadınlar da bu sayede kahvaltı vererek, hatıra eşyası üreterek ekonomik özgürlük kazanmaya başlıyor. Yine kadının gücünü, engel tanımazlığını, taşları nasıl yerinden oynatacağını gösteren bir hikâye anlatıyorum… Hem ilki ile benzerlikler taşıyan bir hikâye, hem de coğrafya, kadınların sosyo-ekonomik durumu ve yaşıyla ilgili farklılıkları da içinde barındıran bir hikâye oluyor. Görseli biraz daha zengin, coğrafyadan dolayı daha neşeli bir belgesel ortaya çıkıyor. ”

s3-040.jpg

“TÜM BAĞIMSIZ YÖNETMENLERİN SPONSORA İHTİYACI VAR”

Film, belgesel yapmaya çalışan yönetmenlerin en önemli derdi olan finansal kaynak konusunu da konuşuyoruz… İncekol bağımsız yönetmenlere sponsor olmanın ne denli önemli olduğunu hatırlatıyor.

“Tüm bağımsız yönetmenler belgesellerini finanse edecek kaynağa ihtiyaç duyuyor. Ben de kaynaklar buluyorum. Neyse ki insanlar bize sponsor oluyor. İkinci belgeselde de Kültür Bakanlığı’ndan destek aldım. Bu sponsorlar olmasa ben film çekemem. Böyle bir ekonomik yapım yok. Tüm bağımsız yönetmenlerin buna ihtiyacı var. Tabii dünyada da pek çok fonlar var. Uluslararası festivallerde belgeseli göstermek için de fonlara başvurmak doğru bir yöntem aslında ama ben o noktada değilim. Yaptığım filmlerin herkes tarafından anlaşılabilir, izlenebilir ve barındırdığı mesajların herkes tarafından anlaşılabilir olmasını istiyorum. Benim için önemli olan bu… Çocuklar da eğitim düzeyi düşük insanlar da izlediğinde belgesellerimi anlasın istiyorum. Elbette festivaller de yeni olanaklar yaratıyor, filmlere yeni yollar açıyor. Benim bu yönde çabam olmasa da bu belgeseller çok iyi festivallerde de kendilerine yer buldu. İlk belgeselim Müzikli Bir Hikâye üç ödül kazandı.  Hatta şimdi kız çocuklarını okutmaya da katkı sağlıyor. Amerika’da on üç eyaleti dolaşarak, elde edilen gelirle kız çocuklarının okutulmasına katkı sağlanacak. Sonuçlarından çok memnunum. Kıbrıs’a bu belgeseller sayesinde geldim mesela. Uzun yıllar televizyon sektöründe çalışırken bunu düşünemezdim. O yıllarda kapalı bir çevrenin, birbirine benzeyen insanların arasında kaldım. Oysa belgeseller bana yeni yerler, yeni insanlar, pek çok farklı meslekten, ekonomik yapıdan insanla buluşmamı sağladı. Bu da beni çok zenginleştiriyor. Bundan sonra yapacaklarıma da katkı sağlıyor. Tanıştığım yeni insanlar, gittiğim yeni yerler ufkumu genişletiyor.”

“KÖY ENSTİTÜLERİ BENİM İÇİMDE TAŞIDIĞIM BİR YARA”

Yeni belgeseli biraz daha detaylandırıyoruz. Jale İncekol şimdi Türkiye’nin unutulmaz başarısı, köy enstitülerinin ve öğretmenlerinin hikâyesini anlatmak üzere kolları sıvadı.

“Diğer iki projenin aslında merkezinde de köy enstitüleri var. Çünkü benzer bir ruhla çalışılarak, başarılı olan hikâyeleri anlatıyorlar. Belki günümüzde geçiyor ama enerjiyi oradan alıyor. Benim çıkış noktan bu aslında. Köy enstitüleri benim içimde taşıdığım bir yara. Kapatılmasa ne olurdu diye hep sorduğum bir soru… Böylece üçüncü hikâyemde tamamen köy enstitülerini anlatmak istedim. Yine enstitülerin tarihini anlatmak yerine kendi üslubuma göre içinde hikâyenin ve dramanın olduğu bir hikâye olacak. Bu kez köy enstitülerinden emekli öğretmenler yeni nesille buluşuyor. Çekim yapacağım köy okulu da köy enstitüsü ruhuyla çalışan, Denizli’nin bir köyünde olan bir okul. Bu okul da karşıma tesadüfen çıktı. Gerçekten doğru bir şeyler yapıyorum sanırım, böylece tüm bunlar karşıma çıkıyor.”          

“BİR ŞEYLERİN DEĞİŞMESİNİ BİRİLERİNDEN BEKLEMEK HAYATIMIZDAKİ EN BÜYÜK YANILGI”

Belgesellerini “en çok umuda, umudun bizi harekete geçirmesine ihtiyacımız var” şiarıyla hayata geçiriyor Jale İncekol… Umudun insanları nerelere taşıyabileceğini ise röportajımızın son sözleri olarak paylaşıyor.    

“Hayatta umut tek başına yeterli olmuyor. O nedenle de umudun bizi harekete geçirmesine ihtiyacımız var diyorum. Hayat devam ettiği müddetçe umut da var olacak aslında… Yeter ki biz bunun farkına varabilelim. Bir şeylerin değişmesini birilerinden beklemek hayatımızdaki en büyük yanılgı… Bizim kendimize ben ne yapabilirim sorusunu sormamız gerekiyor. Ben de bu nedenle güzel şeyler yapan insanları gösteriyorum. Bunlar bize umut verecek hikâyeler. Yoksa umut etmek; sadece bir köşede oturup, iyi şeyler hayal etmek, bir gün güzel şeyler olacak diye düşünmek anlamına gelmiyor. Umut birilerini beklemeden de harekete geçmek aslında…”                              

 

s4-015.jpg

 

                                                                                                                        

 

    

Bu haber toplam 1311 defa okunmuştur
Adres Kıbrıs 419 Sayısı ISSN 2672-7560

Adres Kıbrıs 419 Sayısı ISSN 2672-7560

Önceki ve Sonraki Haberler