1. HABERLER

  2. DERGİLER

  3. İzmirli edebiyatçılar Adres Kıbrıs’a konuştu
İzmirli edebiyatçılar Adres Kıbrıs’a konuştu

İzmirli edebiyatçılar Adres Kıbrıs’a konuştu

İzmirli edebiyatçılar Adres Kıbrıs’a konuştu

A+A-

Simge ÇERKEZOĞLU

 

Feyza Hepçilingirler

“KADIN ANLATMAYA DEĞER VE GİZEMLİDİR”   

Ayvalık doğumlu olan ancak yirmi beş yıldan bu yana İzmir’de yaşayan Feyza Hepçilingirler Türk edebiyatının ve İzmir’in önemli yazarlarından. Öykü ile başlayan yazın hayatı zaman içinde roman ve deneme türleri ile devam etti. Türk diline ve yazarlığa ilişkin önemli açıklamalarda bulunan Hepçilingirler, Kıbrıslı okurlarına sevgi göndermeyi de ihmal etmedi. 

Feyza Hepçilingirler, kendini öykücü olarak tanımlamayı tercih ediyor. “Benim ruhum öyküye daha yatkın” diyerek yazmaya dair çok önemli saptamalarda bulunuyor. O anlattıkça ondan öğrenecek çok şey olduğunu düşünüyorum.
“Yazarlığımda aslında belli dönemler oldu. On beş yılımı sadece Türkçe diline yönelik yazılar yazmaya ayırdım. Şu anda üstünde en çok çalıştığım kitaplar çocuk kitapları. Bir süre sadece çocuklara yönelik olarak kendime zaman verdim. Ancak günün sonunda kendimi en çok öyküye yakın buluyorum. Benim yaşam biçimim, hayata bakışım ve anlatım tarzıma öykü daha yakın. Ben edebiyatta da ince işçiliği çok seviyorum. Roman biraz daha rahat bir tarz. O yüzden kendimi öyküye, öyküyü kendime yakın buluyorum.

Kadın bir yazar olarak öykülerinde çokça kadına yer verirken Türk edebiyatındaki kadın yazarlara da değiniyor. Edebiyat alanında yaşanan gelişmelerden memnun olsa da bazı eleştiriler de dile getiriyor.
“Son zamanlarda kadın yazarlarda artış var. Okurların sayısına baktığımızda kadınlar daha iyi okur. Ama yazarlığa bu durum aynı şekil yansımıyor. Cinsiyet belirtmeden yazar değince herkesin aklına erkek geliyor. Kadın yazar diye ayrıca bir ifade kullanıyoruz. Kadın yazarların sayısı erkek yazarlarla eşitlenmekten çok uzak olsa da nitelik açısından kadın yazarların tümü emek vererek eser üretiyor. Tabii satılsın çok satılsın çok kazandırsın diye yazan kadın yazarlar da var. Yine de bir edebiyatçı olarak kendini kabul ettiren kadın yazarlar olduğuna inanıyorum. Dişi ile tırnağı ile çalışarak iyi yerlere gelen kadınlarımız var. Bizler emeklerimizin karşılığını tam olarak görmesek de, eserlerinin çok daha önemli ve değerli olduğunu düşünüyorum.” 

POPÜLER KÜLTÜR

Popüler kültür yazarlığına ilişkin bir kitap kaleme alan Hepçilingirler’le  yazarlardaki çok satan olma kaygısını da konuştuk. Sonuçta ise bu durumun edebiyata zarar verdiğine karar verdik.
“Yayın evleri çok satacak kitap ister. Bu doğaldır. Yayınevi oradan para kazanmayı amaçlayan yerlerdir, esas yazarın kendini yayın evine temsil etmesi yanlış. Burada iki tip yazar var. Eğer yazar kalıcı olmaya göz dikmişse derdi edebiyat tarihinde yer almaksa o zaman çok para kazanmayı düşünmez. Ama televizyona çıkmak, show yapmak isterse, hele de çok para kazanmak isterse fazla emek vermeden çok çabuk okunan ve tüketilen kitaplar yazabilir. Böylece çok da para kazanır. Edebiyat açısından bakınca ikinci tip yazarlar edebiyatın başına biraz beladır. Onu okuyan kişi, ona alışan okur daha nitelikli eserlere kolay geçemiyor. İyi yazarlar mağdur oluyor.”

Öykülerinde ve kitaplarında belli kadın karakterleri çizmeye çalışan yazar, bir anlamda toplumda görmeyi arzuladığı kadın figürüne satırlarında hayat veriyor.
“Kadınları yenik durumda göstermekten özenle kaçınıyorum. Kadınların mücadeleyi kazanmaları için yüreklendirilmeleri gerektiğini düşünüyorum. Benim öykülerimdeki kadınlar çok hırpalanmış olabilirler. Yine de başları diktir. Bu yolla da çok hissettirmeden kadın okurlara mesaj vermeyi planlıyorum. Mesajım ne kadar ulaşıyor bilmiyorum ama ben bir kadınım. Onları daha iyi tanıyorum. Bir kadını kadından iyi kimse tanıyamaz. Her türlü sıkıntı, dert ve düşlerini biliyorum. Kadın ayrıca bana daima anlatılmaya daha değer ve gizemli geliyor. Erkeklerin gizli kapaklı olmalarını gerektirecek durumları yok. Erkek ne düşünürse onu söyler, bunu da engelleyen herhangi durum olmaz. Kadın ise düşündüğünü söyleme konusunda her zaman engellenir. Kendini hep gizleme gereği duyar. Kendini gizleme onu daha anlatılır kılar. Kadınların böyle sırlı hayatları olması beni onları anlatmaya daha çok çekiyor.”

Özellikle Türkçe’nin kullanımına ilişkin “Off” kitabı ile adeta satış rekorları kıran yazar yine dile özen gösteren kişilerin bu kitabı okuduğuna inanıyor.
“Dil konusunda hassasiyeti olan ve Türkçe öğretmenleri tarafından kitabın tavsiye edilmesi sonucu bu kitap çok okundu. Kitap bir şeyleri değiştirip düzeltti mi diye baktığımda çok olumlu bir şey görmüyorum. İlk basımı 1997 yılında yapıldı. Neredeyse yirmi yıl. Bir Türkçe duyarlılığı artışı sağladı diyebilirim ama yanlış yapanlar daha fazlasını yapmaya devam ediyor. Çünkü okumuyorlar.”

 

***************************

Aydın Uysal

“ÖZGÜRLÜĞE GİDEN YOL ŞİİRDEN GEÇER”

Aydın Uysal İzmirli genç bir şair. Yine İzmirli şair Atilla İlhan’la tanışmasıyla başlayan şiir yolculuğu o günden bugüne kesintisiz sürüyor. Şiir yazmak için çok şiir okumak gerek diyen Uysal’ın iki şiir kitabı var. Şiirin daha çok toplumsal yanı ile ilgilenirken, özgürlüğü şiirlerinin ana teması olarak belirliyor.  “Genç bir şairsem gençlere ulaşabildiğim için gencim” diyor.     

Şiir yazmaya tesadüfen tanıştığı Atilla İlhan ile başlayan şair onunla nasıl tanıştığını en ince ayrıntısına kadar hatırlıyor.
“Ben on beş yaşındayken İzmir’de Atilla İlhan’nın bir şiir dinletisine gitmiştim. Çok kalabalıktı. İlk başta sıra bana gelmeyecek dedim. Sonunda sıra geldi. Çok heyecanlandım. O heyecanımı görünce şiir yazıyor muyum diye sordu. Yanımda giderken şiirlerimden götürmüştüm. Yazdıklarımı okudu ve bana tek bir şey söyledi; “Bol bol şiir oku.” Ondan sonraki süreçte de daha az yazıp daha çok okumaya başladım. Hala da çok okuyorum. Bu olaydan birkaç yıl sonra da aramızdan ayrıldı ama hayatımdaki anısı hep kaldı. Başka usta yazarlarla hala şiir ve edebiyat konuşmaya devam ediyorum. Şiirin böyle gelişeceğine inanıyorum.”

Edebiyatın kalbi İstanbul’da atıyor gibi algılansa da İzmir’den başka yere taşınmayı düşünmeyen genç şair bunun nedenini de şöyle özetliyor.
“Aşklarımı da ayrılıklarımı da dertlerimi de hep burada yaşadım. Ben İzmir’den ilham aldım. Şehirle şiirimin hep bir bağlantısı oldu. Bu şehri seviyorum. Bu şehirde şiiri daha da çok seviyorum. Hiçbir zaman İstanbul’a gitmeyi düşünmüyorum. İzmir’in şiirini yazmaya çalışıyorum.”

Toplumsal bir şair olduğunu söyleyen Uysal şiirlerinin içeriğinden bahsederken hayatın her alanındaki özgürlüğe vurgu yapıyor. Korkmadan anlatıyor.
“Toplumsal olaylarda, savaşlarda zulümlerde bu tür olaylardaki toplumsal baskıyı hissederek şiir yazıyorum. Her baskının şiirle daha çok özgürleşeceğini düşünüyorum. Şiirimin ana teması özgürlük. Aşkta da sevgide de yaşamda da özgürlük. Özgürlüğe giden yolun şiirden geçtiğini düşündüğüm için hep bu mesajı veriyorum. Toplum ne kadar özgürse şiir ve edebiyat da o kadar özgür olacaktır. Şu an toplumun özgür olduğunu söyleyemeyiz. Bunu mümkün kılacak değerler yine şair ve yazarın çabası, baskıyı kendinden üstün sayması ile mümkün olacak. Eninde sonunda şiir tüm baskıları yenecektir.”

“İNSAN DEĞİL, TOPLUM UMUTSUZ”

Türkiye’de yaşayan herkes gibi onun da umutsuzluğa kapıldığı anlar oluyor. Bu şiirlerine de yansıyor.
“Benim de herkes gibi umutsuzluğa düştüğüm zamanlar oluyor. Bu durumda yaptığım tek şey yine şiire sarılmak. Şiirlerde kendimi bulmak. İnsanların mutsuz ya da umutsuz olduğunu gördüğümde hep onlara da şiir okumalarını öneriyorum. Bana göre şiir insanı rahatlatan ve güzelleştiren bir şey. Aslında Türkiye’de insanlar umutsuz değil, toplum umutsuz. Toplum umutsuz olduğu için yazar ve şairler de umutsuzuz. Bu yazdıklarımıza da yansıyor. Gelecek için umutluyum. Şiirlerimde ve yazdıklarımda da umut da var umutsuzluk da. Yine de umut daha da çok olmalı.” 

Türkiye Edebiyatçılar Derneği’nden istifa eden şairin istifası özellikle sosyal medyada çok konuşuldu ve tartışıldı. Bu konunun detaylarını anlatan Uysal’ın meselenin özünün “benmerkezci” insanlar olduğunu söylüyor.
“Edebiyatçılar Derneği’ne 2010 yılında üye oldum. Her zaman yazarın ve şairin de sendikası, kendi hakkını aradığı bir yer olmalı dedim. 2012 yılında İzmir’de bir grup o dönemki başkanı istemiyordu. Oysa ben desteklemiştim. O dönem çok tepki aldım. Şehirde dernekten toplu istifalar yaşandı. Başkanın değişmesini istiyorlardı. Ben aldırmadım bugüne kadar da aktif olarak İzmir etkinlikleri için özellikle çok çalıştım. İzmir temsilciliğine sahip çıktım. İzmir’de derneği çok sözü edilir hale getirdim. Yazar ve edebiyatçıları dernekle barıştırdım. 2012 yılındaki seçimde sekiz dönem başkan olan Gökhan Cengizhan son kez aday olacağını söyledi. Aslında Cengizhan’a  tepki gösterenler haklıydı. Yine de ona son bir şans vermek istedim. Ancak bu yıl başkanın yeniden aday olacağını söylemesi üzerine artık ben de istifa ettim. Böyle koltukların nesi tatlı oluyor anlamıyorum. Dokuz yıl bir derneğin başkanlığını yapmak çok uzun süre. Benim de insanlara verecek cevabım kalmadı. Ben de istifamı açıkladım. Her mercide de duyurdum. Derneklerin bir kişiye ait olduğunu düşünmüyorum. Dernekler tüm üyelere aittir. Koltukta aynı kişi oturduğu sürece de bu dernek görevini yeterince yerine getiremeyecektir.”

Bu haber toplam 402 defa okunmuştur
Adres Kıbrıs 212. Sayısı

Adres Kıbrıs 212. Sayısı

Önceki ve Sonraki Haberler