1. YAZARLAR

  2. Sevgül Uludağ

  3. “İstanbul Rumları’nın sürgününün 50. Yılı…” 2
Sevgül Uludağ

Sevgül Uludağ

0090 542853 8436/00357 99 966518
Yazarın Tüm Yazıları >

“İstanbul Rumları’nın sürgününün 50. Yılı…” 2

A+A-

 

Nilay VARDAR 

Bunun yanında kültürel anlamda da sıkıntılar var. Yemekler farklı, sohbet farklı, dilde farklılıklar var. Türkiye’den geldikleri için farklı gözle bakılıyorlar... İlk gelenler arasında özellikle ileri yaş gruplarında doğup büyüdükleri yerden sürgün edilmelerinin üzüntüsünden dolayı çeşitli rahatsızlıklar baş gösteriyor, bazı intihar vakaları yaşanıyor.

Kuklalarla hatırlayanlar var

İkinci kuşak denilebilecek çocuklar ise bir şekilde uyum sağlıyorlar, kimi İstanbul’da öğrendikleri meslekleri burada devam ettiriyor, kimi yeni iş alanlarına yöneliyor. Ama evinde hala Tarlabaşı’nda doğup büyüdüğü sokağın gündelik hayatını yansıtan kuklalar yapan Madam İrini gibi de İstanbul’u hala hayatlarının merkezinde yaşatan çok fazla insan var. 

Türkiye’de kalan Rum cemaatinin sayısı şu an 2000’den az. Düşünsenize İstanbul’un en kadim halkı en az İstanbul’da kaldı. Dünyanın bir ucundaki Sydney’de bile daha fazla İstanbullu Rum var. Bir avuç kalmışsınız. Çok ağır bir travma.

Türkiyeli azınlıklar için endişe her zaman var. Ne zaman bir şey olsa bu ülkede ilk oklar azınlıklara çevrilir. Ne zaman Kıbrıs dense gözler hemen Rum cemaatine çevrilir. Kıbrıs ile hiç ilgileri olmadığı halde. Neyse ki şu günlerde eskiden olduğu gibi “Vatandaş Türkçe Konuş” ya da “Rumlardan yaptığın her alışveriş Kıbrıs’ta bir kurşun olarak Türk kardeşlerine sıkılıyor” gibi söylemlerle karşılaşılmıyor.
Kalanlar inatla İstanbul’u terketmeyenler. Elbette eski arkadaşlar, 60’lı yıllar öncesindeki muhabbet, özlem telafisi mümkün olmayan şeyler. Özetle İstanbullu Rum nüfus eski kalabalık güzel günlerin anılarıyla yaşayan bir cemaat artık.

Türk medyası "görevini" yerine getirdi

***   O dönem medyanın rolü nasıldı?

O dönemde hem Türk hem de Yunan medyası alışılagelmiş rolünü oynuyor. Yani medya devletin aldığı kararlarda propaganda mercii. 1964'e doğru gazeteleri incelediğimizde Türk medyasında sürekli Kıbrıs meselesiyle İstanbullu Rumları özdeşleştirmeye çalışan bir anlayış görüyoruz. Ya Kıbrıslı Rumlar adadaki Türklere saldırıp büyük katliamlar yapıyorlar yahut İstanbuldaki bir Rum arkadaşını öldürüyor yahut dolandırıcılık yapıyor.

Yani yıllar boyu zihinlere Rum kimliği Kıbrıs'la bağlantılı kötücül bir imge olarak yerleştiriliyor. Hatta o dönem Hürriyet gazetesinin okur köşesinde biri, "yahu Kıbrıs'taki olaylarla İstanbullu Rumların ne alakası var, haksızlık ediyorsunuz" şeklinde bir yorum yaptığında neredeyse lince uğruyor ve birkaç gün sonra konuyu yanlış anladığını söyleyerek özür diliyor. Bu linç anlayışı dönemin önde gelen köşe yazarlarında da mevcut. Kısacası Türk basını toplumu 6-7 Eylül yahut 1964 Rum Sürgünü gibi hadiselere hazırlamak adına "görevini" yerine getiriyor.

Yunan basını ise bu hadiselere oldukça kayıtsız. O dönemin gazetelerine baktığınızda ilk sayfalarda Yunan Kralı'nın düğünü, Kral'ın çeyizi, yahut balayı ile ilgili haberler görüyorsunuz. Sürgün ile ilgili yazılar genelde gazetenin arka sayfalarında ve taş çatlasa bir iki paragraf.

 

"Yorgo diye bir arkadaşım vardı..."

***  Projeniz neyi amaçlıyor?

Yakın tarihte onbinlerce kişinin hayatını etkilemiş bir olaydan bahsediyoruz.  Bunun yanında mal mülk meseleleri de var. Rumlar bu ülkenin geçmişinde “aaa bak ne güzel Rum evi, yahut bizim çocukken Yorgo diye bir arkadaşımız vardı” diye bahsedilecek kültürel bir motif değil. Devletin geçmişte hakkını gaspettiği bir toplum öncelikle bunun telafisi gerekiyor. Elbette bu bir sergiyle gerçekleştirilecek bir şey değil ama biz bunu en azından yeniden tartışmaya açıyoruz.

Şunu unutmamalıyız ki devlet 90’larda onca köyü boşaltırken kendinde bu hakkı ve keyfiyeti hep bu hasıraltı etmelerden, hatırlamamalardan, konuş(a)mamaktan aldı.

* 1923 Nüfus mübadelesinden sonra iki ülke arasındaki buzları eritmek için 1930'da dönemin Türkiye ve Yunanistan Başbakanları İsmet İnönü ve Elefterios Venizelos arasında "İkamet, Ticaret ve Seyrisefain Mukavelenamesi” anlaşması imzalandı. Buna göre, her iki ülkenin vatandaşları diğer ülkeye seyahat ederek, ticaret yapabilecek ve yerleşebilecek. Ancak 1960’ların başında iyice gerginleşen Kıbrıs meselesi nedeniyle 16 Mart 1964'te bu anlaşma tek taraflı olarak fesh edildi. Ve Yunan uyruklu Rumların sınır dışı edilmesi başladı.

** 4 Mart'ta Depo'da açılacak sergi bir ay açık kalacak. Sergi daha sonra Ankara ve Atina'ya gidecek. Projenin diğer ayağı da Ekim ayında İstanbul Bilgi Üniversitesi'nin ev sahipliğinde yapılacak uluslararası bir sempozyum. 


(BİANET.ORG – Nilay VARDAR – 31.1.2014)

Bu yazı toplam 1338 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar