1. HABERLER

  2. ARŞİV

  3. İsimsiz bir köyden notlar...
İsimsiz bir köyden notlar...

İsimsiz bir köyden notlar...

Değirmenlikli (Kitrea) Maria’yla 25 Eylül 2009’da gittiğimiz Lefkoşa’nın hemen dışındaki bir köyde, karşılaştığımız manzara tüylerimizi diken diken ediyor... Öyküsünü öğrenmesek, sıradan bir eski kamyon deyip geçeceğiz... Oysa bizi bura

A+A-

 

 

Değirmenlikli (Kitrea) Maria’yla 25 Eylül 2009’da gittiğimiz Lefkoşa’nın hemen dışındaki bir köyde, karşılaştığımız manzara tüylerimizi diken diken ediyor...

Öyküsünü öğrenmesek, sıradan bir eski kamyon deyip geçeceğiz... Oysa bizi buraya getiren Kıbrıslırum şahit, dehşet içinde öyküsünü anlatıyor:

“Bu kamyon, bir portokal kamyonuydu...” diyor... “Kamyonun sürücüsünü barikatta tutukladıktan sonra, kamyonu yolun kenarında birkaç gün kalmıştı... Portokal yüklüydü... Portokalları köylülere dağıtmışlardı.

Barikatta tutuklanan kamyonun sürücüsü polis istasyonuna götürülmüştü, orada tutukluydu... Bir süre sonra kamyonu da polisin yakınına çektiler... Sonra hem portokalcıyı, hem de karakolda tutuklu bulunan başka bazı Kıbrıslıtürkler’i öldürüp köyün dışındaki sıra kuyulara gömdüler... Kamyonun kasasını söktürdüler, bu şekle getirdiler.. Bu kamyonu yıllarca bu köyde kuyu açmakta kullandılar... Sonra kamyona el koymuş olan şahıs, uzun süre kamyonu evinin dışında tuttu, sonra da onu köyden başka birisine sattıydı... Şimdi da burada, hurda yığını gibi duruyor...”

Duyduklarımızı Maria’yla birlikte hazmetmemiz için susuyor çünkü yüzümüzün renginin solmuş olduğunu farketmiş olmalı...

“Bir kamyon daha var” diyor, “sürün da oraya da götüreyim sizi...”

Gerçekten de bu kamyonun tıpkısının aynısı az ileride duruyor...

“Ya bu kamyon, ya da diğeri” diyor, “portokalcının kamyonu... Ama belki de bu kamyonun sahibini de aynı şekilde öldürmüşlerdir, kim bilir? Bu yönde köyde çeşitli söylentiler vardı... Bu işleri yapanlar şimdi hayatta değil... Fazla oyalanmaylım, bu köy tehlikelidir... Beni burada görürlersa işim biter” diyor...

Alel acele fotoğraf çekiyorum ve şahidimizi gideceği yere bıraktıktan sonra, köyden ayrılıyoruz...

Bir süre sonra şahidimizle yeniden buluşuyoruz, bizi köyde “kayıp” edildiği söylenen Kıbrıslıtürkler’in olası gömü yerine götürüyor bu kez... Geçen defa da bu bölgeden geçmiştik fakat belirgin bir yer görmemiştik... Sonra birkaç telefon ediyor ve bölgeyi çok iyi bilen bir başka Kıbrıslırum’la buluşuyoruz... Sonuçta sıra kuyuları buluyoruz... Yeni tanıştığımız Kıbrıslırum bize kuyuların tam yerini gösteren bir de harita veriyor... Ona teşekkür ediyoruz... Ona da, şahidimize de...

Bu köyde “kayıp” edildiği söylenen Kıbrıslıtürkler’in hikayesini kaleme alıyorum, bu yazılar hem YENİDÜZEN’de, hem POLİTİS’te yayımlanıyor... Aradan belki altı ay geçtikten sonra, Maria’yla yeniden bu köye uğruyoruz... Yanımızda, babası bu bölge yakınlarında “kayıp” edilmiş bir de Kıbrıslıtürk var... Ona kamyonları göstermek istiyoruz... Fakat kamyonlardan birisi yerinde yok...

O zaman şahidimizi arayıp soruyoruz:

“Herhalde bu köyle ilgili yazdıklarını okuyunca mı kaldırdılar kamyonu oradan?” diye soruyor bana.

“Kamyonlardan hiç söz etmediydim ki yazılarımda...” diyorum...

“Belki de yalnızca tesadüftür, kamyon hurda olduğu için götürüp onu biryerlere attılar” diyor...

“Belki” diyorum...

Peki bu kamyon ya da kamyonlara nasıl yeni plaka alabildiler zamanında? Çünkü eski plakaları sökmüş olmalıydılar...

Ama bu da dert mi? Yorgacis’in “timi”nden olan bu şahısların, herhalde İçişleri Bakanlığı’nda böylesi bir dolap çevirmekte hiçbir dertleri olmazdı. Çünkü onlar korunup, kollanıyordu... Tıpkı bizdekilerin de yıllarca korunup kollandığı gibi...

Bu köyde “kayıp” edildiği söylenen Kıbrıslıtürkler’in hangi sıra kuyulara gömülmüş olduğu hakkındaki haritayı Kayıplar Komitesi’nin Kıbrıslıtürk ve Kıbrıslırum yetkililerine 2009 yılında vermiştim. Bu köyde henüz kazı yapılmadı...

Şahidime “Bu köyde nasıl yaşayabiliyorsun?” diye soruyorum... “Her sabah uyanıp da yıllar yılı o katillerle karşılaşmak korkunç bir şey olmalı...”

Katiller... Onları tanımadığınız, isimlerini bilmediğiniz zaman konu biraz “soyut” kalıyor ama bir kez isimlerini öğrendiğinizde, bu sizi çok kötü biçimde etkiliyor... Artık onların kimler olduğunu biliyorsunuz... Onlar isimsiz birer şahıstan ibaret değil... Onlar soluk alıp veren, işine ya da kahveye giden, arkadaşlarıyla şakalaşan ve hiçbirşey olmamış gibi yollarına devam eden şahıslar... “Soyut” birer figür değiller, somut olarak isimleri, adresleri, evleri, aileleri, çocukları, torunları var...

Belki bu yüzden, bazı “kayıp” yakınları, babalarını ya da eşlerini kimlerin öldürmüş olduğunu hiçbir zaman öğrenmek istemezler, konu açılacak olsa buna tepki gösterirler... O kadar çok acı çekmişlerdir ki, bu konuda daha fazla ayrıntı öğrenip de daha fazla acı çekmek istemiyorlar belki de...

Kıbrıs’ın asıl trajedisi, tüm bu katilliklere, her iki toplumda da son 50 yıldır göz yumulmuş olmasıdır... Bu işleri yapanların korunup kollanması, her bir toplumun idarecilerinin onlara sahip çıkması, onlardan hiçbir hesap sorulmaması ve işi zamana yayarak, tüm bunların örtbas edilmek istenmesidir... Kıbrıs’ın asıl trajedisi, bu yargısız infazcılar kendi ecelleriyle öldükleri zaman da, her iki tarafta da birer “kahraman”mışçasına toprağa verilmeleri ve hayatlarının hiçbir döneminde, işledikleri insanlık suçlarıyla ilgili hiçbir soru, hiçbir dava, hiçbir hesap vermeyle karşılaşmamış olmalarıdır.

İşte bu yüzden Kıbrıs, yeryüzünün en tehlikeli bölgelerinden biri olarak nitelenebilir: Çünkü her iki toplum da “katilleri”nden hiçbir zaman hesap sormamıştır, öldürülenlerin yanına kalmıştır öldürülmeleri... Öldürülen masum insanların geride bıraktığı ailelerinin çektikleri o büyük acılar da o zavallı ailelerin yanına kaldı... Çoluk-çocuk perişan edildiler... Niçin? Her iki tarafta da efendilerin saltanatı devam etsin diye mi?

Geçmişten fazla bir ders çıkardığımız yok: Çünkü işlenmiş olan suçlar karşısında başımızı başka tarafa çevirmeyi, görmezden gelmeyi, bilmezden gelmeyi, duymazdan gelmeyi tercih ediyoruz bu adanın iki ana toplumu olarak... Çünkü insanlık suçu işlemiş olanlarla ilgili yüzleşmenin gerçekleştirilebileceği demokratik bir tartışma ortamı yok iki tarafta da...

Bu yüzden sayfayı çevirin, canınız sıkılıyorsa Facebook’a takılın, orada dikkatinizi dağıtacak çok şey var... Böylece unutmanız daha kolay olur...

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Bu haber toplam 1405 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Haberler