1. HABERLER

  2. ARŞİV

  3. İşgücü piyasasında cinsiyet ayrımcılığı
İşgücü piyasasında cinsiyet ayrımcılığı

İşgücü piyasasında cinsiyet ayrımcılığı

Edagül Türker (FEMA aktivisti): Kadının kamusal alanda olmaması gerektiği düşüncesi Antik Yunan’dan günümüze kadar gelmiştir. Kadın özgür bir birey olarak değil, özel alandaki rol ve sorumlulukları üzerinden tanımlanmıştır

A+A-

 

Edagül Türker (FEMA aktivisti)

edagltrkr@gmail.com

 

Kadının kamusal alanda olmaması gerektiği düşüncesi Antik Yunan’dan günümüze kadar gelmiştir. Kadın özgür bir birey olarak değil, özel alandaki rol ve sorumlulukları üzerinden tanımlanmıştır. Bu da biz kadınların kamusal alandaki faaliyetlere katılımını bir hayli zorlaştırmıştır. Gerek devlet tarafından gerekse toplum tarafından kadınlara dayatılan bu rol ve sorumluluklar üzerinden iş gücü piyasasında cinsiyete dayalı ayrımcılık ortaya çıkmıştır. Buna bağlı olarak meslekler kadın ve erkek işi olarak ayrılmış ve mesleki katmanlaşma yatay ve dikey olarak iş gücü piyasasını şekillendirmiştir.

Ortodoks geleneğe göre, iş gücü piyasasında ayrımcılık, eşit verimliliğe sahip bireylerin çeşitli etkenlere bağlı olarak eşit olmayan davranışlara maruz kalması olarak tanımlanır. Bu etkenlerin en başında ırk, etnik köken, yaş ve cinsiyet gelmektedir. Yani bireyler verimlilikleri göz önüne alınmaksızın kişisel karakteristik yapıları üzerinden değerlendirilmektedirler. Özellikle günümüz iş gücü piyasasında cinsiyete dayalı ayrımcılığın bir hayli arttığını görmekteyiz. Çalışan kadın sayısının artmasına karşılık, kadınlar iş gücü piyasasında ataerkil ideolojiye ve onun etkilerine maruz kalmaktadırlar. Gerek işe alınmada, gerek terfi konusunda ya da gelir dağılımında gözle görülen bir eşitsizlik vardır.

Neo-klasik ayrımcılık teorileri incelendiği zaman çeşitli etkenlere bağlı olarak kadın-erkek eşitsizliğinin nedenleri açıklanmaya ve bu eşitsizlik meşrulaştırılmaya çalışılmıştır. Her şeyden önce neo-klasik iktisat piyasanın rekabetçi bir yapısı olduğundan bireylerin rasyonel davranmasını beklenmektedir. Çalışanlar sahip oldukları özelliklere göre kendilerine en uygun işi bulmaya çalışırlar. İşverenler ise üretimi ve karı maksimize etmeyi aynı zamanda da harcamaları minimize, yani azaltmayı hedeflerler. Yani kısaca hem işverenin hem de çalışanın rasyonel olması beklenir. Bu yüzden çalışan yani iş gücünü işverene kiralayacak olan kişinin kendine yatırım yapması gereklidir. Bir başka deyişle kişinin beşeri sermayesinin niteliği büyük önem taşımaktadır. Beşeri sermaye parasal olmayan faktörleri içermektedir. Bireyin niteliğini ve verimliliğini artırmak için kendisine yaptığı zorunlu eğitimi ve zorunlu olmayan eğitimi kapsamaktadır. Zorunlu eğitimde lisede, üniversitede(yüksek lisans, doktora) alınan eğitime ek olarak zorunlu olmayan fakat bireyin niteliğinin artması için ekstra olarak kendisini geliştirmesidir. Örneğin yabancı dil öğrenilmesi gibi. Bunların yanı sıra iş yerinde alınan eğitim de beşeri sermayenin içine girer.

Beşeri sermayemizi oluştururken ekonomik, toplumsal ve kültürel etkenler büyük rol oynamaktadırlar. Bireysel olarak tercihlerimizi farklı olsa da özellikle zorunlu eğitim sonrası meslek seçerken ailemiz tarafından yönlendiriliriz. Kız çocukları büyük çoğunlukla öğretmenlik, hemşirelik, kuaförlük gibi mesleklere yönlendirilir. Bu doğrultuda meslek okullarına gitmemiz istenir. Bu tür meslekler ailedeki geleneksel iş bölümüne uygundur. Birçoğumuzun ailesi öğretmen olmanın bir kadın için en uygun meslek olduğunu, iş dışında kalan zamanlarda rahatça ev içi sorumluluklarını ve çocukların bakımını yapabileceğimizi söylemekteler. Yani hayatımızı geçireceğimiz mesleği sevmekten ziyade, sorumluluk ve görevlerimize bağlı olarak seçmemiz istenir. Fakat aynı durum erkeklerde görülmez. Siz hangi anne- babanın ağzından erkek çocuklarına ‘Oğlum öğretmen ol ki, kalan vakitlerinde ev işlerini yapabilesin, çocuklarına bakabilesin’ gibi bir sözün söylendiğini duydunuz? Görüldüğü üzere yazımın başında dediğim gibi kadın olmak, üzerine yapışan görev ve sorumlulukları da beraberinde taşımak anlamına gelmektedir.

Bunların yanı sıra, çalıştığımız meslekte dikey katmanlaşmaya bağlı olarak ilerleyemememizin de nedeni cinsiyete dayanmaktadır. Kadınlar ev içi ya da özel alandaki sorumlulukları yüzünden erkekler kadar kolay yükselemezler. Örneğin iş yerinde verilen eğitimler genellikle erkek çalışanlara yöneliktir. Çünkü işveren yatırım yapacağı çalışanının uzun süreli, kesintisiz çalışmasını beklemektedir. Kadınların çoğu yine geleneksel rolleri ve sorumluluklarına bağlı olarak iş hayatlarına ara vermek ya da ayrılmak zorunda kalabilirler. Bu da gerek işe alınmada gerekse işte pozisyonun yükselmesinde kadınları negatif olarak etkilemektedir. Özellikle işverenler böyle bir bakış açısıyla işe alımlarda kadınları tercih etmezler. Bunların yanı sıra belirli iş yerlerinde erkek işçiler kadınların emri altında çalışmayı istemezler. ‘Kadın kısmından emir alınmaz’ diye düşündükleri için yönetici kademelerinde çoğunlukla erkekler bulunmaktadır.

Yukarıda bahsedilenler neo-klasik iktisadın beşeri sermaye modeli çerçevesine göz önüne alarak iş gücü piyasasındaki ayrımcılık anlatılmıştır. Feministler iş gücü piyasasındaki ayrımcılığı şu şekilde tanımlamaktadır: Hem işyerinde hem de ailede ekonomik, toplumsal, siyasi ve kültürel faktörlerin çok boyutlu etkileşimi sonucu, ücret düzeyi, istihdam ve mesleki konum açısından ortaya çıkan farklılaşmalar.  Burada en önemli faktör toplumsal boyuttur. Yani toplum tarafından belirlenmiş çerçeve içerisinde farklılaşmalar gerçekleşir.  Feminist teori kadının iş gücü piyasasındaki dezavantajlı durumunu ataerkil sisteme ve bu sistemin getirdiği kadının toplum ve aile içindeki ikincil konumuna bağlamaktadır. Böyle bir sistemde kadın hem iş yerinde hem de ailede erkek tarafından sömürülmektedir.

İş gücü piyasasındaki iş bölümünü ya da ayrımcılığı anlatırken yukarıda yazılanlara ek olarak feminist teorinin de analizini göz önüne almak biz kadınların neden böylesine bir ayrımcılığa uğradığımızı anlamada önemli katkısı olacaktır. Daha önce de bahsettiğim gibi sorumluluk ve rollerimizi de yerine getirebileceğimiz meslekler seçmemiz beklenmektir. Günümüzde hala kadınlar bilim alanında yer edebilmiş değildir. Zaten bilim erillikle bağlantılıdır; Bilim Adamı.  

Buradan yola çıkarak feminist teorinin iş gücü piyasasında ayrımcılık konusuna en büyük katkısı mesleki katmanlaşmanın ya da tabakalaşmanın toplumdaki kadın erkek kurgulamasıyla ne denli ilişkili olduğunu göstermesi olmuştur. Yani toplum tarafından kadın ve erkeklere biçilen kimlikler çerçevesinde mesleki katmanlaşmalar ortaya çıkmıştır. Meslekler toplumsal rol ve görevlere göre ayrılmışlardır. Örneğin kadınların bakım, yetiştirme konusunda doğal yeteneğe sahip olması, ev işlerinde daha yetenekli ve becerikli olması, sabırlı ve sebatkâr olması, fiziksel çekicilik gibi  ‘dişil’ özellikler kadınlara yapışmış olduğundan hemşire, hizmetli, bakıcı, temizlikçi, aşçı, hizmetçilik, öğretmen, kuaför, terzi, kasiyer gibi meslekler ‘kadın işi’ olarak nitelendirilmektedir. Buna karşın kadınlar toplum tarafından negatif özelliklerle de ilişkilendirilmiştir. Örneğin başkasının yönlendirilmesine açık olma, daha az fiziksel güce sahip olma, bilim ve matematikte daha az yetenekli olma gibi önyargılar kadınların şu tarz mesleklere girmesini zorlaştırmıştır: yönetici/müdür, inşaat işçiliği, mimar, mühendis, polis, pilot, gemi kaptanı. Bu tür meslekler ‘eril’ karakterlere sahip olmayı gerektirdiğinden kadınların bu gibi işleri yapması beklenmez.

Sonuç olarak yazımın en başında vurguladığım üzere kadınların kamusal alana çıkması bir hayli zor olmuştur. Günümüzde hala bunun etkilerini görmekteyiz. Yaşadığımız hayat tarzından seçtiğimiz mesleğe kadar kendimiz dışında ev ve çocukların sorumluluğunu düşünmemiz istenmektedir. Bunlara uygun olarak meslek seçmemizi, aksi takdirde birçok kadının yaptığı gibi işten ayrılmamız beklenir. Yani ev içi sorumluluklar bizim hayatımızın önüne geçmektedir. Buna karşın hiçbir erkek ev işlerinin yürütülmesi, çocukların bakımı için asla işinden ayrılmaz. Böylece erkekler gerek deneyim, gerekse tecrübe konusunda kadınlardan daha ileri seviyeye ulaşmaktadırlar. Bu da biz kadınların tüm dünyada hem kazanç, hem statü konusunda erkeklerden geride olmamıza neden olmaktadır. Biz kadınlar hem ev içinde hem de ev dışında çalışmak zorunda kaldığımızdan verimliliğimiz, gücümüz azalmaktadır. Bu yüzden iş gücü piyasasında kalmak ve yükselmek bir hayli zorlaşmaktadır.

 

 

 

 

 

Bu haber toplam 1172 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Haberler