1. HABERLER

  2. ARŞİV

  3. İPLE ADIMIN ŞİİRİ!
İPLE ADIMIN ŞİİRİ!

İPLE ADIMIN ŞİİRİ!

Telaşlı ve ürkek, biraz da utangaç ama çokça meraklı. Isırmaktan kızarmış dudağının ucuna bulaşan kırmızıyı bir tebessüm sarıyor. Ve ordan bulaşıyor utangaçlığı al al yanaklarına. Tek bir cümle ve kocaman bir soru! “Sanırım aşık oldum.

A+A-

 

 

 

   Telaşlı ve ürkek, biraz da utangaç ama çokça meraklı. Isırmaktan kızarmış dudağının ucuna bulaşan kırmızıyı bir tebessüm sarıyor. Ve ordan bulaşıyor utangaçlığı al al yanaklarına.

    Tek bir cümle ve kocaman bir soru!

    “Sanırım aşık oldum. Ne yapmam lazım sence?”

    17 yaşında, kalbinin çarpıntısını hissettiğim bir genç kıza ne cevap verilir?

    Sanırımla başlayan bir cümleyi ve belki de hayatının en güzel kırmızı çizgisini, “eminim”e dönüştürmek için nasıl bir bilgi gerekir?

    Ve ne yapması gerekir? Hani nasıl davranması, ne demesi, nasıl durması gerekir?

    İnsanın ezberleri herhalde en büyük tutsaklığı. Her cümle o ezber sözcükten başlar, her nefes, o ezber duruştan güç alır. Hatta çoğu zaman, her aşk bir önceki ezberin akla takılan sesinden doğar.

    Ezberlemek güvenlidir.

    Daha doğrusu güvenli olduğu sanılır da aslında o ezberi bozmamak için bilirsiniz, okul müsameresinde şiir okurken olduğu gibi, gözlerinizi kapatmanız gerektiğini. Ve unutmayasınız diye hep bir örnek çıkardığınızı sesleri. Çarpım tablosu ezberler gibi sayıları birbirine ularken, günleri uluyoruz biz de birbiri ardına.

    Hep aynı sesten, aynı tınıdan düşüyor dilimize ezberlediğimiz hayat.

    Onca gün, onca aşk, onca acı!

    İnsanın kendi yüzüne dair bir ezberi olduğunu, en fazla yüzüm benim bildiklerim dışında değiştiği zaman anladım. İnsanın yüzü, saçından kirpiğinden kaşından oluşur ya, bunlar olmayınca da ezber akılınızdadır. Hiç gitmemişler gibi kazınmıştır. Ve şaşırırsınız siz aklınız mı yalancı, yoksa ayna mı diye, her baktığınızda.

     Ve her şaşkınlıktan sonra bile, ezberin kaldığı yerden devam etmesini izlersiniz.

     Yani hani ezberlemek bilmek demek değildir, çünkü unutulur deriz ya. Bilmenin unutulmamaktan değil, yaşayıp anlamaktan, hissetmekten geldiğini unuturuz esasen. 

    Çünkü ezberler kolay unutulmaz.

    Ve en zorudur insanın kendine ezberini bozması.

    En bildiği kendi olduktan sonra, yaşamaktan gelip gelmediği aklına gelmez bildiklerinin!

    En zoru kendini yaşamak.

    Hep birilerinin çizdiği yerden, birilerinin uzattığı ipin ucundan başlarsınız ve onun boyu kadardır yaşamanız. Bazen uzundur, çoğu zaman kısa. Biraz büyük atsanız, ya da çoğaltsanız adımlarınızı takılırsınız.

     Ya düşecek, ya acıyacak, ya da döneceksiniz.

     İpi çözmek kolay değildir. Hele biri görmeden çözmek hiç kolay değildir. Ve siz bilirsiniz ipte değildir suç ya da korku, ipin bekçilerinin kırbacındadır hapishane!

    Ve “sanırım”la başlayan aşklar, kendi eminsizliğinden değil de karşısındakinin şartlarından kaynaklanır. Çünkü O aşık olduğu kadar, çünkü O aşıksa, çünkü O aşık olmaya değerse “eminim” dersiniz. Ama aslında hiç emin olmadığınızı bilirsiniz. Ve aşkı bıraktığınızda da zaten O’ndan, O’nun kurallarından çok bağımsız tam da sizden sizin kendinize başladığınız yerden doğduğunu anlarsınız.

    Aşk sevgiliden beslenir ama kendine dönebilmenin özgürlüğünden doğar. Ve kim bilir belki de o yüzden yazar şairler mutlu aşk yoktur diye. Sancılıdır insanın kendisi. Ve sancılı bir sorudur insanın kendisiyle arasındaki.

    Kurallar dayatıyoruz birbirimize.

    Böyle konuşmalısın ve şimdi bunu demen gerekiyor. Eğer şu olursa, tam da böyle davranman gerekiyor. Bunu yapmamalısın ve bunu mutlaka düşünmelisin.

     İşte bu cümleler kadardır şiiri ipin ve adımın.

    Ve siz şu kadar dediğinizde, o yöne değil de tam tersine dönmek istediğinizde, acırsınız. Sırtınızda şaklar kırbaç, kanarsınız.

    Ama acımak mıdır aslolan, yoksa durmak mı öyle ipin ucunda asılı. Yere bassa ayaklarınız ne yazar, havada kalsa ne fark eder? İkisi de ölüm değil midir?

    Yoksa acımak mıdır aslolan?

    Acı güzledir bazen. Aşkı besler, gözyaşını ışıtır ve kalbinin yerini yeniden hatırlatır. Hani daha burnun ıslakken gözyaşlarını silmeye değer bir gülümseme konarsa dudağına, hayat orda başladığındandır acı çekmenin güzelliği.

    Ve bazen bir tebessüm için değer.

    Bazen birinin tebessümü için!

    Ama hep acımamak üzerine kurulur ezberler. Acımamak için yazılan reçeteler ne kadar denenmiştir bilinmez ama aşktan korkar ya insan acımamak için, önce ölümden, sonra yalnızlıktan da korkar.

    Ve aşksız ve uzun ömürlü ve kalabalıklar içinde, bir fotoğraf çeker...

    Acımaz da acımadığının farkına varamayacak kadar alternatifsizdir. Kalabalıkta olduğunu fark edemeyecek kadar da kendine yalnız.

    Ve yaşar da insan, ölümün yaşamanın değil yaşayamamanın zehri olduğunu hiç bilmez!

    Sakın unutma bu soruyu. Ve ne olur hep sor.

    Binlerce insan çoktan boğulmuşken ezberlerde, sakın bilme sen.

    Ve ne olur, hep aşık ol. 17’indeki gibi. 27’inde, 37’inde, 47 ve 57 ve 67’den sonra da.

 

31.8.2009--YENİDÜZEN

 

 

 

 

 

 

 

Bu haber toplam 866 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Haberler