1. HABERLER

  2. ARŞİV

  3. İnternet: Bütünüyle Kuşkudayım!
İnternet: Bütünüyle Kuşkudayım!

İnternet: Bütünüyle Kuşkudayım!

Son dönemin en önemli sosyologlarından Zygmunt Bauman’ın “Akışkan Modern Dünyadan 44 Mektup” adlı kitabında yer alan, özellikle internet, facebook ve twitter üzerine yazdığı “mektuplar”ı okurken cep telefonunun Türkiye’

A+A-

 

 

Son dönemin en önemli sosyologlarından Zygmunt Bauman’ın “Akışkan Modern Dünyadan 44 Mektup” adlı kitabında yer alan, özellikle internet, facebook ve twitter üzerine yazdığı “mektuplar”ı okurken cep telefonunun Türkiye’de yeni yaygınlaşmaya başladığı dönemde gösterdiğim tepkiyi hatırladım. Bu alet insanı her yerde ulaşılabilir hâle getiriyor, onun kendisiyle baş başa kalmasını imkânsızlaştırıyor, çoğu zaman mahremiyete tecavüz edilmesine aracılık ediyordu. Birkaç yıl direndim ama ondan sonra teslim oldum. Artık ben de cep telefonsuz bir yaşamı düşleyemeyenlerin saflarına katılmıştım.

Benzer bir direnişi facebook ve twitter konusunda da sergilemeye kalkıştım ama bu kez direnme sürem cep telefonundaki kadar dahi uzun sürmedi.

Oysa Bauman’ın, özelde facebook ve twitter’a, genelde internete yönelttiği eleştirilerin hemen hemen tamamına katıldığımı itiraf etmek zorundayım. Ne gibi eleştirileri var Bauman’ın? Çok fazla yorum yapmadan, alt alta sıralamakta ve her birinin üzerinde derin derin düşünmekte yarar var:

1. “Ana-babalarımızın başına bela olmuş yetersiz bilgi akışı şimdi bizi boğulmakla tehdit eden ve içinde yüzmeyi ya da içine dalmayı imkânsızlaştıran, ondan beter bir bilgi akışı belasıyla yer değiştirmiştir. Önemli ve işe yarar haberleri faydasız ve manasız çöp yığınlarından nasıl ayıracağız?”[1]

Bilgiye erişmenin bu kadar kolaylaştığı bu çağda, günümüz insanlarının eskilere oranla çok daha bilgili olduklarını iddia etmek mümkün mü gerçekten? En azından sistemli ve doğru bilginin eskisinden bile daha zor bulunur hâle geldiğini fark etmiyor muyuz zaman zaman?

2. “Her zaman açık hâle geldiniz mi bir daha asla tam anlamıyla ve sahiden yalnız kalamazsınız; keyif için kitap okumak, resim yapmak, pencereden dışarı bakmak ve başka dünyaları hayal etmek sizin için çok zorlaşır”.[2]

“Düşünmek, insan ancak tek başınayken olabilir, yalnız olmak iyi bir şeydir” der Bachman.[3] Oysa cep telefonlarının, internetin, facebook’un, twitter’ın bu kadar yaygın kullanıldığı bir ortamda ne kadar yalnız kalabilir insan? Ne kadar yalnız kalabilirse ancak o kadar düşünebilecek, o kadar yaratabilecektir elbette!

3. “Gençlerin edinmeye ve hedeflemeye teşvik edildiği temel yaşam becerileri listesinin ilk sıralarında hiç şüphesiz sörf yapmak geliyor. Giderek modası geçen ‘dipten ve derinden gitmek’ yerine bu alanda ustalaşmaya hevesliler”.[4]

İnternet jargonunda önemli bir yeri olan “sörf” kavramını üzerinde düşünülmesi gereken bir metafora dönüştürüyor Bauman. Sörf, her zaman yüzeyinde yapılır denizin. Yüzeyden ve hızlı bir şekilde... Sörf yaparken derinlere dalmak asla mümkün değildir. Derinleşmek, kaçınılmaz olarak düşmek demektir. Oysa diple temas etmeden, derinlere dalmadan, ne düşünmek, ne yaratmak, ne de gerçek manada anlamak mümkündür.

4. Twitter ile ilgili ilginç bir yorum: “Ötücü kuşlara İngilizce’de twitter deniyor. Kuşların hayatını gözleyen uzmanlara göre, ötmenin kuşların hayatında görünüşte çelişkili ama aynı derecede hayati iki işlevi var. Birbirleriyle bağlantıda kalmalarını sağlıyor (yani kaybolmamalarını, yuvadaki eşlerini ya da sürünün geri kalanının izini kaybetmemelerini) ve kendi bölgelerini ya da kazanma mücadelesi verdikleri bölgeyi başka kuşların ve özellikle aynı türdeki başka kuşların ihlalinden koruyor. Kuşların ötüşü bundan başka bir mesaj taşımıyor, dolayısıyla içerik (olsaydı, ki yok) anlamsız sayılıyor. İşe yarayan tek şey çıkarılan ve duyulabilen o tanıdık ses”.[5]

Twitter’de öterken (twitlerken) neyi amaçlıyor “ötücü”lerin çoğunluğu? Çoğu zaman diğerlerini hiç ilgilendirmese bile, o anda ne yaptığını bildirmek suretiyle aslında “var olma”ya devam ettiğini, izleyenlerinin sayısını artırarak kendine bir tür iktidar alanı yaratmayı belki. Ne kadar ilginç ötücü kuşlarla twitter’de ötenlerin ötme amaçlarının benzerliği!!  

5. “Descartes’ın meşhur ‘varoluş kanıtı’ yani ‘düşünüyorum öyleyse varım’ sözünün yerini, kitle iletişimden ibaret çağımıza uygun şekilde güncellenmiş hali almış: ‘Görülüyorum öyleyse varım’. Beni ne kadar çok insan görebiliyorsa (ve görmeyi seçmesi mümkünse) burada var oluşumun ispatı o kadar inandırıcıdır”.

Var olmak için görülmek yeterli mi gerçekten? Ve her gün biraz daha fazla insan tarafından görülmek yetecek mi hakiki manada var olmak isteyenlere? 

6. “Ne kadar sık ötersem ve öttüğüm internet sayfasını ne kadar çok insan ziyaret ederse, çok tanınanlar saflarına katılma şansım o kadar artar ... ne hakkında öttüğüm gerçekten önemsizdir”.[6]

Giderek ne hakkında öttüğünü daha da az önemseyen “twitter”lar için ötmek nereye kadar koruyacak manasını?

7. Sanal seksle ilgili ilginç bir yorum: “Edindikleri deneyimi biraz daha yakından gözlerlerse ayrıca artık sadece eski romanlarda okuyabildikleri uzatmalı romantizmin ve yavaş ve çetrefilli baştan çıkarmaların ‘işin kendisine’ giden yolu uzatan gereksiz, fazla, külfetli ve sinir bozucu engeller değil, aksine, belki de hatta o ‘iş’ için çok önemli malzemeler olduklarını, aslında bunların hepsinin erotik ve seksi, büyüleyici ve cezbedici olduklarını göreceklerdir”.[7]

İnternetin kolaylaştırıcılığının en etkili olduğu alanlardan ikisi de kuşkusuz aşk ve cinsellik. Peki, niceliğin artışıyla doğru orantılı bir yüzeysellik ve nitelik kaybı bir noktada yaşananın özünü kaybetmesine ve giderek hakiki “aşk” ve “cinsellik” olmaktan uzaklaşmasına yol açmayacak mı?       

8. “Günümüzde mahremiyetin içine düştüğü kriz, insanlar arası her türlü bağın zayıflamasıyla, çözülmesi ve çürümesiyle derinden bağlantılı görünüyor”.[8]

Facebook’taki “ilişki durumu”nu bir günde üç kez değiştirerek en mahrem alanını kamuyla paylaşanın “ilişki”sinden hayır umulabilir mi?

9. “Özetlemek gerekirse: Nicelik için nitelik elden gitmiştir”.[9]

Bauman’dan yaptığım alıntıların altına yaptığım yorumlardan ve alıntılardan hareketle sorduğum sorulardan da anlaşılabileceği gibi, fena hâlde hemfikirim yazarın internet, facebook ve twitter konusundaki görüşleriyle.

Beni bu yazıyı yazmaya iten şey tam da bu işte. Bauman’la aynı fikirdeyim ama bu hiç de mutlu etmiyor beni. Sebebi açık: Bütün bu olumsuz etkilerine karşın internetle mücadele etmek ya da ona karşı direnmek, yel değirmenleriyle savaşan Don Kişot’un, endüstri devrimi sırasında makineleri kırmaya kalkışan ludditlerin, küreselleşmeye karşı ulus-devleti savunmaya kalkışan solcuların hazin durumunu hatırlatıyor. Marks’ın deyişiyle, “tarihin tekerleğini ters çevirmek”, bir başka tabirle “akıntıya karşı kürek çekmek” gibi bir şey. İnterneti yenmek, onu ortadan kaldırmak, yok etmek bu saatten sonra mümkün olmadığına göre, onu bir olgu olarak kabul etmekten ve bu olguyla ne yapabilirim diye düşünmekten başka çare yok gibi geliyor bana.

Bilgiye erişim bu kadar kolaylaştığına göre, çöpleri ayıklamanın, bu yığından sistemli ve doğru bilgiyi üretmenin yolunu bulmak neden imkânsız olsun? Yeri geldiğinde yalnız kalmayı, sörf yapmayı bırakıp derinlere dalmayı, diplerde dolaşmayı, yalnızca insanlarla paylaşmaya değecek konularda ötmeyi, varlığını çok fazla takip edilmekle değil, nitelikli üretimle kanıtlamayı, interneti cinsel ve duygusal özgürlüğe yaptığı katkıyla algılayıp, bu özgürlüğü hakiki aşkı ve cinselliği ortadan kaldırmayacak biçimde kullanmayı, mahrem olanı her şeye karşın korumayı başaramaz mı insan? Makineleri kırmak yerine endüstri devrimini eşitlikçi mücadele için yeni bir olanak olarak değerlendirmeyi seçen Marks’ın tavrı internet üzerinde düşünürken karamsarlaşmak yerine umutlanmak ihtimalini getirmiyor mu gündemimize? Yoksa yalnızca cep telefonuna değil, internete, facebook’a ve twitter’a da yenilmiş bir ezeli mağlubun meşruiyet arayışından mı ibarettir bu sorular?

Bütünüyle kuşkudayım[10] açıkçası! 

 



[1] Zygmunt Bauman, Akışkan Modern Dünyadan 44 Mektup, İstanbul, Habitus Yayınları, 2011, s. 8.

[2] Bauman, Akışkan Modern Dünyadan 44 Mektup, s. 14.

[3] Ingeborg Bachmann, “Söylemem Gerekir ki ...”, Bu Tufandan Sonra, çev. Ahmet Cemal, İstanbul, Metis Yayınları, 1998, s. 51.

[4] Bauman, Akışkan Modern Dünyadan 44 Mektup, s. 19.

[5] Bauman, Akışkan Modern Dünyadan 44 Mektup, s. 23.

[6] Bauman, Akışkan Modern Dünyadan 44 Mektup, s. 25.

[7] Bauman, Akışkan Modern Dünyadan 44 Mektup, s. 29.

[8] Bauman, Akışkan Modern Dünyadan 44 Mektup, s. 38.

[9] Bauman, Akışkan Modern Dünyadan 44 Mektup, s. 28.

[10] Maalesef artık yayınlanmayan Şizofrengi adlı derginin sloganı.

 

 

 

 

 

 

Bu haber toplam 1297 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Haberler