1. HABERLER

  2. ARŞİV

  3. İNSANLAR ÇEVREYİ KORUMUYORSA, ÇEVREYİ İNSANLARDAN KORUYALIM
İNSANLAR ÇEVREYİ KORUMUYORSA, ÇEVREYİ İNSANLARDAN KORUYALIM

İNSANLAR ÇEVREYİ KORUMUYORSA, ÇEVREYİ İNSANLARDAN KORUYALIM

Ayşe BAŞEL: 1 Mayıs’ın ertesi günü, sabah işe giderken Boğaz piknik alanının oradan geçtiğim anda gördüklerim beni bu hafta bu konuda yazmak üzere motive etti.

A+A-

 

 

 

 

Ayşe BAŞEL

 

         1 Mayıs’ın ertesi günü, sabah işe giderken Boğaz piknik alanının oradan geçtiğim anda gördüklerim beni bu hafta bu konuda yazmak üzere motive etti. 1 Mayıs İşçi ve Bahar Bayramı vesilesi ile piknik alanları dolup taştı. Keşke sadece o güne mahsus bir insan kalabalığı ile dolup taşsaydı heryer. Maalesef ertesi gün de her yerde çöp poşetleri, hatta poşete bile konmakta zahmet edilmemiş atıklarla dolup taştı. Söylemeden edemeyeceğim; çeşitli siyasi partiler ve örgütler de vardı bu alanlarda, sözümona halkı ile piknik yaptı fakat doğaya da telafisi uzun yıllar alan birçok atık bıraktı. Hem de bulundukları konumla ve aktivitelerinin amaçları ile ciddi şekilde çelişen bir davranıştı bu.

        

ÇEVRE DENGESİ

 

Çevrenin ne anlama geldiğini ve ne işe yaradığını unutanların olduğunu gözönünde bulundurarak çevrenin tanımını bir kez daha yaparak başlamak istiyorum. Çevre, canlıların yaşayarak kendilerini ortaya koydukları ortamı ifade eden bir terimdir. Çevre; toprak, su ve hava olmak üzere üç geniş ortamdan meydana gelir. Canlıların yaşadıkları ortamda birbirleriyle, diğer canlılarla ve cansız çevre ile sürekli etkileşimleri söz konusudur. İnsanoğlu çevresiyle ve çevresindeki diğer canlılarla yaşamak zorunda kaldığını anladığı günden beri kendi yaşantısında değişiklik yapmak zorunda kalmıştır. Aslında bu değişiklik onun bulunduğu ortama uyum sağlamasının zorunluluğu ile ortaya çıkmıştır. Bu yüzden de çevresine genellikle kendi çıkarları doğrultusunda bakmıştır. Hızlı nüfus artışı, endüstrideki gelişmeler, doğal kaynakların ve sonuçta insanın varlığını tehdit eden kirlenmeler, çevre sorunlarını oluşturarak, 20.yüzyılın sonlarına doğru birçok problemi de beraberinde getirmiştir. Bu problemlerin başında, çevre kirliliği, küresel ısınma ve iklim değişimi, doğal bitki örtüsü tahribi, su kaynaklarının azalması, biyo çeşitliliğin azalması, su ürünlerinin azalması gibi ciddi çevre sorunları temel oluşturmaktadır. Tüm canlıların yaşama ortamını teşkil eden bir ortam olarak tanımladığımız çevre, her bir canlı türünün neslinin devam ettirilmesini sağlayan şartlara sahiptir. Bu ortam şartlarında “çevre dengesi” denilen bir hassasiyet söz konusudur. Ekolojik denge, insanların fazla kazanma hırsıyla yapmış oldukları faaliyetler sonucu bozulmak zorunda kalmıştır. Bunun neticesinde de yukarıda bahsetmiş olduğumuz sorunlar gittikçe ciddiyet kazanmıştır.

        

ÇEVRE BİR KÜLTÜRDÜR

 

Çevre koruma bilinci bireylere çok küçük yaşlarda aşılanmaya başlanılması gereken bir olgudur. Bir gerekliliktir. Fakat bu bilincin yerleşebilmesi için toplumu oluşturan bireylerde birtakım alt dinamiklerin doğru çalışması gerekmektedir. Örneğin aitlik duygusu. Eğer toplumu oluşturan bireyler kendilerini yaşadıkları yere, kara parçasına, ülkeye, bölgeye, vs. ait hissetmiyorlarsa orayı korumazlar da. Buna ihtiyaç duymazlar. Çünkü orası onların değildir. Kendilerinin olarak algılamıyorlardır, ait hissetmedikleri için geçici bir mülkiyet bilinci oluşturuyorlardır. Bunun yanında, çevre koruma bilinci bir kültür işidir. Benimsenir, öğrenilir, özümsenir ve kuşaktan kuşağa aktarılır. Kültür derken, bir kişinin okumuş olmasından bahsetmiyorum. Keşke her okuyan kültürlü, aydın olabilseydi fakat maalesef fuzuli’nin de dediği gibi ilim cehaleti alır, fakat eşeklik baki kalır. Çevre koruma bilincinin düşünsel, duygusal ve davranışsal boyutları vardır. Diğer bir deyişle çevre bilinci; çevreyle ilgili kararları, ilkeleri, yorumları içeren düşüncelerden, bu düşüncelerin yaşama aktarılması olan davranışlardan ve bütün bunlarla ilgili olarak çeşitli duygulardan oluşmaktadır. Böylesine kapsamlı bir kavramın gelişimi de kuşkusuz basit bir süreçle oluşmamaktadır. İnsanoğlunun çevresiyle etkileşime girişiyle ivme kazanan bu süreç yaşam boyu devam eder. Çevre bilinci kişilik gelişimine paralel olarak çeşitli etkenlerin karşılıklı etkileşimi ile gelişmektedir. Bu üç boyutun her zaman aynı oranda geliştiğinden söz edilemez. Örneğin çevre ile ilgili bilgisi olup bunu davranışlarına dönüştüremeyen insanlar olduğu gibi, çevrenin kirlenmesinden endişe duyup ama onu koruma yönünde davranışlar sergilemeyenler de olabilmektedir.

 

 

ÇOĞUNLUĞA UYMAK

 

Çevre koruma davranışı aslında toplum içerisinde birbirimizden öğrenebileceğimiz de bir süreçtir. Yani bu davranışta bulunmayan kişi, çoğunluk bunu yapıyor olduğu için çevre koruma davranışı edinebilir veya tam tersi olarak çevre koruma bilincinin olmamasından şikayet edip, kimse bu davranışı gerçekleştirmiyor diye çoğunluğa farkında olmadan uyup çevreyi koruyabilmek adına hiçbirşey yapmayanlarımız da var.

 

7’DEN 70’E

 

Peki bu bilinci yaygınlaştırmak için çok mu geç kaldık? Bence zararın neresinden dönersek kardır. Bizi yönetenler çevre koruma bilincinden bihaber, petrol dolum tesisi açma çabasında bulunadursunlar bizler onlara uymayalım. Çevre ile ilgili konularda aktif katılım sağlayacak, olumsuzluklara karşı tepki oluşturacak, bireysel çıkarların toplumsal çıkarlardan ayrı düşünülemeyeceği gerçeğini kavratacak çalışmalarda bulunalım. Çevre eğitimi yalnız bilgi vermek ve sorumluluk hissi oluşturmakla kalmamalıdır. İnsan davranışını da etkilemelidir. Bunun için eğitim çalışmalarında işitsel ve görsel materyaller ile uygulamaya ağırlık verilmelidir. Çevrenin korunması, geliştirilmesi ve iyileştirilmesi konularında gösterilen çabaların amacı, insanların daha sağlıklı ve güvenli bir çevrede yaşamalarının sağlanmasıdır. Bunu sağlayacak olan da insanın kendisidir. Çünkü çevreye zarar veren de, çevreyi koruyan ve geliştiren de insandır. Günümüzde çevre bilinci sağlıklı bir çevrede yaşamayı, temel insan haklarından biri olarak kabul etmektedir. Bu ise ancak kaliteli bir eğitim seferberliği ile mümkün olacaktır sanırım. Hem de 7’den 70’e herkesi kapsayan bir eğitimle. Bu noktada  devletin yapması gereken, yükümlülüğü olan fakat yapmadığı birçok işi üstlenen sivil toplum örgütlerine büyük görevler düşmektedir. İnsan ve çevre arasındaki etkileşimin vazgeçilmez nitelikte oluşu, çevre kavramının günümüzde kazandığı boyutlar, çevrenin ulusal düzeyde olduğu kadar, uluslararası düzeyde de yeni yaklaşımlarla ele alınması gereğini ortaya çıkarmıştır.

Eğer bunlar ivedi bir şekilde yapılmazsa, insanlara çevre koruma bilinci aşılamak yerine, çevreyi insanlardan koruma stratejileri geliştirme çabasına girmemiz gerekecek sanırım.

 

          

 

 

 

 

 

 

 

Bu haber toplam 864 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Haberler