1. HABERLER

  2. ARŞİV

  3. İnsanın küfredesi geliyor
İnsanın küfredesi geliyor

İnsanın küfredesi geliyor

“İnnallahımmesabirin” dedim ben… Vicdan Işıman uyardı: Burada, “la havle vela kuvvete” lafı da tercih edilebilir... Aslına, bir Can Yücel küfrü gerekirdi de, böylece geçiştirelim. Dikmen’de… Belediye… Ç

A+A-

 

 

“İnnallahımmesabirin” dedim ben…

Vicdan Işıman uyardı:  Burada,  “la havle vela kuvvete” lafı da tercih edilebilir...

Aslına, bir Can Yücel küfrü gerekirdi de, böylece geçiştirelim.

Dikmen’de… Belediye… Çocukları, hem de önemli bir bölümü “ihtiyaçlı” ailelerinin çocuklarını…

ÜCRETSİZ okullara taşıyor diye…

HÜKÜMET el koydu!..

Evet evet!..

Minibüslere el koydu, hükümet!..

Hem de polisle…

Bu HÜKÜMET ki “çalanlar”ı polisle korudu...

YASA DIŞILIĞI “ellerinden” tutarak onurlandırdı…

Çocuklar, okuldan eve ücretsiz taşınıyor diye…

MÜDAHALE ETTİ, izin vermedi...

Öyle ya, “parayla” öğrenci taşıyan “hatırlılar” kızacak çünkü…

Yok yok!.. Vicdan hanım, “la havle vela kuvvete " lafı da yetmiyor…

Bas küfrü diyor içimdeki ses, bas küfrü…

Bas da kim ne isterse desin...

 

 

 


 

Bu ‘kriz’ illa en temiz kalpleri sever

 

Rifat abiyi tanıyanlar, bilir…

Yüzündeki o muzip gülümseme, bir ömürdür ayakta duran adamı anlatmaya yetmez...

Ama sevmeye yeter...

Mesela “tombala” anılarını dinlemekle de bitmez öyküsü…

Çünkü…

Tam ve tipik bir “Kıbrıs esnafı”dır.

Kirlenmeden, emeğiyle büyüyen...

Hani “tembel” diyenlere inat, yıllar yılı “ayakta” duran.

Üç parça hellim, iki bolibifin ötesindedir “lezzeti”...

O küçücük dükkanda çocuklar büyüten, dostluklar paylaşan, en acılı günde dahi müşterisinden tebessümünü eksik etmeyen bir duruş…

Girne Kapısı’nı ve Surlariçi’ni terk ederken niceleri, ısrarla ve inatla “kaçmayan”, günün sonunda elinde kalan ekmekleri güvercinlere fırlatarak umudunu hiç kırmayan koca bir yürek...

 

***

 

20 seneyi aştı, Lefkoşa’daki çalışma yaşamım…

Girne Kapısı deyince, iki sandviççi gelir akla, Rifaf abi… Kemal abi…

Yan yaya… Dip dibe… İkisi de aynı işi yapıyor, düşünsenize…

Ama yıllardır, bölüşüyorlar tatillerini…

Bir cuma, cumartesi, pazar Rifat abi izinli…

Ertesi hafta Kemal…

İşte böyle bir “dayanışma”, “rekabetin” ve “hırsın” kıçına tekmeyi vuran...

Birbirinin gözünü çıkarmaya, ayağını çelmelemeye, ekmeğini elinden almaya yeminli onbinler arasında…

Her gün, çöreğini bölüştü onlar, erzağını, tuzunu, turşusunu...

Yıllardır…

Hiç usanmadan..

 

***

 

“Rifat abi, öldü” dediler, dün…

Bu “kriz” dedikleri de, illa en “temiz” kalpleri mi vuracak, lanet şey...

Rifat abi öldü, kalp krizinden...

İçimizdeki insanlık öldü biraz daha…

Ve “tost” olduğumuz bu yarım adada, Kıbrıslı bir “dik” duruş, şimdi yatıyor, bilinmez sonsuzlukta…

Hoşça kal Rifat abi… “Tombala” sana çıktı bu kez, gördün mü?

 

***

 

Girne Kapısı’nın güvercinlerini unutmayınız sakın….

Ve o güzel meydanda, iki esnafın, nesilden nesile uzanan dayanışmasını…

Hoşça kal güzel adam…

Hoşça kal...

 


 

Heykel!

 

 

Bizim  “Hellimli Duvar”da MEV,

TDP Başkanı Çakıcı’nın “heykelimi dikecekler” lafını ha bire “espriliyor…”

Doğrusu gaf büyük….

İyi malzeme…

Espriler de güzel...

Yine de şu var…

“Heykelimi dikecekler” diyeni “sarmak” kadar, dikilen heykelleri “sökeceğini” söyleyecek cesareti de ararım ben...

Hani, siyasette hep şu soru gelir ya gündeme ve “kilit rol” oynar:

“İyi de sen ne yapacaksın?”

Mesela, şu meşhur Kermiya çemberine, sırf adaya giriş yapan Kıbrıslı Rumlar’a “tahrik” olsun diye… Ve “trafik güvenliğine” de aldırmadan dikilen heykel…

“Geleceğiz, sökeceğiz” diyen yürek varsa, esas o zaman kulak kabartırım işte…

 

 

 

 

 

 

 

 

Bu haber toplam 723 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Haberler