1. HABERLER

  2. ARŞİV

  3. İnsandan ötürü: İntihar
İnsandan ötürü: İntihar

İnsandan ötürü: İntihar

Aliye Özsoylu: İntihar; psikolojik boyutuyla ele alındığında açıklanamayacak kadar karmakarışıktır. İçsel anlamda boşluğa düşen her insan, hayatına son vermeyi hiç kuşkusuz ki düşünebilir

A+A-

Aliye Özsoylu

s_4freedom@hotmail.com

 

 

Komşu olarak büyümüş, Pyramus ve Thisbe adlı iki aşığın görüşmelerine aileleri izin vermez. Pyramus ve Thisbe, sonunda kaçmaya, şehrin dışında bir dut ağacının altında buluşmaya karar verirler. Thisbe, Pyramus'tan daha önce varır buluşma yerine. Burada Pyramus'un yerine pençeleri kanlı bir aslanla karşılaşır. Dehşete düşüp, korkuyla kaçarken düşürdüğü şalını, aslan parçalar. Bir süre sonra buluşma yerine gelen Pyramus parçalanan şalı ve aslanı görünce, Thisbe'nin öldürüldüğünü sanır. Buna kendisinin neden olduğu düşüncesiyle ıstırap içinde kendini hançerleyerek öldürür. Fışkıran kanı, dut ağacının meyvelerini boyar. Geri dönen Thisbe, sevgilisinin can çekişmekte olduğunu görür. Sevgilisinin bu duruma düşmesine, kendisinin sebep olduğu düşüncesiyle kendini hançerler. Can çekişmekte olan iki sevgili birbirlerini son kez görüp ölürler. O anda tanrılar bu aşkı kutsar. Piremus'un kanını bu ağacın meyvelerine, Tispe'nin gözyaşlarını ise ağacın yapraklarına verirler. O günden beri karadut ağacının meyvesinin çıkmayan lekesini, Piremus'un kan lekesini, dut ağacının yaprakları, Tispe'nin gözyaşları temizler...

          İntihar; tanrının önceliğine meydan okuyacak kadar insani bir ölüm şeklidir. Tercih hakkı ibresinin bir anda tamamen eksi yönüne döndüğü ve sadece bir anlık özgür seçimle gerçekleştirilebilen “yaşama son verme” dürtüsüdür. Yaşamla ölüm arasındaki ince çizginin gözle görülebilir bir şekilde somutlaştığı tek olgudur.

          Arapçada kurban anlamına gelen “nahr” kelimesinden türeyen intihar; tarih boyunca birçok bilim adamı tarafından araştırılmıştır. Geçmişten günümüze birçok bilirkişi tarafından merak edilen intihar olgusu, birçok tanıma sahiptir. Durkheim intiharı; “bir insanın doğuracağı sonucu bilerek olumlu veya olumsuz bir eylemle, doğrudan veya dolaylı olarak kendini ölüme sürüklemesi olarak” tanımlar. Freud ise; “intiharın sevgi nesnesine yöneltilmiş saldırganlığın kişinin kendi üzerine çevrilmiş olduğunu” belirtir. Albert Camus ise; “tek felsefi sorun intihardır” der. Sosyolojik boyutu Durkheim, psikolojik boyutu Freud, felsefik boyutunu ise Albert Camus en doğru biçimde ele almış ve tanımlamıştır. İntihara birçok farklı bakış açısıyla bakılmasına rağmen ve birçok farklı boyut içerisinde ele alınmasına rağmen tek değişmeyen doğru şudur ki; intihar her ne sebeple olursa olsun yaşamamayı yaşamaya tercih etmek demektir.

 

 

İntiharın Boyutları

Kendini öldürmek, bir anlamda içini dökmektir. (Albet Camus, “Saçma ve İntihar”)

         İntihar; psikolojik boyutuyla ele alındığında açıklanamayacak kadar karmakarışıktır. İçsel anlamda boşluğa düşen her insan, hayatına son vermeyi hiç kuşkusuz ki düşünebilir. Maddi hazza ulaşıp manevi hazdan bir nebze bile tadamayan insanlar, kaçış yolu olarak bunu tercih edebilir. Hiç kimsenin şimdiye kadar gerçekleştiremediği ve kendinden başka kişiler tarafından da gerçekleştirilmesi zor gibi görünen şeylere ulaşmanın yükü de insanları bu yola itebilir. Anlamsız gibi görünen ama aslında kendi içinde birçok geçerli sebebe sahip olan bir sürü olaylar dizisi, sonuçta, intiharı kaçınılmaz kılar.

         Sosyolojik boyutuyla intihar; sadece insanı değil bütünüyle toplumu sorumlu ve sorunlu kılar. Toplumun baskılarından, normlarından bıkan ve bunları kabullenmek istemeyip sadece birey olarak kendi doğrularıyla yaşamak isteyen bir insan yine toplum tarafından kabul görmediği zaman kendini öldürmeyi tercih eder. Düşünmeye başlar, düşünceler içini kemirir ve sonunda içini dökmek için hayatına son verir.

         En enteresan ve çekici olan boyutu ise kültürel boyut... Tarih boyunca insanoğlu yaşamını sürdürebilmek için kendine birçok adet, gelenek edinmiştir. Bunları ayinsel törenlerle süslemiş ve bu yaptırımlara olan inancını hayatının sonuna kadar sürdürmüştür. Birçok kabilenin ve topluluğun tercihlerinde intiharlar da yer alır. Örneğin; Japonya’da Niagara Şelalesi bölgesinde yaşayan yerli topluluklar; hayatlarını nizami bir şekilde sürdürebilmek, ürettiklerini sahip oldukları nüfusa eşit şekilde dağıtabilmek ve yeni neslin devamını sürdürebilmek için eskiyi gözden çıkarır ve yaşlıları ülkenin en yüksek tepesinde intihar etmeye davet eder. Bu gelenek yıllarca sürmüş ve hala daha da sürmektedir. Geleneklerle ilgili inançlar o derece güçlüdür ki; topluluğun en yaşlı üyeleri o tepeye yürüyerek çıkıp orada hayatlarına tercih ettikleri bir ölüm çeşidiyle son vermektedir. Modern dinlerde günah sayılan “intihar”; geleneksel topluluklarda onurlu sayılmakta ve buna uygun yaptırımlar yaşamın merkezinde yer almaktadır. Hindistan’da ölen kocalarının ardından kadınların, sadık eş anlamına gelen “Sati”yi yaparak kendilerini yakma geleneği halen daha devam etmekte ve kutsal sayılmaktadır. Yine Japonya’da savaşta yenilen veya efendisine hizmet edemeyen samurayların, “seppuku” (hara-kiri)yaparak karınlarını deşmesi, onurlu bir davranış olarak değerlendirilmektedir.

 

Kişisel tercihim: İntiharın Gerçek Boyutu

Satrancı andıran savaşta, yaşamla olan bütün bağlarını koparıp kurbanının kendi eliyle yaşamına son vermesine zemin hazırlayan ölümün, hayat karşısında kazandığı en büyük erken zaferidir intihar. İntihar, Truva atı gibi içeri girip yaşama dair kaleleri fethederek kurbanının sonunu hazırlayan ölümün, oynadığı bir çoban matıdır belki de.(Dr. Azad Günderci, “Ölümün En Büyük Erken Zaferi: İntihar”)

         Bir oyunun içinde başrolü kapmak için sonuna kadar uğraşan sonra ondan bir anda nefret eden ve kenara çekilip sadece seyirciler arasında yer almak isteyen insanlar; bir anda sürpriz yaparlar ve perdeyi kapatırlar. Siz perdeyi tekrar açmak istediğinizde arkada sadece dekor bulursunuz. Onu süsleyen ışık sönmüştür artık. Tam zirvenin tepesinde bir anda dibe vururlar. Nefes almaya gerek kalmazcasına yüzenler sonra tüm ciğerleri su dolana kadar su yutarlar ve sessiz çığlıklar atıp boğulmayı tercih ederler. Acısını dindirmek için damara onu mutlu edeceğine sandığı maddeler doldururlar ama sınırını bilmedikleri için bir lavaboda leş olarak bulunurlar. Üstündeki tüm yükten kurtulmak ve onları bir anda kusmak için ağızlarına kurşun doldururlar. Kimisi de sessizliği özlediği için kulaklarını patlatmak istercesine vurgunu tercih eder. İşte tüm bunların hepsi tercih meselesi ve sonucu aynı: Ölüm.

         Birilerini hatırlamak ve hatırlatmak istedim bu yazıda. Belki de hiç kimse için bu kadar önemli değildir onların hikâyesi. Ama benim için eşsiz iki insanın ve yine benim için kesinlikle sonsuz özgür iki insanın hikâyesi. Kişisel bir hayranlık ve kızgınlıktan doğan yazma isteği.

         2000’li yıllara damgasını vuran, yasak, dokunulmaz Türkiye’de kelepçeli bir mahkûm gibi dolaşan ve sürekli “gerçek serbestliğe” özlem duyan bir virtüözdü Yavuz Çetin. İntiharın birçok boyutunun dışında belki de onu tetikleyen etkileyici bir sebebi seçti. Düşüncenin özgürce ifade edilemediğine duyduğu isyan onun sonsuz özgürlüğe kavuşmasına sebep oldu. O kadar masum ve el değmemiş bir şey istedi ki imkânsızdı. Her şeyin hemen tüketilip yerine yenisinin üretildiği bir dünyada, insanların bu kadar acele etmemesini, düşünebilme yeteneğini kaybetmemesini, uyanmalarını ve her şeyi sömürüp sadece oturmamalarını, ayağa kalkıp birçok şeye de tepki gösterebilmelerini istedi, göremedi, görmeye çabaladı bir süre, olmadı ve sonra bunları daha fazla görmemek için kendini Boğaz Köprüsü’nden attı. Ve geride şu şarkı sözlerini bıraktı.

                    Eğitilmiş köpekler, doymak bilmez maymunlar, yaşamak istemem aranızda… Benden bir hissiz yaratmayı nasıl başardınız, benden sizden biri yaratmayı nasıl başardınız, yaşamak istemem artık aranızda…!” (Yavuz Çetin, “Satılık” albümünde yer alan “Yaşamak İstemem” şarkısının nakaratından alıntı)

         Şöhret olup sadece kendi şöhretinin altında ezilen değil, aynı zamanda şöhret olup duyarlılığına duyarsızlıkla karşılık veren insanlar topluluğundan bunalmış bir yıldız da kaymak isteyebilir ve yaşamak istemeyerek bu filmi sonlandırabilir. Yavuz Çetin şöhreti uğruna intihar edenlerden değildi; çünkü kaldıramayacağı kadar üne kavuşmamıştı. Müziğine değer veren ve onun icra ettiği sanatı anlayabilen dinleyiciler topluluğu ona yetiyordu bile. O sadece yaşadığı ülkeye duyduğu nefretten, sisteme olan derin siteminden intihar etmeyi tercih etti. Normalle anormal arasındaki farkı gayet tabii bir ölüm şekli belirleyerek kabul görmeyi sağlamak istedi. O günlerde yaptığı müzikle, gitarla sevişircesine solo atmasıyla, o müziğe gönül vermiş insanların kulaklarına nefes üfleyen tek gitar virtüözü, yine o günlerde gazetelere intihar sebebiyle manşet olup, her kitle tarafından acınan bir genç olarak hafızalarda kaldı. Aslında yüzümüzü doğru tarafa çevirip, gözlerimizi doğru şekilde açıp, kulaklarımızı temizleyip tek bir şey duyabilirdik, görebildik ve anlayabilirdik ancak; “Ben intihar ettim çünkü meydan okumak istedim hapsolmuşluğuma. Bu şekilde yaşamayı, bu ülkeyi yaşamayı ve böyle yaşamayı tercih etmedim ben, sormadılar… Yine sormadılar ama ben özgürlüğümü istiyorum izninizle… Tercih ettim ve yaşamak istemiyorum aranızda…”  Postmodern bir dünyanın, tüketmenin, tüketerek var olmanın deliliğinin eseridir bu intihar. Seçmenin değil seçilmişliğin, üretmenin değil sadece tüketmenin endeksli olduğu bir toplumun, düşünmenin değil düşünmemenin varlığının su götürmez gerçeğidir bu intihar. İtiraz edemeyip sadece olanı kabullenmenin yüksek sesli çığlığıdır. Yavuz böyle gitti ve bu sebepten gitti. Sadece bir toplumun değil, dünya üzerindeki bütün toplumlarının fark edilmeksizin, istemeden yok ettiği “gerçek var olmanın” intihar giysisi giymiş birinde vücut bulmasıdır. Ve hiç pişman olmadan, öylesine… Siyaha bürünmüş asi bir gitarın selamıyla…

 

 

      “Dayanıklılık ve açık görüşlülük saçmanın, umudun ve ölümün karşılıklı konuştukları bu insanlıktan uzak oyun için birer ayrıcalıklı seyircidirler.” (Albert Camus, “Saçma ve İntihar”)

         Dayanmanın son raddesine gelinen gerçek bir şöhretin öyküsü Kurt Cobain intiharı. Hiçbir şeyin içine doğup sonra da her şeymiş gibi davranılması insanı bir süre daraltır. Alıştığı şeyden hiç tatmadığı, alışamayacağını düşündüğü bir hayata bir anda, hiç ummadan sürüklenmek süründürür. Beraberinde başka alışkanlıklar getirir, uzaktan izlediğinde derin bir boşluk hissederken birden o boşluğun en dibine vurur. Dayanmak sonuna kadarken bir anda yolun yarısında inmek istenir. Yolu tamamlamadan yarısında inmek isteyen bir efsane Nirvana grubunun solisti; Kurt Cobain. Küçük bir dünyanın prensi olan bu adam, 1990’lu yıllarda kendine birkaç beden büyük geleceğini sonradan anlayan bir dünyanın içine bodoslama girer. Grubuyla birlikte yaptığı müzik o kadar inanılmaz, o kadar ilk ve o kadar duyulmamıştır ki anında şöhret dünyasının parıltılı havuzunun içine dalar. Kendinden başka birçok seveni vardır artık. Nerdeyse tüm dünya onun basacağı platformun üstünde sekmeye hazırdır, sadece bir gitar notası yeter. Kurt, bu dünyaya ayak bastığı günden beridir kendinden değilmiş gibi bakar yaşadıklarına, hiçbir şeye kendi eli değmiyormuş gibi sanki. İnsan kendinden olmayan bir şeyin ağırlığını nasıl yaşamak istemezse o da yaşamamayı en başından beri seçenlerden. Sadece o varmış ve grubu hiçbir şeymiş gibi algılanması onun daha da kızgın olmasına tek sebeptir. Kendine bile hâkim olamazken, katlanamazken bir yığın insan güruhuna katlanmak ve onları doyurmaya çalışmak o kadar yorucu gelir ki, rahatlamak için sürekli ölmeyi düşünür. Âşık olur, baba olur, ikon olur, giydiği kıyafetler paha biçilemez fiyatla başka insanların vücuduna bürünür ama bunların içinde bir tek kendi olamaz. Kendi iç dünyasında huzur bulamaz, sürekli dış seslere kulak asmanın dayanılmazlığı onu madde bağımlılığına sürükler. Ve sonrasında madde bağımlılığının desteğiyle, iç huzura kavuşacağını düşünür ve ardında karısına, hayranlarına ve bebeğine mektup bırakarak kendini vurur. Bütün sesleri kafasında susturmak için beynini patlatır. Sadece insan olmak isteyen ama onun inisiyatifine kalmadan yaşarken ilahlaştırılan genç bir insanın yaşam çizgisini tamamen tek çizgi haline getirdiği bir intihar vakası. Belki de ona ağır gelen bu şöhreti birazcık olsun diğer grup arkadaşlarına paylaştırabilseler biraz daha yaşamayı tercih edebilirdi Kurt Cobain. Ama o kadar ağır bir yüktü ki onun için bu şöhret, daha fazla dayanamadı. Sadece “insan” olmak isteyen bir adamın kısacık yaşam öyküsü. İntiharının ardından da putlaştırıldı, adeta tanrılaştırıldı ve o kadar büyüktü ki etkisi, ardından birçok hayranı aynı onun gibi, onun intihar şekliyle hayatına son verdi. Müzikal şölen, kitlesel intiharla son buldu.

 

Kurt Cobain’in İntihar Mektubu

Boddah'a Hitaben;


Daha çocukça şikâyetleri olan, tükenmiş, deneyimli bir ahmağın ağzından konuşuyor olmak... Bu bayağı kolay anlaşılabilir bir not olmalı. Yıllar boyunca, diyelim ki, cemiyetimizin serbestliği ve benimsemesi ile ilgili ahlak, punk rock 101 derslerinden alınan şikâyetlerin ne kadar doğru olduğu kanıtlanmaktadır. Çok uzun zamandır okuyup, yazmakla brisket dinlemekten, yaratmaktan da olduğu gibi heyecan almadım. Bunlar için kelimelerle anlatılamayacak bir suçluluk duyuyorum.


Mesela sahne arkasındayken ve ışıklar sönüp kalabalığın çılgın tezahüratı başladığında, beni hayran olduğum ve kıskandığım Freddy Mercury'ye olduğu gibi etkilemedi. Gerçek şu ki sizi aptal yerine koyamam hiçbirinizi. Aklıma gelen en kötü suç, insanlara karşı sahtekârlık yapıp yüzde yüz eğleniyormuşum gibi görünerek dolap çevirmektir. Bazen sahneye çıkmadan önce mesai makinesine kart zımbalayacak gibi oluyorum. Gücümün yettiğince buna değer vermek için her şeyi denedim ve deniyorum. Tanrım, inan bana deniyorum ama bu yeterli olmuyor. Benim ve bizim birçok insanı etkilediğimiz ve eğlendirdiğimiz gerçeğine saygı duyuyorum. Elden kaybolduktan sonra kıymet veren biri o narsislerden biri olur. Ben çok hassasım. Bir zamanlar bir çocukken sahip olduğum hevesi yeniden kazanmak için biraz uyuşmaya ihtiyacım var. Son 3 turumuzda şahsen tanıdıklarıma ve müziğimin hayranı olan tüm insanlara çok değer verdim ama hala herkes için beslediğim öfke, suçluluk ve anlayışı aşamadım.


Hepimizin içinde iyilik var ve sanırım insanları çok fazla seviyorum. Öyle çok ki bu beni mutsuz hissettiriyor. Üzgün, küçük, hassas, değer vermeyen bir balık burcu, İsa oğlum! İhtiras ve anlayış yemini eden cazibeli bir karım var ve bana eski halimi çok fazla hatırlatan bir kızım. Sevgi, neşe dolu, her gördüğü insanı öpüyor çünkü herkes çok iyidir ve ona zarar vermez! Frances'in üzgün, kendine zarar veren ölü bir rocker olduğumu düşünecek olmasına dayanamıyorum.


İyi yapıyorum, çok iyi ve minnettarım, ama yedi yaşından beri insanlara karşı genel bir nefret duydum. Sırf insanlarla iyi geçinmek için ve anlayış sahibi olmak kolay görünüyor diye. Anlayış! Sanırım sadece insanların çok sevdiğim ve onlara çok üzüldüğüm için. Geçen yıllar boyunca mektuplarınız ve ilgileriniz için hepinize teşekkür ediyorum. Ben çok kararsız, ümitsizim. Artık eski tutkum yok ve şunu hatırla, sönüp gitmektense yanmak daha iyidir.



Barış,
sevgi,
anlayış...
Frances ve Courtney sunağınızda olacağım.
Lütfen devam et Courtney
Frances için
Hayatı çok daha mutlu olacak bensiz.
Sizi seviyorum sizi seviyorum "

         Boddah; Kurt Cobain’in küçükken yarattığı ve varlığına inandığı hayali kahramanıdır. Yetişkin bir insanın ve dünya üzerindeki bütün maddesel şeylere karşı doymuş olan, bunun doygunluğunu yaşayan bir insanın sadece çocukluktaki iç huzuruna, masumiyetine duyulan açlığını bir mektupla ifade etmesi ve bu dünyadan ayrılmak istemesinin sebebinin bu olması hiç de garip değil. Her şeyden bıkmış insan bunu isteyebilir. Masumiyetin eskiyip, fotoğraflarda solduğu bir yaşam şeklinin içinde yaşamaya, nefes almaya mecbur bırakılmak kabul edilmesi güç bir yaşam biçimidir. Tüm dünyaya mal olmuş, herkes tarafından tanınan bir insan ancak bu şekilde ve bu sebeple ölmek isteyebilir. Genel doğruyla ölmeyi tercih etmek anlamsızken, insani bir seçimle doğruyu bulmak için ölmek ne kadar da anlamlı.

Sonuç

         İntihar, arada kalmaktır, araftır. Doğru ve iyi bir eğilim olmadığı gibi; yanlış ve kötü bir eylem de değildir. İntihar, sebeplerine bağlı olarak önerilebilecek ya da açıklanabilecek dosdoğru bir olgu da değildir. Kavramsal olarak bakıldığında; kendi içinde kendini sonuna hazırlayan ve bunu öngörebilen bir kavram olduğu da yadsınamaz. Birçok şey gibi intihar da insanidir ve insanın olduğu her yerde olduğu gibi o da anlaşılabilir, uygulanabilir ve kanıtlanabilir bir tercihtir. İnsanlar üzerindeki etkisi, dışavurumu farklı şekillerde, farklı ortamlarda vücut bulabilir. İçinde bulunduğumuz dünyaya katlanabilmeyi öğrenebildiğimiz sürece ve midemizi başımıza gelen her olayda sağlam tutabildiğimiz sürece, tercih etmediğimiz hayat tarzlarını bile yaşanabilir kılabiliriz. Bunu kabullenmeyen, kaldıramayan birçok sıradan insanlar da göçüp gitti aramızdan. Dünyayı daha yaşanılır kılabileceklerini düşünüp gitmeyi tercih edenler de oldu bulundukları pisliğin içinden çıkamayıp, temizlenemeyen ve içini boşaltmak için başka dünyaları tercih edenler de. İntihar; yaşamanın ölümün önünde diz çöktüğü bir secdedir. Yaşamın sonuna kadar bu duayı etmek zorunda kalmamak dileğiyle…

 


Kaynakça

1- Camus, Albert, “Saçma ve İntihar”.

2- Günderci, Azad, “Ölümün En Büyük Erken Zaferi: İntihar”

3- Durkheim, Emile, “Sosyoloji Metodları”

4- Güneş, Durdu, “Hangi Başarıdan Alırdınız?”

5- Mamacı, Merve, “İntiharın Boyutları”

 

e-Kaynakça

1- www.wikipedia.com.tr

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Bu haber toplam 1031 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Haberler