1. HABERLER

  2. ARŞİV

  3. İNSANA ‘U’ DÖNÜŞÜ YAPTIRMAK
İNSANA ‘U’ DÖNÜŞÜ YAPTIRMAK

İNSANA ‘U’ DÖNÜŞÜ YAPTIRMAK

Stella Aciman: Bu haftaki konuğum o güler yüzlü doktorlardan biri olan Patoloji Uzmanı Dr. Minel Özen

A+A-

 

 

Stella Aciman

 

Patoloji… Son yıllarda hayatımızın içinde sık yer alan bir bilim dalı. Hepimizin korkulu rüyası olan kanser hastalığının tanısının konduğu bölüm… Dr. Burhan Nalbantoğlu Hastane’sinin Patoloji Servisi… İçeriye adım attığım anda “neden patoloji servisleri hastanelerin zemin katında yer alır?” diye düşünüyordum. Beni karşılayan soğuk mekanın içimi ısıtan tek yanı görevli doktorların, laborantların güler yüzleriydi. Bu haftaki konuğum o güler yüzlü doktorlardan biri olan Patoloji Uzmanı Dr. Minel Özen.

 

Patoloji nedir?

Tıbbın temel bilim ve klinik bilimler arasında bağlantı vazifesini gören; hastalıkların oluş biçimlerini vücuda yaptığı etkileri, organlar üzerindeki değişiklikleri değerlendirerek hastalıkların tanısını koymakla ilgilenen bir bilim  dalıdır.

 

Patoloji halk arasında bir laboratuar dalı gibi bilinir…

Evet ama aslında birebir klinik içinde olan bir branş. Hastalıkların oluş mekanizmasını değerlendirdiğinden dolayı, temel tıp bilimi içinde yer alıyor.

 

Patolog olmak için nasıl bir eğitimden geçmek gerekiyor?

Patoloji eğitimi; altı yıllık tıp eğitiminden sonra bütün pratisyen hekimlerin girebildiği ihtisas sınavından aldığınız puana göre devam ettiğiniz bir ihtisas sonucu oluyor. Bu süreç 4-5 yıl arasında değişiyor.

 

Patoloji sadece kanser tanılarında kullanılan bir dal mı?

Aslında hastalıkların oluş biçimleri ve vücuttaki etkileriyle ilgili bir dal ama ağırlıklı olarak cerrahi patoloji olarak tanımladığımız kısmı direkt kanserle ilgili tabii ki; pratik uygulamada da bizler, patolojinin kanserle ilgilendiğini kabul ederiz ama bunun yanı sıra deri hastalıklarının, birçok kas hastalığının, metabolik hastalıkların, hepatit, gastrit, kalın bağırsaklarda olan her tür enfeksiyon, kadın genital sisteminde oluşan hormonal rahatsızlıkların tanılarında kullanılır. 

 

Hastanedeki tüm kanser vakalarının tanısı için size mi geliyorlar ve bu laboratuarda her türlü tanıyı koyabilecek ekipmana sahip misiniz?

Cerrahi patolojinin genel konuları içinde yer alan birçok şeyi yapıyoruz. Devlet Hastanesi oldukça yeterlidir. Bazı spesifik konular var tabii… Mesela kas ve bazı böbrek hastalıklarında ileri teknikler kullanmak gerekiyor; özel yöntemlerle alınan beyin biyopsilerini yapamıyoruz. Bakanlık bu konuda bize destek veriyor, iyi bir laboratuarımız var. Bazı konularda eksiklerimiz var ama yeterli diyebiliriz.

 

Patoloji için tıbbi konsültasyon diyebilir miyiz?

Kesinlikle diyebiliriz… Patolojide verdiğiniz raporla patolog olarak direkt  sorumluluk taşıyorsunuz. Hastadan gelen biyopsiyle, hastaya ve /veya doktoruna verdiğiniz raporda; olacağı ameliyatı, ameliyat sonrasında alacağı ilaçları ya da ışın tedavisini yani her şeyi belirlersiniz.

 

BRONŞ BİYOPSİSİ HASAN BEY

 

Raporu hastaya mı hekime mi verirsiniz?

Raporu hekime veririz. Dilimiz hekime dönüktür ama aslında hastaya aittir ve  izahat ister. Enteresan bir daldır patoloji. İşleyiş olarak hasta yoktur içinde, laboratuarda çalışırsınız, madde ve materyaller vardır. Mesela ben Ayşe hanımı meme, Hasan beyi bronş biyopsisi olarak bilirim.

 

Teşhiste yanlışlık olabilir mi?

Elbette, hekimliğin her alanında hata payı vardır.  Raporlarda tıbbi tanı yanlışlıkları da olabilir. Benim bir patolog olarak daima söylediğim bir söz var. ‘Allah beni hastanın hayatına mal olabilecek, onun yaşamını ve bir dahaki şansını kaybetmesine neden olacak hata yapmaktan korusun.’ Bir hekim hiç hata yapmam dememelidir. Bu bence patologun hata oranını en aza indiren özelliktir. Gerekli özeni gösterir, sorumluluğu taşırsınız ama sonuçta insansınız.

 

Yapılan yanlışlık karşısında ne hissedersiniz?

Yanlış yaptığını sonradan algılamak tam bir yıkımdır. Bizler, yaptığımız işi anında belgelendiren hekim grubundayız.  Patologların kullandığı bütün araçlar objektif ve dökümante edilen materyallerdir. Bize hastalardan sıvılar ve biyopsi örnekleri gelir. Bu materyaller servisimize girerken kayıt altına alınır. İsimle hiçbir materyal almayız, herkesin protokol numarası vardır.

 

Bu kadar titizlenmenizin sebebi nedir?

Karışmasın diye, aksi takdirde muhakkak karışır. O yüzden isim bazında kayıt alamayız. Önce deftere ardından bilgisayara kayıt ederiz. Her hastanın kendine ait dosya numaraları, klinik ve servis protokolleri, sigorta numaraları, gönderen hekim, gönderiliş ve biyopsi alınış tarihi, hangi hastanede ne şekilde alındığını kayıt ederiz.

 

Sürekli stres altındasınız…

Tabii ki, patologlar çok dikkatli çalışmak zorundadırlar. Düşünün ki bizim koyduğumuz tanılar sonucunda insanlar organlarını kaybediyor. Bir memeden küçük bir parça, prostattan küçük bir doku geliyor, rapor sonucunda kadın memesini, erkek prostatını kaybediyor.

 

ASLA ESKİ HAYAT YOK

 

Bir parçayı inceledikten ve kanser tanısını koyduktan sonra neler hissediyorsunuz?

20 yıldır patolojinin içindeyim… O kadar ağır sorumluluk isteyen bir dal ki patoloji. Kanserle ilgilenen meslek grubu, hayatın en trajik yönlerine tanık olan insanlardır. Bu işi yürütebilmeniz, mantıklı davranabilmeniz için de kendinizi bir şekilde koruma altına almanız gerekiyor ama ayarını çok iyi ayarlamak şartıyla. İnsanlığınızı kaybetmeden biraz soğukkanlı olmanız lazım. Patolog olduğunuz süreçte kanserle çok sık muhatap oluyorsunuz. Biz insan hayatındaki en trajik noktadayız. Kendimizi otomasyona kaptırırsak, insan bizler için materyalden ibaret olur. İnsanlığımızı ve özenimizi yitiririz ki bu da bizim hata payımızı arttırır. Biz her ne kadar gelen parçalarla uğraşıyorsak da, o parçalar birer insan. Laboratuarımıza giren parçalar aslında Ayşe, Fatma Hanım, Ali Bey… Biz o raporlarla o insanlara ‘U’ dönüşü yaptırıyoruz, köşe döndürüyoruz. Hayatları asla eskisi gibi olamayacak diyoruz !

 

Bu durumu önlemek için ne yapıyorsunuz?

Kendime sürekli önce insan olduğumu hatırlatıyorum.

 

Parça size geldiğinde, görünüşünden kanser olduğunu anlar mısınız?

Ameliyatı yapan doktor beni arar ve ‘bir bak bakalım, ne düşünüyorsun?’ diye sorar. Her zaman bir öngörüm vardır ve %80 doğru çıkar. Mikroskopiye gelince; her tür hastalık sana bir yerinden göz kırpar. Bazı tümörler kendini çok net gösterir. Bazıları ise çok fazla vaktinizi alır, 3-4 gün bırakır, tekrar bakarsınız ve bir şey keşfedersiniz, yani olay tamamen gözlem. Tümörün bir yerini bir şeye benzetir, ondan bir fikir geliştirir, kitapları karıştırır, internet tarama, literatür bulgular derken tanıyı koyarsınız. Koyduğum tanıdan eminsem altına imzamı atarım, değilsem konsültasyon öneririm. Çünkü büyük sorumluluktur. Sizin verdiğiniz raporla cerrah hastanın organını alır, hatalı raporsa düşünün artık sonucunu. Hastaya da izah ederim durumu. ‘Bu parçanın başka yerlerde değerlendirilmesi lazım, isterseniz siz götürün, isterseniz ben yollayım’ derim.

 

Raporlandırma süreci ne kadar sürüyor?

Standart vakalarda 2-3 gündür ama piyes dediğimiz ameliyat parçalarında 10 günü buluyor. Çok özel vakalarda bu süre bir aya kadar uzayabiliyor.

 

Raporları hastalara siz mi verirsiniz?

Bazen ben, bazen sekreter verir. Ama çoğu zaman raporları benden alırlar.  Dünyanın birçok ülkesinde patoloji geride durur ve hasta getirmez parçayı…

 

KÜÇÜK ÜLKEDE İLİŞKİLER DAHA KİŞİSEL

 

Burada hasta mı getiriyor?

Evet, burada hasta getiriyor çünkü hastalar kendileriyle ilgili süreçlere sahip çıkıyorlar. İlişkiler daha kişisel. Hastaların çoğu beni ya da benimle çalışan diğer hekimleri tanıyorlar artık. Küçük bir ülke olmanın getirisi bu. Profesyonellik kuramıyorsunuz burada. Ben de doğal olarak hastalara klinisyen gibi  davranmaya başladım. Onlarla sohbet ediyorum, izahat veriyorum. İnsana daha yakınım burada ve hoşuma gidiyor bu durum.

 

Hastaya raporunu verirkenki yaklaşımınız nasıl oluyor?

Raporunda kanser tanısı çıkmış hiçbir hastama bu güne kadar asla ‘kanser’ kelimesini kullanmadım. Bir hekimin bu konuda özenli davranması gerektiğine inanıyorum. Belki her şeyi açık olarak anlatmak zorundasınız ama bu açıklığın da bir derecesi ve üslubu olmalı. Benden raporunu almaya gelen hastalarla mutlaka önce sohbet ederim, şikayetlerini sorarım. Hasta belli bir sosyo kültürel yapıya sahipse ona neyi ne kadar anlatabileceğinizi ayarlayabiliyorsunuz. Kanser basında çok yer alan bir hastalık türü ve ölümle eşdeğer kabul ediliyor. Ayrıca bir hekim olarak hastaya ‘kansersin’ deme hakkımın olmadığını düşünüyorum. Çünkü o hastalıkla ilk tanışıklığı benim raporumla oluyor.

 

Hayati önem taşıyan bir raporu verdikten sonra,  insanların hafızasına kötü bir anı olarak yerleşmek üzüyor mu sizi?

Üzmez mi? Hiçbir hastanın hafızasına böyle kazınmak istemiyorum. Ben ona bir köşe döndürüyorum ama onu kırmadan hem gerçeği anlayabileceği şekilde anlatıyorum ; ‘sana yardımcı olurum, kılavuzluk ederim’ demek istiyorum. Biraz, rol yapıyorum, bazı şeyleri hafifleterek söylüyorum ki kötü bir anı olarak belleklerinde yer etmeyeyim. Çünkü bu hastaların takipleri uzun süre devam ediyor ve ben onları bu süreç içinde hep görüyorum. Hastalarımdan hep şu cümleyi duyuyorum… “Doktor Hanım, buraya her gelişimizde acaba bize ne söyleyecek diye düşünüyoruz ve kalbimiz daralıyor.” Bu kadar özen ve empati göstermeme, onlara kılavuzluk hissi vermeye çalışsam da hafızalarında çok kötü anılar bırakıyorum ister istemez.

 

“EMPATİ KURMAYI UNUTUYORUZ”

 

Raporu verdiğinizde hastaların yüzlerinde neler görüyorsunuz, ilk tepkileri ne oluyor?

Çok zor bir durum… Ağlayan insanlar... İlk tepkileri hastalığı kabul etmemek oluyor. Bazen olabilecekler konusunda, bazı şeyleri söylemiyorum. Mesela o tümörün tedaviye cevap verme ihtimali %10 ise, ilk olarak bunu söylüyorum ki ona sarılsın, moral kazansın, umut olsun. Ama ailesi gelip benden sonucu öğrenmek isterse onlara her şeyi anlatıyorum. Ben annemi meme kanserinden kaybettim, o yüzden empati yapabiliyorum. Annemin tedavisi sırasında Tıp Fakültesi’nin dördüncü sınıfında okuyordum.  Doktoru bana ‘hiç umut yok’ demişti. Bu söz beni yıkmıştı ve ‘ bunu bana söylemeye ne hakkı var?’ demiştim. Pozitif bir bilimle uğraşıyor olabilirsiniz ama bir hekim önce insan olduğunu bilmeli. Hekimlerle insanları karşı karşıya getiren de bu zaten. Bizler hekimlik yaparken işimizi iyi yapmaya çalışıyoruz ama hastalara da hekim olarak yaklaşıyoruz, insan olarak değil. Empati kurmayı unutuyoruz. Öncelikle insan olarak yaklaşırsak hekimliğimizi daha iyi yapacağımıza inanıyorum.

 

Raporlar saklanıyor mu?

Hukuki zorunluluğumuz var. Raporlar 10 yıl saklanır. Blok dediğimiz, hastadan alınan örnekler parafin blokların içine gömülür ve kurumuna göre 5-10 yıl hiç bozulmadan saklanır. Hasta bloğunu istediği an bizden alabilir. Tanıda bir sıkıntı mı var? Geriye dönüp sakladığınız parçayı yeniden inceleyebilirsiniz. Hastanın gittiği başka bir kurum da bloğu bizden talep edebilir. O zaman kendi arşivimizde materyal tutmak kaydıyla o talebi karşılarız.

 

KKTC’de en çok görülen kanser türü hangisidir?

Meme kanserleri tüm dünyada olduğu gibi Ada’da da çok arttı. Eskiden on kadında bir görülürken şimdi bu oran sekizde bire düştü. Mide, bağırsak tümörleri de fazla görülüyor. Ben daha çok kan ve lenf bezi kanserleriyle ilgileniyorum. Ada’da kan hastalıklarıyla ilgili bir zemin var. Hastalık çeşitliliğinin yanı sıra nüfusa göre kanser görülme oranı da fazla Ada’da. Güzelyurt ve Lefke Bölgesi’nde, kalın bağırsak ve mide tümörleri yüksek görülüyor. Elimde istatiksel veri yok ama gözlemlediğim kadarıyla, çocukluk çağı tümörlerinin de fazla olduğunu görüyorum. Kan kanseri öncesi grup olarak değerlendirdiğimiz ileri yaşlardaki kan hastalıkları da çoğunlukta. Bu hastalıklar 65-70 yaş grubunda belli bir süre sonra kan kanserine dönüşüm gösterebiliyorlar.

 

 

 

 

 

 

 

 

Bu haber toplam 999 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Haberler