1. HABERLER

  2. ARŞİV

  3. İNSAN YETİŞTİRME DÜZENİ
İNSAN YETİŞTİRME DÜZENİ

İNSAN YETİŞTİRME DÜZENİ

DUYUŞSAL ÖĞRETİM KURAMLARI Duyuşsal öğretim kuramları, sağlıklı benlik gelişimi ile moral (ahlak) gelişimini vurgulamaktadır. Bu kapsamda öğrenmenin doğasından çok bireylere öğretim süresince kazandırılması hedeflenen kazanımların sonuçlarıyla ilgilidirl

A+A-

 

 

 

DUYUŞSAL ÖĞRETİM KURAMLARI

Duyuşsal öğretim kuramları, sağlıklı benlik gelişimi ile moral (ahlak) gelişimini vurgulamaktadır. Bu kapsamda öğrenmenin doğasından çok bireylere öğretim süresince kazandırılması hedeflenen kazanımların sonuçlarıyla ilgilidirler. Duyuşsal öğretim kuramlarının ilkeleri şöyle aktarılabilir:

 

1.      Eğitim, öğrencinin kendine güvenmesini, yeterliliğine inanmasını, akademik ve kariyer beklentilerini yüksek tutmasını desteklemelidir. Benlik kavramının akademik, sosyal, duygusal ve bedensel olmak üzere dört boyutu vardır (Bloom, 1977).

2.      Zayıf ve güçlü yönleriyle, kendilerini oldukları gibi kabul eden öğrencilerin benlik algısı daha sağlıklıdır. Kendilerini hiç beğenmeyen ve reddeden kişiler, kendilerini birçok alanda değersiz bulurlar. Eğitim, benlik tasarımının oluşumunda öğrenciye destek sağlamalıdır (Shepart, 2000).

3.      Covington’a göre (2000) öğrenci zoru başardığında kendini çok iyi hisseder. Bu şekilde başarı, hem yeteneğe hem de çok çalışmaya atfedilmektedir. Bunun için öğrencilere başardığı hissi verilmelidir, başarma duygusu yaşatılmalıdır.

 

BENLİK OLGUSU

Duyuşsal kuram, yoğun olarak benlik duygusu ile ilgilenmektedir. Benlik, birey için çok önemlidir. Bireyin kendini algılamasındaki pozitif bakış açısı onun çevresiyle etkileşimini de olumlu etkilemektedir. Öğrenciler, benlik duygularını korumak için çok şey yapabilirler. Öğretmenlerin bunu gözeterek her bireyin benlik duygusuna değer vermesi, zarar vermemeye özen göstermesi, sağlıklı benlik gelişimi için bireylerin benlik duygularını dikkate almaları önemlidir. Ayrıca moral (ahlak) gelişim ve moral değerlerin kazanılması çocuklara ve gençlere içinde yetiştikleri toplumun, çok kültürlü yapıların kurallarının, normlarının sezdirilmesi ile daha kolay ve daha kalıcı olacaktır.

 

Genel olarak başarısızlık duygusu, özelde akademik başarısızlık, öğrencilerin kendilerini değersiz hissetmelerine, kendi kapasitelerini yetersiz görüp mücadeleden kaçınma tutumu oluşturmalarına neden olabilir. Özellikle, çalıştığı hâlde başarısız olmak benlik duygusuna zarar vermektedir. Bu koşullarda benliği koruyarak, sorunun kaynağını bulup çözüm yollarını araştırmak en doğru davranışlardan birisidir. Öğretmenler başarısız öğrencilerin belli alanlardaki başarısızlık nedenlerini soruşturup ortadan kaldırılmasına destek olabilmeli ve ayrıca başarılı olabilecekleri diğer olası alanlara yönlenmelerini sağlayabilmelidirler. Akademik yönden başarılı olamamak bireyin kişiliğine saldırma gerekçesi olmamalıdır.

 

YENİ ÖĞRENME PARADİGMASI

Duyuşssal öğrenme kuramlarının yanı sıra, geleneksel öğrenme-öğretme paradigması yerine yeni bir öğrenme-öğretme paradigması olan yapılandırmacılığın kullanılması bireylerin kendi beceri ve yetenekleri doğrultusunda öğrenmelerine fırsat yaratabilecektir. Bu yeni paradigmanın ana görüşleri birkaç başlık altında aşağıdaki gibi toplanabilir (UNESCO, 2002: 19–20):

 

1. Öğrenme doğal bir süreçtir.

2. Öğrenme sosyal bir süreçtir.

3. Öğrenme aktif bir süreçtir.

4. Öğrenme lineer veya karmaşık olabilir.

5. Öğrenme entegre ve gerçekleştiği ortama bağlı bir süreçtir.

6. Öğrenme öğrencilerin güçlü yönlerine, ilgi ve yeteneklerine dayanmalıdır.

7. Öğrenme, bireysel düzeyde ve grup halinde yerine getirilen görevlere, ürünlere ve

    gerçek problem çözümlemelerine bakılarak değerlendirilmelidir.

 

ÖĞRENME VE ÖĞRETME

Öğrenme ve öğretme kavramları birbirinden oldukça farklıdır. Purokuru (2006), bu farklardan aşağıdaki gibi bahsetmektedir:

 

1.                            Öğrenme karmaşıktır; öğrenenin içinde gerçekleşen aktif bir süreçtir. Bu zorla sağlanamaz. Öğrenmenin oluşabilmesi için öğrenme ortamı/ortamları düzenlenebilir; materyal ve etkinlikler sağlanabilir.

2.                            Öğrenme, derin anlamda olmayabilir. Ancak bilgiler veya beceriler, davranış değişikliğine yol açıyorsa, öğrenme gerçekleşmiştir.

3.                            Eğitim programını izlemek (müfredat), ders kitaplarının içeriğini öğrencilere aktarmak, anlatmak, öğrencilerde öğrenmeyi sağlamaz.

4.                            Öğrencilere bilgi öğretiminden çok, düşünme becerileri, bilgi işleme becerileri, sürekli olarak değişen dünya düzeni içinde hayatta kalabilmenin kurallarını içeren kolektif becerilerin öğretilmesine gereksinim vardır.

5.                            Öğretilen etkinlikler, kullanılan yöntemler, üretilen materyaller, uygulamaya yönelik destekleyici beceriler olmalıdır.

 

ÜLKEMİZDE DURUM

KKTC’de uygulanan eğitim sistemi çerçevesinde insan yetiştirme düzenine bakıldığı zaman, ister duyuşsal ister bilişsel isterse psiko-motor boyutta olsun, pek de ülkemizin ihtiyaç duyduğu alanlarda bireyler yetiştirebildiğimiz söylenemez.

 

Özellikle son yıllarda toplum içerisinde yaygın bir hissiyata dönüştüğünü üzülerek ve şaşkınlıkla izlediğimiz “biz yapamayız”, “biz başaramayız”, “biz değiştiremeyiz”, “sorunları biz çözemeyiz” türünden yaklaşımlar eğitim sisteminde duyuşsal boyutun oldukça eksik kaldığını açıkça göstermektedir.

 

Bireylerin ilgi, bilgi, beceri ve yetenekleri doğrultusunda yetişebilecekleri öğretim ortamlarının olmaması ve özellikle eğitim sisteminin sınav odaklı-yarışmacı-elemeci bir sistem olmasının yanı sıra; devletin ülkemizin ihtiyaç analizleri doğrultusunda insan yetiştirme düzenine bilimsel-toplumsal ve evrensel bir anlayışla yaklaşmaması nedeniyle, ya belli meslek alanlarında yığılmalar ve işsizler ordusu yaratılması ya da belli alanlarda hiç insan yetiştirilmemesi ve ülke dışından kitlesel olarak bu alanlara kayıtlı veya kayıtsız göç alınması bilişsel boyutta da başarısızlığın göstergesi olurken; eğitim sisteminin sanat-spor-meslek alanlarındaki yetersizliği, yetiştirilen gençlerin spor ve sanatla gereği kadar buluşturulmaması ve öğrencilerin meslek eğitimlerine de yönlendirilmemesi psiko-motor düzeyde de başarısızlığın göstergeleri olarak belirtilebilir.

 

Öyleyse diğer birçok sistemde olduğu gibi eğitim sisteminde de köklü değişikliklere ivedi olarak ihtiyaç duyulmaktadır sonucunu çıkarmak pek yanlış olmasa gerektir. Çünkü maalesef sahip olduğumuz sisteme “insan yetiştirme sistemi” demek bu sonuçlara bakıldığında çok da doğru değildir.

 

KAYNAKÇA

1.    BLOOM, B. S. (1977). Affective outcomes of school learning. Phi Delta Kapan, 59.

2.    COVİNGTON, M. V. (2000). Goal theory, motivation and scool achievement: an integrative review. Annual Review of Psychology, (51).

3.    PUROKURU, V. (2006). Etkili öğrenme nedir? http://www.biltek.tubitak.gov.tr

4.    SHEPARD, L. (2000). The role of assessment in a learning culture. Educational Researcher, 20 (7).

5.    UNESCO, (2002). Gençler için fırsatları genişletmek ve yetkinlikler oluşturmak, orta öğretim için yeni bir gündem. Dünya Bankası. Washington, D. C.

 

 

 

 

 

 

 

Bu haber toplam 1178 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Haberler