1. HABERLER

  2. ARŞİV

  3. İnsan ve Kadın Olmak Üzerine
İnsan ve Kadın Olmak Üzerine

İnsan ve Kadın Olmak Üzerine

Edagül Türker: İnsanlık tarihine baktığımız zaman, birçok mücadele ile dolu olduğunu görürüz. Bu mücadeleler belli otoritelere karşı daha iyi bir yaşam hakkını elde etmek için verilmiştir.

A+A-

 

 

Feminist Atölye (FEMA)

info@feministatolye.org

 

 

 

Edagül Türker (FEMA Aktivisti)

edagltrkr@gmail.com

 

 

İnsanlık tarihine baktığımız zaman, birçok mücadele ile dolu olduğunu görürüz. Bu mücadeleler belli otoritelere karşı daha iyi bir yaşam hakkını elde etmek için verilmiştir. Özellikle devredilemeyen ve vazgeçilemeyen haklar dediğimiz yaşam hakkı, özgürlük hakkı gibi kazanımlar için insanlar yüzyıllar boyunca savaş vermiştir.

Önce Magna Carta ile , daha sonra Haklar Bildirisi ve en ünlüsü Fransız İnsan ve Yurttaş Hakları Bildirisi ile insanlar en temel haklarını ve eşitlik, özgürlük gibi kavramları tiranlığa karşı garantiye almışlardır. Fakat bu bildirilerin evrensellik ilkesine karşın, tüm insanları kapsamadığı çok geçmeden anlaşılmıştır. ‘İnsan’ dan kastedilen aslında beyaz, burjuva ve erkektir.[i] Yani kazanılan tüm haklar erkekler içindir. Bir başka deyişle erkek kardeşler kendilerini, kendi haklarını erkek otorite ya da tiranlığa karşı korumak için bu bildirgeleri ortaya koymuşlardır. Halkın mutsuzluğunun, yozlaşan sistemin sebebinin insan haklarının bilinmemesinden, unutulmasından ve çiğnenmesinden kaynaklandığını belirtirken, bu hakların yasa ile güvence altına alınmasıyla herkesin mutluluğunun sağlanabileceği öne sürülmüştür. Örneğin insanların hukuksal olarak eşit ve özgür doğduğunu, egemenliğin millete dayandığını, yasaların milletin genel iradesine dayandığını, herkesin düşüncesini açıklama özgürlüğü bulunduğunu, bu gibi hakların yasa ile koruma altına alınması gerektiği gibi maddeler[ii]  gerçekten de insanların olması gereken haklarını belirtiyordu. Fakat burada eksik olan bir şeyler vardı. Aslında bugün bile bu eksiklik birçok yerde devam etmektedir. Nazım Hikmet’in bir şiirinde dediği gibi ‘sanki hiç yaşamamış gibi ölen, soframızdaki yeri öküzden sonra gelen’ kişi olan kadın, göz ardı edilmiştir.

Aslında Fransız İnsan ve Yurttaş Hakları bildirgesinden önce kadınlar toplum içindeki durumlarını sorgulamaya başlamışlardı. 1700’lerde Mary Astell şu soruyu sormaktaydı ‘eğer bütün insanlar özgür olarak doğuyorsa, nasıl oluyor da kadınlar köle doğuyor?’. Benzer soruyu Olympe de Gouges da yıllar sonra sorarak 1791 yılında Kadın ve Kadın Yurttaş Hakları bildirgesini kraliçeye sunmuştur. Bu belge aslında İnsan ve Yurttaş Hakları bildirgesinde eksik kalan şeyleri tamamlıyordu. Sheila Rowbotham’ın da dediği gibi kadınlar, özgürlüklerini köktenci erkekler tarafından kazanılıp ellerine verilmesini beklememeleri gerektiğini, kendi sorunlarına kendileri sahip çıkarak, çözmeleri gerektiğini farkına vardılar.[iii]

Olympe de Gouges’ın bildirgesi Fransız bildirgesinin benzeridir. Fakat daha özel olarak ele alınmıştır. Kadının özgür olarak doğduğunu, hukuksal olarak erkeklere eşit olduğunu ilk maddede belirterek, kadının da insan olduğunu vurgulamıştır. Egemenliğin milletten ziyade erkek ve kadının birleşmesinden oluşan ulusa dayandığını belirterek erkeklerin yapmadığını ve olması gerekeni Olympe de Gouges yapmıştır. Yasaların genel iradeyi temsil etmesi gerektiğini tıpkı Fransız İnsan ve Yurttaş Hakları belgesindeki gibi vurgulamış, ama aynı zamanda ek olarak bu iradenin kadın ve erkek yurttaşlardan kaynaklandığının altını çizmiştir. 10. Maddede bence en vurucu şeyi söylemiştir; ‘Kadınların, tıpkı idam sehpasına çıkma hakkı olduğu gibi kürsüye de çıkma hakkı olduğunu’[iv] belirterek erkek egemenliği altında olan kamusal alana kadınların da çıkması gerektiğini ve çıkabileceğini belirtmiştir. Bir başka deyişle, Olympe de Gouges ataerkil zihniyetin eleştirisini bu belgeyle yaparak, erkeklere atfedilen tüm hakların toplumun neredeyse yarısını oluşturan kadınlar için de olması gerektiğini ancak bu şekilde halkın mutsuzluğunun sona erebileceğini belirtmiştir.

Üzerinden çok uzun yıllar geçmesine rağmen, bugün hala kadının insan haklarını tartışmaktayız. Modern dünyanın insan hakları bildirisi sayılan BM İnsan Hakları belgesi bile kadının en temel haklarını korumada yeterli olamamıştır. Bugün dünyanın birçok yerinde kadınlar en temel haklarından olan yaşam hakkından, özgürlük hakkından mahrum bırakılmaktadır. Yapılan yasalar, aslında kimin refahı ya da mutluluğu için yapıldığını açıkça göstermektedir. Toplumu düzenleyen kurallar erkek egemen bakışla yapıldığı için, günümüzde hala kadının durumu iyileştirilememiştir. Namus adı altında hala kadınların yaşam hakkının elinden alındığı bir dünyada, sizce Olympe de Gouges’un canı pahasına yazdığı bildirgeden bu yana değişen bir şey olmuş mudur?

 



 
[i] Fatmagül Berktay, Kadınların İnsan Haklarının Gelişimi ve Türkiye. İstanbul Bilgi Üniversitesi http://stk.bilgi.edu.tr/docs/berktay_std_7.pdf[ii] İnsan ve Yurttaş Hakları Bildirgesi 1789
[iii] Sheila Rowbotham, Kadın Bilinci Erkek Dünyası. Payel Yayınları, 1998, s.21.
[iv] Kadın ve Kadın Yurttaş Hakları Bildirgesi

 

 

 

 


Bu haber toplam 946 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Haberler