1. HABERLER

  2. ARŞİV

  3. İnsan Neyle Yaşar?
İnsan Neyle Yaşar?

İnsan Neyle Yaşar?

80 yıl önce Bertold Brecht Üç Kuruşluk Opera adlı oyununun ikinci perdesinin kapanış sahnesini bir şarkı ile bitirir: “İnsan neyle yaşar?” 1928 yılında yazılan oyundaki bu soru belki de günümüz insanı için daha bir güncel, önemli ve de ivedi

A+A-

 

 

 

80 yıl önce Bertold Brecht Üç Kuruşluk Opera adlı oyununun ikinci perdesinin kapanış sahnesini bir şarkı ile bitirir: “İnsan neyle yaşar?”

1928 yılında yazılan oyundaki bu soru belki de günümüz insanı için daha bir güncel, önemli ve de ivedilik taşıyor.  

Günlük yaşam sahnelerine kendimizi koşulsuz ve kuralsız teslim etmişken, böyle bir sorunun atmosferde var olan varlığını bile anımsamakta güçlük çekiyor olmalıyız.

Sahi, insan/toplum neyle yaşar?

Düşünelim!

Hem kişisel, hem de toplumsal bağlamda!

 

Toplumların sürekli değişim geçirdiğini ve insanların ürettiğini, yapıtların da bu gelişim içinde anlam kazandığını düşünerek “insan neyle yaşar?” sorusunu güncel yaşamın çarkları arasından çekip çıkaralım. Öncelikle belki soruya arayacağımız yanıtlardan çok sorunun kendi içinde yeni sorular üretmeliyiz. Sanattan daha çok sanatçıya inanmışımdır yıllardır.

Sanatçı olmadan sanat adı verdiğimiz büyük “S” nin varlığı söz konusu olacak mıydı?

Peki,  “yapıt” adını verdiğimiz büyülü nesneler!

Her yapıt bir bilmece!

Bana “yaklaş” diyerek dile getirir isteğini. Yerimizden kalkıp yanına doğru gideriz. Bazen gitmekle kalmayız, yavaşça ona doğru eğiliriz.

Dokunuruz.

İşte o zaman size açtığı iç mekânında kaybolmak isteyin!

Her yapıtın kendi içinde saklı bir bilinme isteği vardır. Tıpkı bir bulmaca gibi… Soruyu sorar; yanıtını ister. Bazen de her yanıtın içinden çıkan yeni bir sorunun en baştakini silip, yok etme gücü vardır. Bu bir tehlike anı mı? İşte bir soru! Yanıtı nerede saklı? İşte, yeni bir soru! Hızla bir yenisi belirip, aynı hızla silinip kaybolmakta; bazen de izleyenin yanıt hakkını elinden alıp kendi içindeki kuytulara savurmakta… Aslında sorular birbirine eklendikçe yapıtın içindeki “kendi” giderek saydamlaşmakta… Onu izlerken sorulan her bir sorunun belki de hiçbir yanıtı yoktur. Duvara yazılan her yazının anlamı çözülebilmiş midir ki yapıt dile gelsin kolayca? Dünyaya kendinden bakan bir gözün ürettiği aforizmalar tüm bu cümle demetleri…

Gelin çıkın işin içinden çıkabilirseniz!

Yapıtla diyaloga girmek, hepimiz için “yanıtın sorusu”nun arandığı iyi bir deneyimdir. Bu düşünceler Macar komünist eleştirmen Georg Lukacs (1885–1971) nın “yaşamı olduğu gibi göstermek ve aynadaki yansıması gibi deforme etmeden sunmak.” söylemiyle zıtlaşır. Aynadaki görüntü zaten ters değil midir?

Lukacs roman özelinde düşünerek, “anlatım biçimine ve tür özelliklerinin sergilenmesine” önem vermiştir. “Anlatım biçimi” toplumun yapısını ve toplumu oluşturan güçleri ortaya çıkarmanın bir aracıdır.

Bu nasıl olacaktır?

Doğal olarak romanın tipik karakterlerinin, tipik durumlardaki etkileşimlerini cümlelerde göstererek.

 

Marksist estetiğin yüzyılımızın başından beri özellikle de 1930’lu yıllarda devam eden iki zıt yaklaşımın en can alıcı tartışmaları, Lukacs ve Bertold Brecht (1898–1956) arasındadır.  Brecht için sanat yapıtı bir deneyimdir.

Soru sordurtan ve analiz yaptıran.    

Belki de asıl bizler tarafından kavranılması gereken -başta da belirttiğim gibi- verilecek yanıtlarda değil de sorunun ta kendisindedir. Soruyu yanıtından, yanıtı sorusundan ayıracak bir duvar var mıdır? Kesinlikle, Hayır! Brecht’in oyunlarında seyirci şüphe durumu yaşamaz. Kısaca sahne sahne, dekor dekor ve en önemlisi de oyunculuk oyunculuk gibidir. Sahne ile izleyen arasında yeni duvarlar örmeye gerek yoktur.

Hatta yazar “her suçlu bir burjuva, her burjuva bir suçludur” söyleminden hareketle oyunun izleyiciyle diyalogunda bir dönüşüm yaratmıştır.

 “İnsan neyle yaşar?”

 

Tabi sorunun içerdiği “politik imge/leri” de yanımıza alarak özellikle yüzyılın başında sanat ve politika adına sorulan sorularla başlayan tartışmalara da açılım yapmak gerekliliği kaçınılmazdır. Nedir bu sorular? Sanatın anlamıyla çelişen “politika”/”siyaset” in bağlamı veya anlamı.

Siyaset nedir?

Türk Dil Kurumu sözlüğüne göre: “Devlet işlerini düzenleme ve yürütme sanatıyla ilgili özel görüş veya anlayış.” Sözcüğün anlamını açıklarken “sanat” kelimesinin geçtiği bir cümle kurmak bugüne kadar okumaktan hoşnut olduğum en iyi/güzel tanımdır benim için diyebilirim. Sanat fikrinin temelinde gerçeğe, güzelliğe ve özgürlüğe ulaşmayı amaçlayan bir etkinlik alanı vardır.

 

Sanat “özgürlüğü, özgünlüğü ve estetik kaygıyı çağrıştırır” dedik. Politik içerik sanatı nasıl etkileyebilir? Yüceltir mi? Sönükleştirir mi? Sıradanlaştırır mı? Özünde var olan “özgür” ve “özgün”lük kavramlarını gölgeler mi? XX. yüzyıl ideolojik mücadelelerle başlamamış mıdır? Hatta toplumsal değişim rüzgârlarının hızla estiği XIX. yüzyıl sanatçıya “özgür çocuk” olma hakkını vermemiş midir? Nasıl olmuştur?

Sanatın ve bu bağlamda sanatçının hamilerinden özgürleşmesiyle!

Batının yarattığı en değerli yapıtların kilise, monarşi, aristokrasi gibi feodal sistemin geleneksel yapısının demokratik bir çehreye bürünen dünya manzarasıyla!  

Hizmet etmek faktörünün artık insan ruhunun “özgür ve özgünlük” kapsamında değer gördüğü, gerçek alıcılarıyla tanışmasıyla ortadan kalkar.

Nereden nereye?

 İşte bir sorunun soru olarak sanatın öyküsünde usu nasıl farklı yüzyıllara taşıdığına örnektir, tüm bu bilgi cümleleri.

 

Düşünelim!

 

İnsana neyle yaşar?

 

Benim yaşam kaynağım UMUT! Ya sizinki?

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Bu haber toplam 807 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Haberler