1. HABERLER

  2. ARŞİV

  3. İnançla, Güvenle ve Umutla…
İnançla, Güvenle ve Umutla…

İnançla, Güvenle ve Umutla…

Yeni yılın ilk yazılarında adettendir bir önceki yılın değerlendirmesi yapılır ve yeni gelen yıl için güzel dilekler sıralanır. Bana göre 2011 yılında yaşadığımız tüm dayatma politikalara, protokollere, siyasette dibe vuran itibara, toplumun ekonomik güç

A+A-

 

 

Yeni yılın ilk yazılarında adettendir bir önceki yılın değerlendirmesi yapılır ve yeni gelen yıl için güzel dilekler sıralanır. Bana göre 2011 yılında yaşadığımız tüm dayatma politikalara, protokollere, siyasette dibe vuran itibara, toplumun ekonomik güç kaybına ve yoğun toplumsal depresyona rağmen Kıbrıslıtürkler üretmeye, kendi coğrafyasında kendi kimliğine ve kültürüne sahip çıkmaya devam etmiştir. Üreten, birbirini seven ve kenetlenen toplum asla yok olmaz. Ben 2012’de toplum olarak birbirimizi çok ama çok sevelim, inanalım ve güvenelim diyorum. Umutlarımız hep olsun… Bu bağlamda aşağıdaki anekdotu sizinle paylaşmak istiyorum.

Köy sakinleri yağmur duasına çıkmışlardı. Bütün köy ahalisi toplandı. İçlerinden birinde şemsiye vardı.

Bu inançtır.

Babalar bebeklerini havaya hoplatır, çocuklar gülmekten bayılır. Yere düşeceklerini akıllarına bile getirmezler.  Çünkü babaları onu tutacaktır.

Bu güvendir.

Yatağımıza girerken, yarın uyanıp yaşamaya devam edeceğimize dair garantimiz yoktur. Ama yine de ertesi güne dair planlar yaparız.

Bu ümittir.

***

Yılbaşı geleneğime bağlı kalarak, yeni yılın bu ilk sayfasında, yine çok değerli iki insanı görüşleriyle birlikte sizler için konuk ediyorum. Duayen gazeteci araştırmacı yazar Ahmet Tolgay kronik çevre sorunumuzu,  ekonomist  Doç. Dr. Mustafa Besim ise ekonomik sorunlarımızı eski ve yeni yıl bağlamında değerlendiriyorlar:

ÇEVRE HEP BİLDİĞİMİZ GİBİ…

Ahmet Tolgay

2011’de turizm hareketinin iyi gittiğiyle böbürlenenlere, turistlerle yapılan anketlere bakmalarını da öneririm. Yapılan her ankette turistler çevre rezilliklerimizin altını çizdiler

Çevreye duyarlı olanlarımız açısından 2011’in başları umutlar taşıyordu. Çünkü 2011 “çevre yılı” ilan edilmişti. Başlangıçtaki umutlar da, artık çevreyle ilgili güzel ve etkin işler yapılacağına dairdi.

Aynı yılın içinde çevreyi katledenlere karşı ciddi yaptırımlar içeren ve Çevre Dairesi’nin çevresel sorunlarla mücadelede yetkilerini artıran yasa da geçirildi. Gelgelelim, geçirilen yasaya karşın ilan edilmiş çevre yılında da ülkemizin kronikleşen ve utanç veren çevre sorunları konusunda dikkate değer hiçbir şey yapılmadı.

Acı gerçeğimiz şu ki, var olan çevre sorunlarımız bir yıldan öteki yıla daha da yoğunlaşmış olarak aktarılmaktadır. Kaderimize dönüşen bu çağdışı süreç karşısında ülkemiz çevrecilerinin mutsuzluğu her yıl biraz daha fazla artmaktadır. Çevre magandacılığı gönüllü ve duyarlı çevrecilerimiz karşısında orantısız bir güç olarak kendini göstermekte ve ülkenin berbat edilmedik köşesini bırakmamaktadır. Denizlerimizin, havamızın ve toprağımızın sorumsuzca kirletilmesi yanında, modernleşme adına doğamız da katledilmektedir.

Dağların ve tepelerin, bitki örtülerinin ve çeşitli ağaç türlerinin coğrafyamızdan kazınmasına gösterilen devletsel duyarsızlık, gelecek adına karamsarlığa yol açıyor. Yurdumuzun tarihe karışan nice doğal güzelliğini ve zenginliğini gelecek kuşaklarımız ancak fotoğraflardan ve ekranlardan izleyebilme şansına sahip olacaklar.

Gelecek kuşakların çevre ve doğa konusunda bizleri yargılarken kullanacakları ifadeleri de ırgalamıyoruz. Bir de her fırsatta “bu ülkede ne yapıyorsak hep çocuklarımız için yaptığımızı” söyleyip dururuz. Çocuklarımız için neler yaptığımız işte ortada!..  Çölleştirilmekte ve acımasızca kirletilmekte olan bir yurt!..

2011’de turizm hareketinin iyi gittiğiyle böbürlenenlere, turistlerle yapılan anketlere bakmalarını da öneririm. Yapılan her ankette turistler çevre rezilliklerimizin altını çizdiler. Çevre duyarsızlığımızla ilgili olumsuz propagandayı turistlerin döndükleri kendi ülkelerinde de yaptıklarına kuşku yoktur. Turistlerdeki bu olumsuz etkilenişimin turizmimizin geleceği açısından taşıdığı riskleri görebilmeliyiz.   

 


EKONOMİYE DAİR…

Mustafa Besim

Toplumun benimsemediği, doğru veya yanlış, protokollerin hayata geçirilmeye çalışılması ekonomilerin olmazsa olmazı olan demokrasi ve temsiliyet olgularının da tartışılmasına yol açar. Bunun sonunda da siyaset kurumuna olan güven de olumsuz etkilenir.

2011 yılı ekonomik açıdan çok çetin bir yıl olarak tarihimizde yerini alacaktır. Küresel bağlamda 2009 yılında patlak veren finansal krizin olumsuzluklarının devam etmekte olması gelecek ile ilgili beklentilerin olumluya dönüşmesini engellemektedir. Özellikle yanı başımızdaki Avrupa Birliği’nde derinleşen kriz Yunanistan ve İtalya gibi Avro (Euro) Bölgesinde bulunun ülkelerin borçlarını ödeyemeyecek duruma gelmeleri, konu ülkelerde iktidar değişimine kadar gitmelerine neden olmuştur. Kriz, Avro Bölgesinin geleceği ile ilgili tartışmaları da beraberinde getirmiştir. Yaşanan krizle birlikte AB’nin temel felsefesinden bazılarını oluşturan “dayanışma” ve “işbirliği” gibi olgular da tartışılarak, AB’nin mevcut ekonomik yönetim şeklinin yetersiz olduğu ve gelecek yıllarda bir değişim içerisine girmesi gerektiğini de ortaya çıkarmıştır.   Almanya’nın kriz sürecini görece olarak daha az maliyetle atlatması ve başarıyla toparlaması ileriki dönemlerde AB’nin ekonomi yönetiminin “Alman modeli”’ne dayalı bir yapıya bürüneceği ve aslında Almanya güdümlü bir AB ile karşı karşıya olacağımızı işaret etmektedir. 

KKTC resmi rakamlarına göre 2010 yılında yüzde 3,6’lık bir ekonomik büyüme yaşanmış ve 2011 yılı için ise yüzde 4’lük bir büyüme beklenmektedir. 2008 ve 2009 yıllarında yaşanan iki yıllık yüzde 10’a yakın derin kriz, ülke gelirinin 2011 sonu itibarıyla  henüz daha 2007 yılındaki seviyesine gelmediğin göstermektedir.  Milli gelir rakamları büyüme göstermesine rağmen, bunun toplum tarafından hissedilmemesi ve çoğumuzun “nerede ve nasıl büyüdük?” sorgulamaları aslında doğru ve yerindedir. Zira ekonomi biliminin temelinde de “ekonomik büyüme” ile “ekonomik kalkınma”  arasında çok farklılıklar vardır. Bizlerin bu büyümeyi gerçek anlamda hissetmememizin temelinde hayat kalitemizin, yasam standartlarımızın artmaması yatmaktadır.

Kısacası KKTC ekonomisi 2010 ve 2011 de ekonomide büyümüş olabilir ama gelir dağılımındaki bozulmanın artması, temel eğitim, sağlık, ulaşım ve benzeri diğer sosyal dahil hizmetlerde iyileşme olmaması kalkınmayı engellemiştir. Temel sorun budur.  Bunun yanında 2011 yılı içerisinde kamu maliyesinin disipline edilmesine yönelik alınan tedbirler, yılın ikinci döneminde dövizde yaşanan yüksek oranlı dalgalanma ve enflasyonun iki haneli rakamlara ulaşması toplam talebi olumsuz etkilediği gibi sabit gelirlilerin alım gücünün gerilemesine de neden olmuştur.

Bunun ötesinde TC ile imzalanan protokolün hayata geçirilmesi KKTC ekonomisinin zorunlu bir değişim sürecine girmesine neden olmuştur. Toplumun benimsemediği, doğru veya yanlış, bu protokolün hayata geçirilmeye çalışılması ekonomilerin olmazsa olmazı olan demokrasi ve temsiliyet olgularının da tartışılmasına yol açmıştır. Bunun sonunda da siyaset kurumuna olan güven de olumsuz etkilenmiştir. Bu tespit yapılan anketlerle de ortaya çıkmıştır. Hâlbuki her meselede olduğu gibi ekonomik gelişimde de siyaset kurumunun toplumun önünü açması ve  ekonomide ileriye gitmek için gerekli imkânları topluma sunması gerekmektedir. Bunun için mutlak surette sosyal diyalog anlayışı gelişmelidir. Yapılması düşünülen herhangi bir değişim veya reform, toplumun ilgili kesimlerinin de dâhil edileceği bir süreç içinde gerçekleşmeli. Ancak bu sayede nihai hedef olan ekonomik kalkınmada başarılı olunabilir.

Kıbrıs konusunda olumlu beklentilerin olmaması, büyüme kaynaklarımızın başında gelen turizm, yüksek öğrenim ve inşaat sektörüne yönelik sektörel temelde çalışmalar yapılması ihtiyacını artırmaktadır. Bunun yanında ülkenin ucuzlatılması için gerekli düzenlemelerin yerine getirilmesi, eriyen alım gücünün korunması yapılması gerekenlerin başında gelmelidir. 2012 yılı için küresel ekonomik göstergelerin en azından yılbaşı itibariyle olumlu olmaması ekonomi yönetiminde yeni yılda daha dikkatli ve daha doğru adımlar atılması gerekliliğini işaret etmektedir. Bunun için özellikle ekonomideki sivil inisiyatifin politika üretme sürecine daha fazla dâhil edilmesi geliştirilecek politikaların doğruluğunu artırabilecektir.   Bu yaklaşım, toplumun ve ilgili kesimlerin ekonomiye yönelik geliştirilecek politikalar sürecine dâhil olmalarını da sağlayacaktır. Ancak Kıbrıslı Türklerin kabul edeceği ve benimseyebileceği politikaların hayata geçirilmesi, 2012 yılını 2011’e göre daha başarılı kılabilecektir.   

 


 

 

 

 

 

Bu haber toplam 1292 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Haberler