1. YAZARLAR

  2. Konuk Yazar

  3. İlker Kılıç: Kıbrıs’ta Dinler Arası İşbirliği PARALEL MÜZAKERELER
Konuk Yazar

Konuk Yazar

Yazarın Tüm Yazıları >

İlker Kılıç: Kıbrıs’ta Dinler Arası İşbirliği PARALEL MÜZAKERELER

A+A-

Müftü Dana Efendi gayet açık fikirli, girişken bir din adamı idi. Bir gün Mağusa Limanına bir Yunan subay gemisi gelmişti. O gemide bir kokteyl verildi. Makarios, Dr Küçük, Türk liderleri, biz hepimiz orada idik. Dana Efendi de gelmişti. Herkes içki içiyor, Dana Efendi bunların arasında sarıklı kıyafeti, cübbesiyle dolaşıyordu. Dr Fazıl Küçük ona bakıp bakıp, bana diyordu ki ‘Bu adamı şimdi tutup denize atacağım, bu adamın burada işi ne?

Nihat Erim; Bildiğim ve Gördüğüm Ölçüler İçinde Kıbrıs, sayfa 104

------

SİYASETTE PAPAZLAR ve HOCALAR

20 Nisan 2015 günü Paskalya kutlamaları nedeniyle biraraya gelen KKTC Din İşleri Başkanı Sn.  Talip Atalay ile Başpiskopos Hrisostomos II, Kıbrıs Gazetesinin (21.04.2015) aktardığı habere göre  yeni  liderin (Akıncının) seçilmesi halinde  kendisini Ledra Palace’a davet ederek, tebrik etmek ve Rum Lider Nikos Anastasiadis’le bir araya getirmek istediklerini açıkladılar.

Yeni seçilen lideri tebrik etmek için ayağına çağırmak pek de usülden değildir hatta büyüklenmedir. 
BMGS Danışmanı ve temsilcisi dururken iki siyasi lideri buluşturmak neden iki dini lidere vazife olsun?
Kıbrıs Sorununda dini liderleri öne çıkartan İsveç Büyükelçiliği himayelerindeki  Kıbrıs Barış Süreci Din İşleri kurumudur. Bu kurumun önde gelenlerinden sayın  Peter Weiderud,  Atalay ve Hrisostomos’a destek vermek amacıyla, yine 20 Nisan günü verdiği beyanatta ‘ İki dini liderin SİYASİ SORUMLULUK üstlenerek 4 yıldır birlikte çalışması nadiren görülüyor.

Müftü ve Başpiskopos birbirlrini dinleyip, birbirleriyle konuşabiliyor ve Başpiskopos, Müftü’nün öncelikleri ve ihtiyaçlarını desteklerken, Müftü de Başpiskopos’un önceliklerini ve ihtiyaçlarını destekliyor. Bu nedenle başarılı oldular ve Kıbrıs barış sürecinde yeni bir zemin yarattılar.’

Sn Weiderud iki dini lider arasında Paralel Müzakerelerin sürdürülmekte olduğunu beyan ediyor.
Bu parallellik sadece müzakerede  değil, taraflar olarak  da tezahür etmektedir. Bu günden sonra görüşmelerin nasıl seyir edeceği bilinmemekle beraber, son dört yılda görülen Kıbrıslı Rumların  Türkiye ile müzakere etmeyi yeğlemeleridir. Kıbrıs Türk Toplumu masada yoktu.  Paralel dini müzakereler de Ortodox Kilisesi başpiskoposu ile Türkiye Diyanet’in atadığı Din İşleri Başkanı arasında yürütülmektedir. Kıbrıslı Türklerin özgür ıradeleri ile seçtikleri Müftü  artık yoktur.

BUHURDANLIKLAR
Kıbrıs Rum toplumunda Kilisenin sadece siyasete karışmış olması değil,  EOKA hareketinin de başını çekmiş olması herkesin malumudur. Kıbrıs Cumhuriyetinin ilk cumhurbaşkanı da Başpiskopos Makarios olmuştur. Ayinlerde, törenlerde ve sosyal etkinliklerde papazların ellerinde buhurdanlıklarıyla mekanı ve cemaatı  tütsülemeleri alışılagelmiş dini  bir gelenektir. Londra’da AKEL’in  bazı yemekli sosyal toplantıları bile başpapaz  salonu tütsüledikten sonra açılır. Dolayısıyla Başpiskopos’un Anastasiadis’i elinden tutarak  Kıbrıslı Türk liderle buluşturmak ve müzakere masasına getirmek istemesi yadırganmayabilir.

Ama, Kıbrıs Türk toplumunda  durum ve gelenek Kıbrıs Rum toplumuna kıyasla tam da terstir.  Kıbrıslı Türkler’in din(ler)e ve dini inanç(lar)a olan saygısı bütündür. İngiliz sömürge idaresine karşı Müftü kavgası ( 1928-1953) bunun göstergesidir . Ancak Kıbrıs Türk Toplumunda din, siyasetten  hep ayrı ve uzak durmuştur. 1960’ da Kıbrıslı Rumlar Başpiskopos’u cumhurbaşkanı seçerken Kıbrıslı Türkler Müftü’yü cumhurbaşkan müavini seçmeyi akıllarından bile geçirmediler.

İki dini liderin iki siyasi lideri sosyal bir etkinlik ile buluşturma girişimi belki Anastasiadis açısından bir ‘amenna’ olabilir ama,  buhurdanlıklar Akıncı için bir kaygan zemin teşkil edebilir.

DİNİ LİDERLERİN ÖNE  ÇIKARTILMASI
1977-1979 Doruk Anlaşmaları ile başlatılan toplumlararası görüşmelerde din ve dini liderler bugüne dek  herhangibir sıffatla taraf olmamışlardı. Şimdi siyasete soyunmaları bir ilktir.
Son 4-5 yıldır Kıbrıs Sorunu ve sorunun çözümü  ile bağlantılı olarak dinlerin, dini liderlerin ve dinlerle dini liderler arasındaki işbirliğinin süratle öne çıktığı  gözlemlenmektedir.

Burada bahsettiğimiz işbirliği, dinler arası kardeşliğin, karşılıklı saygı ve sevginin sağlanması, tarihi eserlerin ve vakıf mallarının korunması, bakımı, restorasyonu ile ilintili değildir. Sözkonusu işbirliği, o güzelliklerin arkasında saklı,  siyasi iradeye ve idareye yönelik olanıdır.

Dinlerin öne çıkartılmasının mimarları belli ki dış güçlerdir çünkü, her iki dini liderin kendilerine biçilen  misyonlarında samimi olmadıkları kendi çelişkili düşünce ve davranışlarında yansımaktadır.
‘ Bütün yerleşikler geri gönderilmelidir’ diyen Başpiskopos’un  bahsettiği yerleşiklerden biri olan Sn Talip Atalay’ı   Müftü imiş gibi kabullenmekte, kucaklamakta ve yüceltmektedir.  Ve işin  daha da ilginç  tarafı bütün bunları Kıbrıslı Türklerin iradesini es geçerek yapmaktadır.

‘Biz siyasete karışmayız, sadece barış dili kullanırız’ iddiasıda bulunan KKTC Din işleri başkanı Atalay ise Türkiyenin Mersin ilçesinden AKP Milletvekili aday adaylığına soyunmakta, ilçe seçimini kazanamayınca da tekrar Kıbrıstaki dini görevi başına dönmektedir. Bu kendi başına buyruk davranışlarında da Sn Atalay Kıbrıslı Türklerin iradesine başvurma ihtiyacı duymamıştır.

MÜFTÜ MESELESİ ( seçim ve atama )
Kıbrısta Müftülük makamı 1571 yılında kuruldu. Dini söylemde ‘ULUL’ emirnamesi Müftü atanmasının seçim yoluyla yapılmasını emreder. 357 yıl süren bu uygulama 1928 de İngiliz Sömürge Valisi tarafından Müftü makamının iptali ile sonlanır. Buna ve gerekirse ‘Müftü’yü Vali atar’  kararına karşı Kıbrıslı Türkler 25 yıl  mücaadele verirler. Hatta Valinin İstanbuldan getirttiği bir müftü’yü  geri göndertirler. Dr.Fazıl Küçük, Necati Özkan, Ahmet Mithad Berberoğlu, Fadıl Korkut , Necmi Bodamyalızade,  bu mücaadeleye öncülük eden aydınlardır. Kavgayı kazanırlar ve 1953 de Baf’tan Dana Efendiyi Müftü seçerler. 25 yıl süren bu mücaadele ibret vericidir ve genç kuşaklarca unutulmamalıdır. (Dr Küçük, Müftü olması için Dana Efendiye destek verir ama siyasi ortama karışmamasını ister)

Bugün,yine  Kıbrıs Türk Toplumu kendi Müftü’sünü  seçme hak ve özgürlüğünden mahrum edilmiştir. Bu sefer  Müftü yerine Türkiye’ den, Başbakanlığa bağlı Diyanet tarafından, KKTC Din İşleri Başkanı atanmaktadır. Yabancı diplomatların ve özellikle Kıbrıslı Rumların, Kıbrıslı Türklere sormadan,  Talip Atlay’ı sanki Kıbrıslı Türklerin  Müftü’süymüş gibi  tanımaları  son derece düşündürücüdür.  Talip Atalay da kendisinin Müftü olmadığını açıklığa kavuşturmuş görülmüyor.

Toplum tarafından seçilmiş Müftü ile  dışarıdan atanmış Din İsleri Başkanı arasındaki niteliksel fark Müftü’nün kendi dini düzenini koruma misyonu, Dini İşler Başkanı misyonunun ise mevcut dini yapıyı kendini atayan otoritenin eğilimlerine ve inançlarına göre düzenlemesidir.  Nitekim Din İşleri Başkanının Kıbrısın kuzeyinde dini yapıyı değiştirmekte ve bunu yaparken de adadaki yerleşmiş dinlerarası dengeleri bozmakta olduğu gözlemlenmektedir.

İSVEÇ ELÇİLİĞİ ATEŞLE  Mİ OYNUYOR
444 yıldır Kıbrıs adasında huzur içerisinde birarada ve yanyana kavgasız kalabasız yaşayagelmiş Hristiyanlarla Müslümanlar arasındaki dengeyi bozacak dini müdahaleleri desteklercesine faaliyet gösteren İsveç Elçiliği, belki farkında olmadan, ateşle oynamaktadır. Kıbrısın kuzeyinde ılımlı İslam ve laiklik yerine fandamentalist İslamın ve şeria’nın yerleşimesini  teşvik eden İsveç girişimi adada dini dengeyi siyaset adına  bozabilir. Alışılagelmiş  dokunun dışında,  okullardan fazla sayıda camilerin, devasa İlahiyat fakültelesinin ve  İmam Hatip okullarının açılmasında başrolü oynayan, Kıbrıslı Türklerce seçilmiş olmayan,  bir Din İşleri Başkanının yabancı ülke İsveç ve yerli Ortodox kilisesi tarafından bu denli desteklenmesi kuşku yaratmaktadır.

Daha yakın geçmişte Suudi Arabistan  Baş Müftü’sünün verdiği ‘ bütün kiliseleri yakılsın’ fetvası  göz ardı edilemez. Çünkü bügün Kıbrıs’ ın kuzeyinde yer alan, dini işler başkanının düzenlediği ve İsveç Elçiliği ile Hrisostomos’un promosyonunu yaptığı din ve dini anlayış Suudi Arabistan’dakinden pek de farklı olmayabilir. Talip Atalay  misyonuyla Kıbrısın kuzeyinde ılımlı islam’ı fandamentalist İslam’a dönüştürmek, Ortadoğuda çatışan dinlere ve mezheplere Kıbrıs’a sıçrama davetiyesi çıkarmak demektir. İsveç Büyükelçiliği, belki farkında olmadan,  bu  din mühendisliğine destek veriyorsa, ateşle oynuyor olabikir.

SONUÇ
Yakın tarihi toplumlararası çatışmalarla dolu Kıbrıs adasında Kilise ile Cami’nin, Başpiskopos ile Müftü’nün, hocalar ile de papazlar’ın din adına dövüştükleri vaki değidir.  Kıbrıslı Türklerin laik duruşu ve dini kurumlarının siyasi iradeye ve idareye karışmamaları önemli rol oynamıştır. Bu dengenin bozulması adada ve bölgede barış için  tehlike arzedebilir.

Dünyanın birçok yerinde  dinler ve mezhepler arasında kavgalar ve harpler sürerken oralarda dinler arası barışı sağlamaya çalışmak yerine Kıbrısta olmayan bir dini kavgayı , sanki varmiş  da hallediyorlarmiş havalarına girmek  işin kolay tarafıdır ve inandırıcı olmaktan uzaktır.
Dış güçlerin adadaki dinleri ve dini liderleri siyasete karıştırarak,  sivil liderler arasındaki müzakerelere paralel müzakereler yaratma ve yürütme çabaları  iyi niyet mahsülü olamaz.

Londra 06.05.2015

Bu yazı toplam 3827 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar