1. HABERLER

  2. ARŞİV

  3. İLK YAZITLAR*
İLK YAZITLAR*

İLK YAZITLAR*

Dağın çatısı delinmiş, tepesi atmış besbelli… Burnundan soluyor yine kızıl, öfkeli bir boğa gibi sarsıyor yeri göğü kara bulutlar püskürtüp ağzından. Kaçıyor kaderinden korkan goncolozlar bile, ardına bakmadan. Enselerini yalayan o ko

A+A-

 

 

I

 

Dağın çatısı delinmiş,

tepesi atmış besbelli…

 

Burnundan soluyor yine

kızıl, öfkeli bir boğa gibi

sarsıyor yeri göğü

kara bulutlar püskürtüp ağzından.

Kaçıyor kaderinden korkan

goncolozlar bile, ardına bakmadan.

 

Enselerini yalayan o korkunç

ateşli soluğu hissetikçe

titriyor cengaverler.

Işıklı kılıçlarını kınlarında

yüreklerini yatakta

                          unutuyorlar …

 

Yalanı yok…

Biz de korkuyoruz

kudurmuş dağın hiddetinden…

O, şenlik bekleyen akbabaların

kurumlu, kel başları düşmüş önlerine,

sinmiş tavuklar gibi titriyorlar

kalan tüylerini kurban edip 

kükreyen dağın eteklerinde…

 

Bu  yazı, bu coşkun pınar

yarına kalır mı bilmem!..

 

Kalırsa bilin ki;

düştüğü yeri yakan ‘Dağın ateşi’

uğramamış bu pınara…

Kara çamuru dolmamış

pınarın boğazına…

 

Bilin ki, devam ediyor hayat

bu pınardan beslenip… 

 

 

II

 

Alevli oklarıyla yaktılar sazdan evlerimizi.

Kara, barbar kıllarını okşayıp

şafak atmadan işediler pınarımıza…

Çalılar şahittir o ezgiye,

kırık laden dalcıkları hala o kokuyu taşır

çarptıkça yüzüne kıllı bir ayak…

 

Mızrak yaralarıyla kanayan

sazdan duvarların kanıdır

bu kayaya düştüğüm notların ruhu…

Sandal ağaçları şahittir o zülme

tek dalları yoktur kıvrılmamış acıdan …

 

Onlar gitti keşfedip bakırı ve tuzu

başkaları geldi, defne takmak için

basık suratlı kafalarına…

 

Onlar da yakıp yıktı odundan evlerimizi,

ocağımızdan çaldıkları ateşle hem de.

Gürzleriyle ezilmiş ciğerlerimize

                                     basıp geçtiler.

Gömütlerimizin toprağında durur hala

kirli çıplak ayak izleri…

 

Şarabımızı çaldılar

kanı bıraktılar arkada.

Üzümler şahittir;

ne zaman

hoyratça basılsa damarlarına,

sirkeye döner asık suratları…

 

Onlar da gitti

kaçıp yeni gelenlerin

keskin kılıçlarından.

Söndü ocaklarımız

kendi külüyle örtünüp…

III

 

İlk ateşten miras şu küller arasında

mızrağına dikilmiş mağrur kaftasları

yataklık eder yılanlara…

Göz çukurlarında kabaran

baykuş tüyleriyle, ağdalı

boş sözcükler yapışmış boğazına…

 

Ölümün mor parmak izleri

ve o büyük, yutulamamış lokma.

Açık bir yara gibi kabarıyor göğsü

ve yükseliyor ruh, uçuşan küller gibi…

Soluk bir duman içinde vakur, sanki

yaratılan ilk tanrının ürkek sureti…

 

Yaban armuduyla aldatılmış

ilk -masum- peygamber,

incirleri çatlatıp balı çalan Sukallu…

Onun olsun incir ve su,

artık kurban istemesin de

onun olsun şu dağlar,

ağır taşlar, yanık ağaçlar…

 

Tütsü yakın…

Kına yakın…

Tepinip durun siz,

şişko totemlerinizin

yağlı kucağında…

Benim kucağım boşaltıldı…

Ceylanımın kanı yakar ciğerimi,

soluksuzum konuşamam.

Susuyorum… Susuyorum…

 

Tek dostum şu kaya

                  -sesimin aynası-

ve incir, onlar anlar yalnız

yaktığım acı ağıtları…

 

Dallarında salınan çaputlar gibi,

‘ah’ımı düğümleyesin isterim ey incir

altında şenlik ateşi yakan

o katil büyücünün bağzına…

* Kuru Pınar Yazıtları isimli kitabımdan

 

 

 

 

 

Bu haber toplam 807 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Haberler