1. HABERLER

  2. ARŞİV

  3. İLK TAŞI GÜNAHSIZ OLANINIZ ATSIN!
İLK TAŞI GÜNAHSIZ OLANINIZ ATSIN!

İLK TAŞI GÜNAHSIZ OLANINIZ ATSIN!

“Komşunun evine tamah etmeyeceksin! Komşunun karısına yahut kölesine yahut cariyesine yahut öküzüne yahut eşeğine yahut komşunun hiçbir şeyine tamah etmeyeceksin!” Musa’ya indirildiği kabul edilen 10 emirin onuncusu ve sonuncusudur bu&#

A+A-

 

 

“Komşunun evine tamah etmeyeceksin! Komşunun karısına yahut kölesine yahut cariyesine yahut öküzüne yahut eşeğine yahut komşunun hiçbir şeyine tamah etmeyeceksin!”

Musa’ya indirildiği kabul edilen 10 emirin onuncusu ve sonuncusudur bu…

Hayat çok garip… Lefke’li Safiye ile İrfan’ın oğlunun Kıbrıs-İngiltere-Türkiye üçgenine sığdırdığı asaletini bilmem ama son derece nadir hikâyesi; şimdilik fısıltıyla anlatılıyorsa da hiç kuşkum yok, ölümünden sonra sıkı bir Hollywood filmi olmaya aday…

Asil Nadir’in hikâyesi, sadece Kıbrıs’ın değil, Türkiye’nin de hikâyesinin bir parçası.

Mağusa’da gazete satarak büyüyen çocuğun 1963 olaylarıyla birlikte Londra’ya taşınıp aileyle birlikte yeni bir hayata başlamasının ve burada kurulan şirketin yılda 1 milyon sterlin kazanmasının bir “başarı” olduğunu kimse inkâr edemez. Ancak bence “başarı” tam da bu noktada yerini (hadi İngiliz yargıcın kaba ifadesini kullanmayalım şimdi) bir ihtiras hikâyesine dönüşüyor.

Gerçek tragedya; başkalarının trajedisini kendiniz için bir fırsata dönüştürürken, aslında kendi trajedinizi yazmakta olduğunuzun farkında olmamanızdır belki de…

Herkes bilir ki ihtiras; tragedyanın en önemli unsurlarından biri, ihtirasını dizginleyemeyenler ise tragedyanın en güçlü karakterleridir…

Kendisine ilişkin hazırlanan biyografilere bakılırsa; 1970’ler Kıbrıs için fırtınalarla dolu bir kâbus denizi, Asil Nadir için bir fırsatlar denizi oldu. 74 müdahalesinin hemen ardından sahipsiz kalan Rum işletmelerinin “değerlendirilmesi” işine büyük bir hevesle girdi. 1970-1985 arası 15 yıl gibi kısa bir sürede 500 milyon sterline ulaşan kişisel servetiyle Sunday Times’ın “dünyanın en zenginleri” listesinin 11. Sırasına yerleşti.

İhtiras rüzgârları Asil Nadir’i o sıralar Türkiye’yi bir “fırsatlar cennetine” çevirmeyi iş edinen Turgut Özal’ın yanına sürükledi.

“Zenginleri” çok seven Başbakan, bu zengin ve “başarı için her yolu mübah sayan” adamı da çok sevdi. O’na Türkiye medya dünyasının kapılarını araladı. Asil Nadir Günaydın Gazetesini, ardından Güneş ve Gelişim Yayın Gruplarını satın aldı.

1980’lerin sonunda Asil Nadir; tarımdan gıdaya, tekstilden elektroniğe, turizmden denizciliğe ve tabii medyaya genişleyen dev bir imparatorluğun başındadır artık. Ta ki meşhur Polly Peck skandalı patlayana kadar…

Özal’ın “yeni Türkiye’sinin vizyonu” ile Asil Nadir’in sınır tanımayan ihtirasının harikulâde bileşimi, aslında Türkiye medya tarihinin de önemli bir kesitini oluşturur.

Asil Nadir, “işi sadece gazetecilik olan gazete patronları” döneminin kapanıp, Özal’ın yeni vizyonu doğrultusunda başlatılan “uygun olan her yatırım alanına girme kıvraklığına sahip” yeni gazete patronları döneminin prototipidir adeta…

Medyada yozlaşmanın, iktidarlarla ticari öpüş kokuş ilişkilerine girmenin, ihale peşinde koşan gazete yöneticilerinin, promosyon kampanyalarının, sansasyonel haberciliğin artık ayıplanmadığı bir çağın başlangıcıdır bu…

Asil Nadir kendi tragedyasında hem “ihtiraslı bir güç” hem de kurbandır aynı zamanda. Skandal patlayıp Türkiye’den pılısını pırtısını toplayamadan gitmek zorunda kaldığında geride bıraktığı dev işletmeler kelimenin tam anlamıyla “kapanın elinde kalmıştır” ki Türkiye medyasının Asil Nadir konusunda pek “ketum” olmasının asıl sebeplerinden biridir bu…

Türkiye’de bir zamanlar sahibi olduğu işletmelerin kimler vasıtasıyla hangi ellere hokus pokus edildiğine bakılırsa Asil Bey’in “kurban” kimliğini de görür ve kendisine üzülmek mi yoksa “su testisi” muamelesi yapmak mı gerektiği konusunda hayli kararsız kalırsınız…

Ben şimdi “haksızlığa uğradığı için” Asil Bey’e üzülen çoğu insanın Polly Peck’in niçin skandal olduğunu anladığından emin değilim. Öyle ya, adamcağız kendi şirketinin parasını kullandı sonuçta… Oysa Polly Peck halka açık bir şirketti. Asil Bey’in yine İngiliz mahkemelerinin ifadesiyle “kişisel lüksleri için” kullandığı paralar aslında kendisine güvenen yatırımcı hissedarların parasıydı.

Ancak İngiliz mahkemesinin “suç” olarak kabul ettiği ve bazı Kıbrıslı Türkler için “anlaşılması güç” bu davranışın geçmişini de hesaba kattığınızda gerçek resim ortaya çıkıyor: Asil Bey’in ve bazı Kıbrıslı Türklerin “hak” olarak gördüğü “başkasına ait serveti kullanma” suçunun “normalleştirilmesi” aslında 1974’e, dayanıyor: “Sahipsiz kalan Rum mallarının değerlendirilmesine”…

Asil Bey’in davranışlarının normalleştirilmesinde, “değerlendirdiği başkalarına ait servetin” bir bölümünü “başkalarıyla” paylaşmasının payı büyük olsa gerek. Ancak ne kadar “asil bir davranış” olsa da, “sahipsiz kalan Rum mallarından” edinilen servetin küçük bir bölümünün bazı Kıbrıslı Türklere iş ve aş olarak dönmesi Asil Bey’i İngiliz’in mahkemesinde aklamaya yetmiyor.

Londra’da yargıç elindeki adalet çekicini masaya vurup hükmünü açıkladığında içimin cız ettiğini söylemeliyim. Kararı okurken bir anda 80’lerin sonuna, o dönem Cumhuriyet Gazetesinde çalışmakta olan gazeteci arkadaşlarımın “hayli iyi paralarla” transfer oldukları ve annemlerin bile o çok renkli, “çok sesli”(!) Güneş gazetesinin cazibesine kapıldıkları günlere dönüverdim.

Asil Bey, Türkiye medyasının ve benim evimin, ülkemin insanlarının dönüştürülmesini de bir “fırsat” olarak gördüğü ve “değerlendirdiği” için önemlidir hayatımda…

Asil Nadir şimdi İngiltere’de bir cezaevinde hükmünün dolmasını bekleyen 71 yaşında bir adam…

Suçluysa ki İngiliz Mahkemesi o’nu “başkasına ait malı kendi lüksü için kullanmaktan” suçlu buldu, bana kalırsa O, bu suçu tek başına işlemedi… Kıbrıs’ta, Türkiye’de çok sayıda suç ortağı var!

O’nu bir de siz yargılayabilirsiniz… Ama madem kutsal metinlerle girdik söze, kutsal bir çağrıyla bitirelim:

“aranızda hiç günahsız olanı ilk taşı atsın”

 

 

 

 

 

Bu haber toplam 1363 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Haberler