1. HABERLER

  2. ARŞİV

  3. 'İkiye Bölünen Vikont' ve Biz Kıbrıslılar
İkiye Bölünen Vikont ve Biz Kıbrıslılar

'İkiye Bölünen Vikont' ve Biz Kıbrıslılar

Mustafa Ongun: İkiye Bölünen Vikont İtalyan yazar İtalo Calvino’nun Atalarımız üçlemesinin ilkidir. Calvino diğer romanlarında olduğu gibi bu romanında da fantastik öğeler kullanarak hikâyesini bize aktarmaktadır. Bu yazıya neden ‘İkiye Bölüne

A+A-

 

 

Mustafa Ongun

m.ongun85@gmail.com

 

İkiye Bölünen Vikont İtalyan yazar İtalo Calvino’nun Atalarımız üçlemesinin ilkidir. Calvino diğer romanlarında olduğu gibi bu romanında da fantastik öğeler kullanarak hikâyesini bize aktarmaktadır. Bu yazıya neden ‘İkiye Bölünen Vikont’ ile başladığımın anlaşılması için önce hikâyeyi kısaca bir özetlemem gerekiyor.

Bahsi geçen hikâyenin ana karakteri Vikont Medardo, 1700’lerde Türklerle Hristiyanlar arasında geçen savaşa katılır. Katıldığı bu savaşta göğsünün tam ortasına bir gülle isabet eder ve bu gülle darbesinin ardından Vikont ikiye bölünür. Bu bölünmenin sonucunda yazar (Calvino) fantastik bir durum tasavvur eder; Vikont darbe sonucunda ikiye bölünür, ancak ölmez. Ölmek bir yana, Vikont, bir yarısı iyi, diğer bir yarısı ise kötü olmak üzere iki ayrı karaktere bölünür. Daha sonra da iki ayrı kişi olarak memleketine geri döner.

Hikaye boyunca Vikont ’un bir yarısı memleket ahalisine sürekli zarar verip acı çektirirken, diğer yarısı da sürekli olarak iyilik yapmaktadır. İlginçtir ki, bir süre sonra ahali Vikont’un iki yarısından da sıkılmaya başlar. Vikont’un kötü yarısından doğal olarak bıkan ahali, diğer yarısından da kimsenin erişemeyeceği bir iyilik sergilediği için usanmaya başlar. Günün sonunda Vikont ’un her iki yarısı da aynı kıza âşık olur ve kavgaya tutuşurlar. Bu kavga sonucunda feci bir şekilde yaralanan iki yarı, bir doktorun yardımı ile tekrardan bir bütün haline getirilir ve ahalide mutlak iyinin ve mutlak kötünün aşırılığından kurtulur. 

Calvino bu hikâyede, zengin dili ve kurgulama yeteneği ile bize mutlak iyinin ve kötünün gerçek hayatımızın içinde olmasından hepimizin rahatsız olacağını veya olması gerektiğini anlatmaya çalışıyor. Yazarın orijinalliğini ve tarzını anlamak için tabii ki de romanı okumak gerekir. Burada benim Calvino’yu en iyi şekilde temsil etmek gibi bir niyetim yok. Daha ziyade niyetim ikiye bölünen Vikont deneyimimi kullanarak Kıbrıs’taki siyasi-sosyal gelişimler üzerine birkaç bir şey söylemektir.  

Vikont’un hikâyesini ilk okuduğumda, belki de doğal olarak, aklıma Kıbrıs’ın ikiye bölünmüş olması gelmişti. İkiye bölünen Vikont’u Kıbrıs’ı anlatan bir metafor olarak düşünmüştüm. 2000li yıllara kadar Kıbrıs’taki bölünmenin bir yanı (Rumlar) mutlak kötüyü temsil ederken diğer yanı (Tükler) ise mutlak iyiyi temsil etmekteydi. 2000li yıllara gelirken, benim gibi birçok insana, eskiden bize Rumların mutlak kötü tanıtılması ve bizlerin ise mutlak iyi olması artık inandırıcı gelmiyordu. Rumların kötü katiller olduğuna inanmak artık eskide kalmıştı. Onlarında tıpkı bizler gibi, yaptıklarında ve düşündüklerinde haklılık payı vardı. Önemli olan birbirini anlamaya çalışmak ve sonucunda bir anlaşmaya varmaktı. İki tarafında yanlışları, kötülükleri olduğu doğruydu, ancak artık bunların unutulması gerekiyordu. Vikont’un mutlak iyi ve mutlak kötü yanlarından sıkılan ahali gibi, bizde artık bu mutlak iyi ve kötü yarıdan sıkılmıştık. Hepimiz artık Vikont gibi adanın birleşmesi gerektiğini düşünmekteydik.

İşte ikiye bölünen Vikont böyle bir metafordu benim için. Ancak bilindiği üzere, tam da adanın bu kötü ve iyi iki yarısı artık ortadan kalkacak ve Calvino’nun hikâyesindeki Vikont gibi bir bütün olacak derken, Annan planı ve sonrasında oluşan süreç benim ikiye bölünen Vikont metaforumu çökertmişti. Artık iki hikâyenin de sonunun aynı bitmeyeceği belliydi. Calvino’nun hikayesinin aksine Kıbrıs tekrardan göğsünün ortasına aldığı ikinci bir gülle darbesi ile ikiye bölünmüştü. Bizim açımızdan tabular yıkılmış olsa dahi, ikiye bölünen taraflardan birisi birleşmeye diğeri kadar istekli olmamıştı. İkiye bölünen Vikont’u rafa kaldırma zamanı gelmişti.  

Ancak Yıl 2012’ye geldiğinde, olan bitenler beni ‘ikiye bölünen Vikont’u tekrardan düşünmeye itti. Romanı tekrar düşündüğümde metaforun tekrardan doğduğunu görmemek elde degildi. Bir yanı hep doğruyu yapan, diğer yanı ise hep kötü olan bir Vikont vardı yine karşımızda. Bugün tıpkı 2000li yılların öncesinde yaratılmış olan “bu Rumlarla hiçbir şey olmaz”, “bu Rumlara güven olmaz”, “bu Rumlar hep bizim kötülüğümüzü ister” gibi anlayışlar yine hakim hale gelmişti. Diğer bir değişle, ikiye bölünen Vikont benim için hortlamıştı. Hem de Calvino’nun fantastik dünyasından pek de farklı olmayan bir şekilde.

Tıpkı ikiye bölünen Vikont’un hikayesi gibi Annan planı ile başlayan süreçte Kıbrıslı Türkler Vikont’un iyi yarısı olmuşlardı. Bize yazılan hikâyedeki süreçte, biz hiç hata yapmamıştık. Hatayı ve kötülükleri yapan Rumlar olmuştu. Vikont’un mutlak kötü yanı onlar, mutlak iyi yanı ise biz… Rumlar bizi Türkiye’nin piyonu olarak suçlamışlardı. Oysa biz Türkiye’nin piyonu hiçbir zaman olmadık(!). Rumların bu iddiası onların mutlak kötülüklerinden başka bir şey olarak tasavvur edilmez hale geldi. Biz Rumları anlamış ve onlara hep iyi ve güzel önerilerle gitmiştik, ancak Rumlar kötü olduğu için bu önerileri hiç kabul etmemişlerdi.

Rumlar Annan planını kabul etmemişlerdi, çünkü onlar kötü ve bizim yok olmamızı isteyen hainlerdi. Kötü Rumlar bunlarla da kalmamıştı, saf ve mutlak iyi olan bizleri şu KKTC’deki pis siyasi oyunlara mahkûm etmişlerdi (!). Oysa Rumlar iyi olsalardı, bizim gibi saf ve iyi Kıbrıslı Türkler, yalanlarla ve yandaşlıkla hiç mi hiç uğraşmayacaktık. Bu kötü Rumlar hayır demeseydi, bizi düşünselerdi, şimdi hepimizin işi gücü olacak, torpil kalkacak, yalan olmayacaktı, çünkü biz Vikont’un iyi yanıydık. Bizde olan kötülükler bile şu kötü Rumların suçuydu. Kötülüğün sınırı olmadığı için son olarak da Rumlar bizim biricik ve temiz iş Adamımız Asil Nadir’i suçsuz yere mahkûm etmişlerdi.

Belki bugün bunlar eskiden olduğu gibi açık bir şekilde söylenmemektedir ama satır aralarında okuduklarımız ve aklımızın bir köşesinden geçenler bunlardır. Kısacası bugün bize çizilen tablo aşağı yukarı ikiye bölünen Vikont’un hikayesidir. Şimdi önemli olan, bu hortlayan hikâyenin bu sefer nasıl sonlanacağıdır. Geldiğimiz bu noktada eğer Calvino’nun fantastik dünyasından uzaklaşmazsak hikayenin sonu gelmeyecektir ve Kıbrıslılar ikiye bölünen Vikont’u tekrar tekrar yazacaklardır.

Artık mutlak iyinin ve mutlak kötünün olmadığını, iki tarafında iyi ve kötü yanlarının olduğunu kabul etmemiz gerekmektedir. Daha farklı şekilde söyleyecek olursak, iki tarafında hata yaptığını ve bu hatalar sonucunda 2004 sürecinin geride kaldığını kabul etmeliyiz. Bunu kabul etmekle kalmayıp içimizdeki kötü ile yüzleşmemiz de bir o kadar önemlidir. Bununla birlikte, Rumlarla tekrardan ilişkileri güçlendirmemiz gerekmektedir. Bu ilişkileri kuracak olanlar tabii ki sağcılar olmayacaktır. Bunu başaracak olanlar yine solcu kesimler olacaktır. Her zaman olduğu gibi bu ilişkileri kurmaya çalışanlara oyunbozan gözüyle bakılması olası olmakla birlikte, bu sefer “solcuların” kendi içinden bu yaklaşımı bulmak mümkün olacaktır. Bütün bunlara rağmen doğru olanı yapanlar, “oyunbozan” olarak nitelendirilmeye alışkın oldukları için etkilenmeyecekler ve ikiye bölünen Vikont’un hikayesini tamamlamaya çalışacaklardır.

 

 

 

 

 

 

 

Bu haber toplam 944 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Haberler