1. HABERLER

  2. ARŞİV

  3. İki Toplumlu Futbolcular
İki Toplumlu Futbolcular

İki Toplumlu Futbolcular

Bir varmış bir yokmuş, evvel zaman içinde kalbur saman içinde Kıbrıs’ta iki-toplumlu futbolcular varmış… Evet, kulağa masal gibi geliyor ama Okan Dağlı’nın yazdığı belgesel tadındaki kitap, bize bunun bir masal olmadığını, bir zamanlar

A+A-

 

 

Bir varmış bir yokmuş, evvel zaman içinde kalbur saman içinde Kıbrıs’ta iki-toplumlu futbolcular varmış…

Evet, kulağa masal gibi geliyor ama Okan Dağlı’nın yazdığı belgesel tadındaki kitap, bize bunun bir masal olmadığını, bir zamanlar başka bir Kıbrıs’ın var olduğunu ve haliyle o ülkenin artık “yabancı bir ülke” olduğunu hatırlatıyor. Çok değil, daha yarım asır önce Kıbrıs Rum takımlarında futbol oynayan Kıbrıslı Türkler vardı. Kıbrıs milli takımında birlikte top koşturan Rum, Türk, Ermeni futbolcular vardı. En ilginci, aynı sezonda hem Kıbrıs Türk takımlarında hem de Kıbrıs Rum takımlarında meşin yuvarlağın peşinde koşan Kıbrıslı Türk futbolcular vardı.

Kitapta röportajlarıyla yer alan futbolcuların hemen hemen hepsi “o zamanlar Rumluk-Türklük kavgası yoktu” diyorlar. Ve o kavga başladıktan sonra yavaş yavaş iki-toplumlu futbolcu olmaktan vazgeçerek “etnik-topçular” olmak zorunda kaldılar. Bazıları “Rumluk-Türklük kavgası” başladıktan sonra da Kıbrıs Rum futbol kulüplerinde top oynamaya devam etti ve şiddetin ve baskının soğuk yüzüyle tanıştı. Bayraktarlar, Sancaktarlar futbolcuların dünyasına girdi. Örneğin Zihni Türkiye’de “sosyalist” diye top oynamaktan men edilip kovulurken, Kıbrıs Rum milliyetçileri de onu Kıbrıs’a sokmuyorlardı. Genç futbolcu milliyetçilerin birbiriyle yarıştığı bir ortamda kendisini “yurtsuz” biri olarak buluverdi. Kıbrıs’ta Rum takımlarından teklif alınca da bu sefer karşısına Bayraktar dikildi: “ya oraya ya buraya, karar ver”. Evet, artık her şey “etnik bakımdan temiz” olmak zorundaydı.

Kitabı okuyunca Bodamya doğumlu biri olarak, iki-toplumlu futbol maceralarını dinleyerek büyüdüğümü hatırladım. Bodamya’nın iki-toplumlu futbol kulübünde Rumlarla Türklerin birlikte ter döktüğünü Hilmi ustanın ağzından defalarca işittim. Bir sır gibi saklanan iki-toplumlu Bodamya takımının siyah-beyaz fotoğrafını ilk defa gördüğümde nasıl heyecana kapıldığımı hala hatırlarım. Sonra o fotoğraf, tarih kitaplarının öğrettiği geçmişten farklı bir geçmişin olduğunu hatırlatmak üzere, cesurca Akçay Spor Kulübünün binasına asıldı. Fotoğrafta 1950’lerin başında Bodamya aşkıyla kucak kucağa poz veren genç köylüler yer alıyor. O insanlar için “memleket”, Mehmet’in, Yannis’in, Eleni’nin, Ayşe’nin bir arada yaşadığı, birlikte top oynadığı ve orak biçtiği bir mekan idi. Sonra “tek ırklı”, “tek soylu” vatan anlayışı yükselişe geçti ve o mekan dağıldı. Artık “etnik bakımdan temiz vatanlar” zamanı başlamıştı. Tıpkı Okan Dağlı’nın kitabındaki futbolcuların milliyetçilik rüzgarlarıyla sağa sola savrularak “etnik bakımdan temiz” takımlara demir atmak zorunda kaldıkları gibi.

 İki-toplumlu futbolcuların hikayelerini okurken aklıma rahmeti Ali geldi. Luricina’ya göç ettikten sonra Mücahit takımları “tepeler arası” maç yaparken, Bodamya’nın futbol mirasını beraberinde götüren Ali, “Luricinalı Ali” olarak ün yapacak ve eşsiz futboluyla herkesi büyüleyecekti. “Luricinalı Ali” Rum takımlarına transfer edilince, diğer iki-toplumlu futbolcular gibi “büyük abilerin” hışmına uğrayacak ve “etnik bakımdan temiz” takımlarda oynamaya zorlanacaktı.

Okan Dağlı’nın kitabından öğrendiklerimiz futbolu fazlasıyla aşıyor. Yetenekli Kıbrıslı Türklerin etnik-çatışma ve ayrılıkçı politikalar sonucunda nasıl bütün imkanlardan yoksun bırakıldıklarını ve ellerindeki seçenekleri yitirdiklerini görürüz. “Türk’ten Türk’e” anlayışının ekonomiden spora, hayatın bütün alanlarında Kıbrıslı Türkleri vasat bir hayata mahkum ettiğini hissederiz. O “etnik bakımdan temiz”, kapalı ve koruma altına alınmış dünyada ne burjuvazi burjuvaziye, ne eğitimci eğitimciye, ne de futbolcu futbolcuya benzemek zorunda değildi, değildir. O dünya, bir toplumun insan kaynaklarının gelişimini durduran, körelten bir dünyadır. Ve maalesef Kıbrıslı Türkler yarım asırdan beri böyle bir dünyada yaşamaktadır.

Federal çözüm ve barış derken, bazıları bunu “soyut”, “idealist”  bir şeymiş gibi algılamak istiyor. Oysa konuştuğumuz şey, Kıbrıs Türk toplumunda insan kaynaklarının gelişimine imkan tanımak, herkesin yetenekleri ve tercihlerine göre birden fazla olanağa sahip olacağı bir ortam yaratmaktır. Barışın erdemlerini bir de bu açıdan düşünelim. İsteyenler iki-toplumlu futbolcu, doktor, mühendis, olsunlar,  istemeyenler etnik bakımdan “temiz” takımlarda futbol oynasınlar, mesleklerini tek-topluma dönük olarak icra etsinler. İşte Federal  Düzen budur. İmkanların ve seçeneklerin çoğalmasıdır. Hiç kimseyi hiç bir şeye zorlamadan bol-imkanlı, çoğul bir dünya kurmaktır.

 

 

 

 

 

 

Bu haber toplam 1259 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Haberler