1. HABERLER

  2. ARŞİV

  3. İki taraflı görüşmeler can mı çekişiyor? Yaşasın Kıbrıslıların federasyonu
İki taraflı görüşmeler can mı çekişiyor? Yaşasın Kıbrıslıların federasyonu

İki taraflı görüşmeler can mı çekişiyor? Yaşasın Kıbrıslıların federasyonu

Kostis Ahniotis: On yıllardır süren ve güya Kıbrıs sorununu çözmeyi hedefleyen iki toplumlu görüşmeler, aslında çözümsüzlüğü esas alan yönetimlere yaramaktadır. Böyle olsa da geçen zaman gerçektir ve Kıbrıs sorunu yol üzerinde değişime uğramaktadır.

A+A-

 

 

 

Kostis Ahniotis
ahniotis@spidernet.com.cy

 

 

On yıllardır süren ve güya Kıbrıs sorununu çözmeyi hedefleyen iki toplumlu görüşmeler, aslında çözümsüzlüğü esas alan yönetimlere yaramaktadır. Böyle olsa da geçen zaman gerçektir ve Kıbrıs sorunu yol üzerinde değişime uğramaktadır.

Kıbrıs sorunu değişmektedir çünkü uluslararası konjonktür değişmektedir. Kıbrıs sorunu değişmektedir çünkü nesiller ve iç koşullar değişmektedir.

2004 yılından sonra referandumların başarısızlığı beraberinde Kıbrıs'ın kuzeyinde inşaa edilmiş alanların, yerleşiklerin, oradaki yabancı temsilciliklerin ve uluslararası temasların sayılarında vs. artış yaratmıştır. Hidrokarbon yataklarının keşfi kendi başına Kıbrıs sorununu aşabilecek bir konu olup, büyük ihtimalle onu başka bir mantığın boyunduruğu altına alacaktır. Hidrokarbon yataklarına paralel olarak, ‘kayıp’ Arap baharı da sorunun dengelerinı değiştirmektedir...

Barikatların açılması, başka şeylerin yanında (hem olumlu hem olumsuz), liderlerin kontrolü kaybettikleri bir anda sergilenen, aradaki farklılıkların barışçıl çözümüne ve beraberce yaşamaya yönelik devasa bir istek ortaya çıkarabileceğini göstermektedir.

Takip eden yıllarda ise yeniden-yakınlaşmanın erozyona ve yorgunluğa uğratılması için çok büyük çabalar sarf edilmiştir. Tüm bunlara rağmen, şartların ve zorlukların ısrarına karşın her fırsatta bir araya gelmeye inat eden birçok Kıbrıslıtürk ve Kıbrıslırum bulunmaktadır.

Böyle olsa da, yeniden-yakınlaşma hareketi hala daha dinamik bir şekilde kendini gösteremeyen, kamu diyaloğunu etkilemeyi  başaramayan bir hareket olarak kalmıştır. Bunda ezici bir çoğunluğu milliyetçi çizgide olan Kıbrısrum kitlesel basının payı da vardır (Kıbrıstürk basınının önemli bir kısmı yeniden-birleşmeyi desteklemektedir). Bunun direkt sonucu Kıbrıslırum yeniden-yakınlaşma hareketinin, Kıbrıslıtürk hareketinin tersine, dinamik bir şekilde mobilize olmakta zayıflık göstermesidir. (Tüm bunlara rağmen Kıbrıstürk tarafında federatif çözüme yönelik göreceli bir yorgunluk bulunmaktadır. Bu da Kıbrıstürk sendikal platformunun bildirilerinde federatif çözümün değerinin azaltılmasından anlayabiliyoruz).

O halde Kıbrıs sorununun federatif çözümüne inanlar olarak siyasi ve toplumsal olaylara daha yaratıcı bir müdahalenin yollarını bulmamız gerekmektedir. Hedef, bir tarafdan şu anki güçlerin muhafaza edilmesi ve diğer tarafdan da bunların genişletilmesi olmalıdır.

 

Arzu edilen olarak federasyon

 

İlk temel pozisyonumuz/tezimiz, yeniden-yakınlaşma hareketinin hâlihazırda bir mülkü olan federatif çözümün uzlaşmacı, ‘başarısız Helenlerin’(yakın bir zamanda bir radyo kanalında bu sözün söylendiğini duydum) yanlış bir seçimi olmadığıdır. Bunun en azından bir boyutu etnik olan sorunu çözmek için en uygun yol olmasıdır. (yani iç boyut olarak adlandırılanı). Federatif çözüm eğer gündemde olmasaydı –siyasi bir kavram olarak bilinmeseydi-, Kıbrıslıların onu keşfetmesi ve kökleri daha öncelerde bulunan ama ellili yıllarda başlayan etnik çatışmalara bir panzehir olarak arzu edilmesi gerekirdi. Etnik sorunlarda hiçbir zaman çarpışan nüfuslar sayısal olarak eşit değildir ve buna bağlı olarak çoğunlukta olanın azınlığı yönetmeyi hak ettiği argümanı, basitçe, gerçek hayatta geçerli değildir. Buna bağlı olarak, zamanında uygulanmış bir federasyon politikası bizi çilelerimizin çoğundan azad edecek,  ve kolonici Britanya’nın alışılmış ‘böl yönet’ kartını oynamasını engelleyecekti.  Eğer federatif çözüm 1960’larda uygulansaydı, iki bölgeli olmasına gerek olmayacak ve ortak yönetime verimli katılım şu an tartışılan oran ve düzenlemelerden farklı olanlara dayanacaktı.

 

Liderliklerden bağımsızlaşmak

 

Yeniden-yakınlaşama hareketinin içten kaynaklı önemli bir güçsüzlüğü iki toplumlu görüşmelere yapışıp kalmasıdır. Görüşmeler iyi gittiğinde yeniden-yakınlaşmacıların moralleri yükselir ama görüşmeler sıkışmaya başlayınca da hevesleri kırılır. Maalesef kabul etmemiz gerekiyor ki bu görüşmeler yapıları gereği sonuç veremezler. Bu konu üzerine hiçbir argüman üretmeden sadece iki toplumun, öyle ya da böyle, yarım yüzyıldır görüşme masalarında olduğunu kendimize hatırlatmamız yeterlidir. Sadece bu olay bize görüşmelerin hâlihazırda bir çeşit rejim, bir düzen olduğunu gösterir. Kıbrıstürk tarafında Türkiye belirleyici rolü oynarken, Kıbrısrum tarafında ise siyasi ittifaklar, bir kural olarak, kararlı bir politika uygulamakta güçsüzlüğe yol açar. Milli konsey/meclis denilen şey Kıbrıs sorunun çözümünden ziyade iç politikayı hedefleyen daimi siyasi ataletin teminatıdır. Türkiye’deki siyasi iktidarın askerlerden Erdoğan’ın eline geçtiği ve Avrupa Birliği’ne üyelik denilen yeni bir jeopolitik seçimin ortaya çıktığı 2004 yılında, çözüm için de bir ihtimal ortaya çıkmıştı. Kıbrıs Cumhuriyet’i  AB’ ye üye olabilmek için sorunun çözümünü arzu etmek zorunluluğundaydı. Bir an için Türkiye ve Kıbrıs Cumhuriyeti kendilerini olumlu bir karşılıklı bağımlılıkla paralel kulvarlarlarda hareket halinde bulundular.

Yeniden-yakınlaşma hareketi eğer daha çok kendi eylemine dayalı bir çerçeve yaratırsa ayakları üstüne daha sağlam basacaktır. Hareketin, varolan partilerin direkt kontrolünden çıkması gerekmektedir, çünkü daha önce dediğimiz gibi bu partiler hareketi güçlendirmek yerine daha çok onu ataletsizleştirmeye ve yatıştırmaya yaramaktadırlar. Belki de en iyi yöntem öz-örgütlü (kendi kendine örgütlenmiş) ve çift-toplumlu bir forumun oluşturulmasıdır. Kıbrılsıtürkler ve Kıbrıslırumlar bu foruma bireyler olarak katılacak ve bu forum beraber yaşama bilincine ve Kıbrısın barışçıl olarak tekrar birleşmesine yönelik eylemler ve hedefler öne sürecektir. Kısacası birleşik bir ülke yaratmadan önce “birleşmiş bir toplum” yaratmamız gerekmektedir. Yani şu an hâlihazırda ihmal edilemeyecek düzeyde olan birşey. Burada istenilen, yeniden-yakınlaşmacıların medyaya ve siyasi liderlere baskı yapabilmesi için göreceli otonomisi olan bir siyaset yürütebilecek politik çerçevenin oluşturulmasıdır.

 

Günlük hayatta yeniden-yakınlaşma

 

Barikatlar 2003’te açılmış, günlük hayatın dalgalanmalarında açığa çıkan küçük olmayan zorluklara rağmen iletişimin mümkün olduğu görülmüştür. Ayrıca birçoğu için, ideolojik angajmanlarına bağlı olarak, dikenli teller zihinlerde derinden yaralar açmıştır. Yeniden-yakınlaşma hareketinin “siyasi yeniden-yakınlaşmadan öte insanların gündelik hayatlarının içinde biraraya gelmeleri gibi bilinçli bir sorumluluğu vardır. Ayrıca belirtelim ki, burada on yıllardır geciken bir cevaptan söz etmekteyiz. 60’lı yılların peşini hortlak gibi bırakmayan  Türk’ün Türk’e , Rum’un Rum’a yaptığı bir propagandaya olan cevaptan. Bu çerçeveyle kastedilmek istenen kültürel, pedagojik, tarihsel, eğlence ve doğayla alakalı aktiviteler de olabilir. Ya da basitçe akşam üzeri bir kahveden ya da  Lefkoşanın bir tarafından diğer tarafına küçük bir yürüyüş dahi yeterlidir.

 

 

 

Saklı öteki tarihimiz

 

Her iki tarafın da saklı olan birer tarihi bulunmaktadır. Her iki tarafın bu nefret ve suçlar tarihi, yeterince bilinip diğer taraf tarafından abartılarak sunulmuştur. Bunu gösteren ve kanıtlayan birkaç araştırma bulunmasına rağmen bunlar marjinal sayılarak her iki tarafça da değersizleştirilmektedir. Bunun sebebi de onyıllar boyunca tamamen susturulmuş olmalarıdır. Raflara kaldırılmadığı sürece, 10-15 tercüme edilmiş temsili makaladen oluşan bir kitabın çok faydalı olacağını düşünmekteyim. Bunlara ek olarak toplumlararası çatışmaya, darbeye ve işgale yol açan birkaç tercümenin ve metnin sunumu da çok kullanışlı olacaktır.

Fark edilmemiş ve kabul edilmemiş bir tarih daha vardır: O da iki toplumun işbirliğinin ve karşılıklı yardımlaşmasının tarihidir. Bu tarihle alakalı olarak yapılanlar vatandaşların insiyatifiyle, dağınık ve çok büyük zahmetlerle oluşmaktadır. Ve her koşulda resmi kurumlar ve partiler olmadan–  ve ne zaman resmi kurumlar ve partilerce oluyorsa, bu da çarpıtılarak ve milli emellere hizmet etmesi için yapılmaktadır.  

Modern Kıbrıs tarihinin bu fark edilmemiş ve tanınmamış yönlerinin (olumlu ve olumsuz) susturulmadan ve tek-taraflı olmadan tanıtılması ve öneminin artırılması nesnel olarak iki toplumlu hareketin sorumluluğudur.  

 

Global köyün bir parçası olarak yeniden-yakınlaşma

 

Kıbrıslıların Birleşik Federatif Hareketi, otonom bir hareket olarak, özellikle birbirine bağlaşık avrupa hareketleri ve genelde uluslararası alanla birleşmeyi arzu etmelidir. Kıbrıslı toplumların birleşik hareketini, diplomasinin ataletine ve savaşın diplomatik araçlarla sürdürülmesine karşı, kararlı ve dinamik bir şekilde öne çıkarmamız gerekmektedir. Bu hareketi halkların, milletlerin ve etnik grupların beraber yaşamasını arzu eden pan-avrupai bir anlayışın ifadesi olarak sunmak önemlidir.

Hareketin, küresel düzeyde sorgulayıcı hareketlerin bir parçası olması için mücadele fikirleri ve biçimleri benimsenmelidir. Böylece çapını büyütmeli  ve hedef/arzularını çağımızla uygun bir çizgiye getirmelidir.

 

Farklı gelişmeler ve açıklamalar gösteriyor ki önümüzdeki dönemde , ama özellikle Kıbrıs’ın Avrupa Birliği başkanlığından sonra, askeri bir gerginliğin olduğu bir ortamda bulunabiliriz. Bu alan, yani askeri, büyük askeri güçlerin lehine olup küçük develtleri tecrite itmektedir. Bu yüzden yeniden-yakınlaşma hareketi anti-militarist karakterini vurgulamalı, adadaki yabancı orduların çıkarılması ve genel olarak adanın askersizleştirilmesi talebini öne çıkarmalıdır. Bu talep eğer iki-toplumlu hareket tarafından öne sürülüp duyurulursa, Avrupa’daki hareketlerden önemli bir destek görmesi  mümkündür.  

 

 

 

 

 

 

Bu haber toplam 644 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Haberler