1. HABERLER

  2. ARŞİV

  3. İKİ KESKİN BIÇAK: TÜRKİYE ve SURİYE…
İKİ KESKİN BIÇAK: TÜRKİYE ve SURİYE…

İKİ KESKİN BIÇAK: TÜRKİYE ve SURİYE…

Çağdaş tarihte, Türkiye ile Suriye ilişkileri Hatay sorunu ve Hatay’ın Türkiye’ye bağlanması ile yaralıdır. Bu yara bazen kabuk bağlar. Bazen de, Türkiye ile olan resmi sınırını kabullenmeyen ve sınır sorunu olduğunu iddia eden Suriye’n

A+A-

 

 

 

Çağdaş tarihte, Türkiye ile Suriye ilişkileri Hatay sorunu ve Hatay’ın Türkiye’ye bağlanması ile yaralıdır. Bu yara bazen kabuk bağlar. Bazen de, Türkiye ile olan resmi sınırını kabullenmeyen ve sınır sorunu olduğunu iddia eden Suriye’nin Hatay’ı kendi sınırları içinde gösteren harita yayınlaması ile kanamaya yüz tutar.

Türk Dış İşleri Bakanı Davutoğlu’nun ‘komşularla sıfır sorun’ doktrini, en önemli etkisini Suriye ile ilişkilerde gösterdi. 1990’lı yılların başında nerdeyse savaşın eşiğine gelen taraflar, 2005’ten itibaren iyi komşuluk ilişkileri ile yakınlaşmaya başladı. Durum o kadar ilerledi ki, Türk Başbakanı Erdoğan, Suriye Devlet Başkanı Başar Esad’a ‘kardeşim’ demeye başladı. Esad da İsrail ile görüşmelere, “Türkiye’siz oturmam” dedi.

Batılı emperyalist güçlerin “Arab Baharı” diye adlandırdıkları, Ortadoğu ülkelerindeki halk kalkışması, bölgede yeni politik ve ekonomik güç olarak yükselen Türkiye’nin iştahını kabarttı… Halkların kalkışmasına Türkiye doğru duruş alırsa, bölge gücü olma yanında, ‘Yeni Osmanlı’ startejisi ile yeni sömürgeciliğe de geçebilecekti… Mısır, Tunus iyi gitti… Libya’da bir çuval incir berbat edildi; inisiyatifi kapan Fransa, malı götürdü…

Fransa’nın Suriye üzerinde de, tarihen gelen ve Fransız kültür emperyalizmi ile güçlenen bağları var. Erdoğan, karşısında, bu aralar pek sevişmediği Fransa’yı buldu gene. Ve Erdoğan bu defa faka basmamak için aceleci davranıp, Suriye’deki iç kargaşa ve krizi, Türkiye ile anılır bir uluslar arası sorun haline getirdi. Arkasına NATO’yu aldı ama karşısındaki Rusya – Çin ittifakına henüz bir çözümü yok… Dengesiz bir nükleer güç İran’ın bu krizde açıktan Suriye tarafında yerini alması Türkiye’den çok, Türkiye’nin müttefiklerini ve onların şımarttığı İsrail’i ürküttü. Türkiye Başbakanı Erdoğan, çok bilinmeyenli bir denklemle karşı karşıya olduğunu bildiği halde, kalemsiz kağıtsız bu problemi çözeceğini sanıyor. İlk adımı da attı ve TBMM’nde mazbatayı alarak, hem Suriye’ye, hem de üçüncü taraflara mesaj verdi: “Bir gece ansızın vurabilirim”. Vurur mu, vurmaz mı henüz belli değil ama, mazbatayı bir tehdit gibi kullanıp, Özgür Suriye Ordusu’na kazandıracağı moral ile, Esad’ı kendi halkına tertiplettirmeyi deneyeceği kesindir. Başa çıkamazsa, vuracak…

Vurarak veya vurmayarak, Türkiye Suriye ile yaşanan bu sorunu çözerken ne murat ediyor? Püf noktası burada… Gerek hükümetin, gerekse ordu yönetiminin bu sorunu yönetirken bir taşta çok kuş vurmak muradı var.

Önce, Suriye’de Şii azınlığın Sunni çoğunluğu yönetmesine son verip, Türkiye’ye yakın Sunni ağırlıklı bir yönetimi işbaşına getirmek ve sınır kavgasını Türkiye lehinde tarihe gömmek var… Bu durum ayrıca, Türkiye karşıtı Kürt grupların Suriye’deki yuvalarını dağıtmaya da hizmet edecek. Ve yeniden yapılanması sürecinde, Suriye’ye yardım adı altında sınır ticaretini ve Suriye’ye ihracatını alabildiğine büyütüp, pazara egemen yabancı ekonomik güç olacak.

Irak’ın Kürt bölge yönetimi ile ilişkilerini geliştirmeye ve dolayısıyla, Türkiye karşıtı Kürt grupları etkisiz hale getirmeye çalışan Türkiye’nin bu durumda İran’la derdi olacak… Şii kardeş yönetimi Suriye’de tasfiye edilen İran, dağılacak olan Türkiye karşıtı Kürt grupları kendi topraklarında üslendirebilir. İran buna, bir aşamaya kadar tahammül edebilir; eğer Kürtler kendi siyasi ülkesini kurmak için İran’daki Kürt bölgesini de talep ederse, İran için film burada kopar... İşte Türkiye’nin, diğer ülkelerde dağıttığı Kürtlerin, İran’da toparlanmasını önleyebileceği en güçlü koz da burasıdır ve bu kozu kendi elinde tutmadığına göre, tutana kullandırması çok ince ayar isteyen bir siyasi starteji olacaktır.

Üzerinde durulması gereken bir diğer nokta da, Türkiye’yi yönetenlerin Suriye ile savaşa sürüklenme olasılığıdır. Bunun yakın tarihte birçok örneği var. Balkan’larda savaşa pek isteksiz olan Osmanlı Padişahı Abdülhamit, “Anadolu’ya 400 atlı üzerinde geldik, 400 atlı kalana kadar savaşacağız” diyenlerin kurbanı oldu. 1950’lerin başında da, benzer tahrike İngiliz Başbakanı kurban oldu ve “Üstünde güneş batmayan imparatorluk, Süveyiş’i Nasır’a bırakamaz” diyenler yüzünden Mısır’da giriştiği savaş’ta yenildi. 1914’te Osmanlı İmparatorluğu, 1. Dünya Savaşı’na Alman gemilerinin Boğazlara sığınması ile sürüklendi. 1939’da Hitler, Polonya ile sınır anlaşmazlığı sorununu abartarak, tahrik ederek ve bir gece parlamentosunu toplayıp Polonya ordusunun ateş açarak Almanya sınırına girdiğini söyleyip, bu ülkeye savaş açma yetkisini aldı; 6 yıl savaş, 50 milyon ölü ve sonunda anlaşılan gerçek: Hitler parlamentoyu yanıltarak Almanya’yı savaşa sürüklemiş… Türkiye ile Yunanistan arasındaki Kardak krizi, iki ülkeyi savaşa sürükledi, son anda durum kurtarıldı. Şimdilerde, Japonya ile Çin arasında da benzer bir ada sınırı sorunu yaşanıyor…

Ve örneğin, mazbatayı Erdoğan eline aldı diye, Özgür Suriye Ordusu, “en iyisi Türk ordusu gelsin, bizim için savaşsın ve kazanalım” düşüncesi ile Türkiye – Suriye sınırında Türkiye’ye yönelik tahrikler yaparak, Türkiye’yi savaşa sürükleyebilir. Böyle bir durumda da Erdoğan’ın kolay tahrik olabileceği bir gerçektir. Onu daha soğukkanlı davranmaya çekebilecek olan Cumhurbaşkanı Gül’dür ama dinlerse… Enver Paşa da etrafındaki akil insanları dinleseydi, Osmanlı İmparatorluğu’nu 1. Dünya Savaşı’na sürüklemezdi.  

Karmaşık bir süreçte, iki keskin taraf var: Türkiye ve Suriye… Ve taraflar diğerini değil, kendi kendini de kesecek… Tek kaybedenin Esad olacağı çıkış yolu, barışçıl yollarla bulunabilir ve bu yol başarıya kadar zorlanmalıdır.

Ve son not… Türkiye Suriye ile savaşa tutuşursa, Kuzey Kıbrıs’ı da askeri üs olarak kullanacak… Bu durumda da, pirincin taşını ayıklayabilecek olana aşk olsun! O zaman, 2004 referandumunda yitirilen fırsatın değerini Kıbrıs’ın güneyi daha iyi anlayacak… Garibim Kıbrıslı Türkler; gene ara dayağı yiyecek…

 

 

 

 

Bu haber toplam 804 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Haberler