1. YAZARLAR

  2. Sevgül Uludağ

  3. İki “kayıp” kardeşten Andreas’tan geride kalanlar bulundu, Kostas Lambridis’in gömü yeri henüz bulunamadı…
Sevgül Uludağ

Sevgül Uludağ

0090 542853 8436/00357 99 966518
Yazarın Tüm Yazıları >

İki “kayıp” kardeşten Andreas’tan geride kalanlar bulundu, Kostas Lambridis’in gömü yeri henüz bulunamadı…

A+A-

Bir okurumuzun yardımlarıyla kalıntıları Kömürcü’de bulunarak DNA testleriyle kimliği saptanan ve 16 Eylül 2017’de ailesince düzenlenen cenaze töreni ardından defnedilen Andreas Lambridis’in yakınları, “kayıp” edildiği günü anlattı…

Andreas Lambridis’in yakınları, iki “kayıp” kardeşten Andreas Lambridis’ten geride kalanların bulunduğunu, bunun için bize teşekkür ettiklerini belirterek, Andreas’ın bir “kayıp” kardeşi daha olduğunu, “kayıp” Kostas Lambridis’ten geride kalanların henüz bulunamadığını belirttiler.

Andreas Lambridis’in bir yakını şöyle yazdı:

“Yaptığınız çalışmaları takdirle karşılıyor ve sana çok teşekkür ediyoruz. Bizim bir “kayıp” dayımız daha vardır. Bu dayımız, Andreas dayımızın kardeşidir. Adı Kostas Lambridis’tir. 14 Ağustos 1974’te Kutsovendi (Güngör) köyünde kayıp olmuştur. Eğer onunla ilgili bilgi bulabilirseniz, lütfen bize haber veriniz. Tekrardan teşekkür ederiz…”

andreas-lambridis-komurcu-(2).jpg

Andreas Lambridis’in bir diğer yakını ise bizimle şunları paylaştı:

“Sevgili Sevgül, çalışmaların nedeniyle sana ne kadar teşekkür etsek azdır.

Andreas dayım henüz 22 yaşındaydı, üniversite öğrencisiydi ve tatil için Kıbrıs’a gelmişti. İngiliz Dili ve Edebiyatı okuyordu.  Ayyorgi’deki evinden Türk askerlerince alınarak “kayıp” edilmişti…

Annemin bana anlattığına göre, dayımız Andreas ve beraberindeki diğer dört kişi ateşkesin olduğu zaman evinde öğle yemeği yiyorlarmış. Askeri bir araç geçerken bunu Birleşmiş Milletler aracı sanarak yardım istemeye karar vermişler, Trimiti (Edremit) köyüne gitmek isteyeceklermiş çünkü orada Birleşmiş Milletler’in insanlara yardımcı olduğunu duymuşlar. Ancak duran askeri araçta Birleşmiş Milletler askerleri değil, Türk askerleri varmış. 

Oradan geçmekte olan bir Birleşmiş Milletler aracı da onları görünce durmuş. Sonra iki grup arasında çatışma çıkmış. Birleşmiş Milletler bu genç insanları almaya çalışmış ancak Türk askerleri buna izin vermemiş. Tümü tutuklanmış ve ondan sonra da “kayıp” edilmişler. Toplam beş kişi olan bu gruptan birisi orada kaçmaya çalışırken anında vurulup öldürülmüş. Dayım Andreas Lambridis’le birlikte üç arkadaşı tutuklanmış ve tümü “kayıp” edilmiş…

Umarım şimdi rahat uyur ve anısı sonsuza kadar yaşar…

Şimdi artık konuşmamız ve bu şiddet dolu geçmişin yaralarını sarmamız için birbirimize yardım etmemizin zamanıdır…

kostas-lambridis.jpg

Senin çalışmaların temiz bir kalp ve kararlılık gerektirir, bunu biliyorum ve eminim ki bu süreçte bildiklerini içlerinde tutanların kalplerini iyileştiriyorsun çünkü nihayet gerçeği ortaya koyabiliyorlar…

Her gün bunca korkunç şeylerle karşılaşabilmek için çok güçlü olduğunu düşünüyorum…”

DEVAM EDECEK


***  “Sürekli gitmekten bahsedersek ve göçü düşünürsek nasıl buradaki hayatımızdan memnun olabilir ya da buradaki insanlarla kalıcı ilişkiler kurabiliriz?...”

“Taşınmayı konuşmak…”

Nesi Altaras

Uzun süredir Türkiye Yahudileri göçten bahsediyor. Şu an üniversitedeyim ancak başka ülkelere taşınmak küçüklüğümden beri hep konuşulan bir konu olmuştu. Fakat son yıllardaki artış o kadar çok hızlı oldu ki bu dalgada başka bir şey konuşamaz olduk.

Uzun zamandır Amerika’da, İsrail’de ve bazı Avrupa ülkelerinde yaşayan Türkiye göçmeni Yahudiler vardı. Bunlar bizim akrabalarımız ve arkadaşlarımız olduğu için taşınmak her zaman insanların aklındaydı, sonuçta bir örnek alınacak, takip edilecek bir tanıdık vardı. Özellikle İsrail’e taşınmak, sembolik değeri ve anında vatandaşlık hakkı vermesi sebebiyle hep konuşulan bir olasılıktır. Ama olasılıkların ve hayallerin konteynır kutuları ve veda yemeklerine dönüşmesi son beş yılda çok hızlandı.

Zaten 2003 sinagog saldırıyla travma geçiren Yahudi toplumu, Mavi Marmara ve “One Minute” krizleriyle gerilen Türkiye-İsrail ilişkilerinden dolayı toplumun daha da ucuna itilmişti. Türkiye’de her zaman yaşadığımız istenmemezlik ve ötekilik daha da hissedilir olmuştu. İşte tam bu dönemde etrafımdaki bir sürü kişi taşınmaya başladı. 2010’da başlayan bir göç dalgasında birbiri ardına çocukluk arkadaşlarım Kanada’ya, Amerika’ya ve İsrail’e yerleşmeye başladı. Göç, hayatımızın öyle bir değişmezi oldu ki her 6 ayda bir arkadaş grubumuz, her sefer daha az kişiyle, toplanıp yeni gidenlere veda eder olduk.

2010’dan beri artarak devam eden göçler son yıllarda ekonominin yavaşlamasıyla daha da hız kazandı. Çocuklarına istedikleri hayatı veremeyen genç aileler ve eskisi kadar iyi koşullarda orta-üst sınıf hayatlarının devam etmeyeceğini anlayan gençler Miami’ye, New York’a, Toronto’ya ve Tel Aviv’e giden Türk Havayolları uçaklarını doldurdu. Yazları ziyarete geri geldiler, önce her yaz, sonra daha az. Bazı küçük çocuklar Türkçeyi unuttu, bazıları yeni ülkelerinde doğan çocuklarına Türkçe öğretmeye bile çalışmadı.

Asıl sıçramaysa son bir senede oldu. Türkiye son yılda zor zamanlar geçirdi. Her zaman var olan antisemitizm faktörü, ekonomik yavaşlama ve İstanbul’a ulaşan terör ile birleşince gitmeye meyilli olan birçok insan kesin karar verdi.

Hep göçten bahsetmek Yahudi toplumunu yoruyor. Yazın başında, birçok kişinin taşındığı zamanlarda, etrafımdaki herkes ya göç ediyor ya da göçten bahsediyordu. Evde konuşulan, dedikodusu yapılan konu, insanların ilişkileri, evlilikleri, boşanmaları değil, kimin nereden oturma izni aldığı, kimin İspanyol vatandaşı olduğu, ya da kimin İsrail’e taşındığı olmuştu.

Her gün gitmeyi, nereye gideceğini, nasıl gideceğini düşündükçe, kalan binlerce insan da geriliyor, yoruluyor ve kendini göç etmeyi düşünmeye mecbur hissediyor. Hala Türkiye’de yaşayan 10.000 kadar Yahudi için bu zihniyet boğucu olabilir.

Sürekli gitmekten bahsedersek ve göçü düşünürsek nasıl buradaki hayatımızdan memnun olabilir ya da buradaki insanlarla kalıcı ilişkiler kurabiliriz? Bir ayağımız kapının dışındaymış gibi yaşamak bizi Türkiye’de daha da yabancı hissettirir. Sanki doğup büyüdüğümüz, yüzyıllardır yaşadığımız ülke bir dinleme tesisi, bir sonraki ülkeye ve yeni hayatlara geçmek için bir atlama tahtasıymış gibi… Giden yüzler yerine kalan binlere odaklamamız, birbirimize hala buradayken destek olmamız lazım.

Böyle hissetmek istemiyorum. Bazen iyimser olmak, belki de geleceğimi Türkiye’de kurabileceğimi düşünmek istiyorum ama kendimi inandıramıyorum.

(AVLAREMOZ – Nesi ALTARAS – 23.9.2017)

Bu yazı toplam 800 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar