1. HABERLER

  2. ARŞİV

  3. II. Meşrutiyet’ten Cumhuriyete Türkiye’de Üst Sınıf Kadının Toplumsal Hayattaki Rolünün Değişimi
II. Meşrutiyet’ten Cumhuriyete Türkiye’de Üst Sınıf Kadının Toplumsal Hayattaki Rolünün Değişimi

II. Meşrutiyet’ten Cumhuriyete Türkiye’de Üst Sınıf Kadının Toplumsal Hayattaki Rolünün Değişimi

Fatma Türkoğlu (FEMA aktivisti): Genel kanı cumhuriyetin kadınlara tepeden inme haklarını verdiği ve Cumhuriyet öncesinde kadınların verdiği herhangi bir hak mücadelesi olmadığı yönünde görünüyor günümüzde

A+A-

 

 

Fatma Türkoğlu (FEMA aktivisti)

 fatma@feministatolye.org

 

Öncelikle belirtmem gerekir ki Osmanlı kadını hakkında bilgiye ulaşmak oldukça zordur çünkü kaynaklar çok sınırlıdır. Konu ile ilgili Türkiye’de yazılmış birkaç önemli kaynak dışında, yabancı kadınların gözlemlerinin aktarıldığı kitaplar ve üst sınıf Osmanlı hanımlarının anıları tarihsel olarak bu konuya ışık tutabilir. Bu nedenle özellikle üst sınıf kadınlar hakkında bilgi edinmek daha olanaklı olduğundan yazım ağırlıkla  “üst sınıf” Osmanlı kadınlarının verdiği hak mücadeleleri ile ilgili olacak. Genel kanı cumhuriyetin kadınlara tepeden inme haklarını verdiği ve Cumhuriyet öncesinde kadınların verdiği herhangi bir hak mücadelesi olmadığı yönünde görünüyor günümüzde. Bu nedenle gerçekten II. Meşrutiyet’ten Cumhuriyete kadın hakları hareketini incelemek ve cumhuriyetle kadınların ne kazandıklarını, neyi kazanamadıklarını analiz etmek büyük önem taşıyor.  Osmanlı İmparatorluğu’nun son dönemlerinde bir kadın hareketi var mıydı ve talepleri nelerdi? Cumhuriyet ve devrimler bu taleplerin ne kadarını karşıladı? Aslında henüz II. Meşrutiyet ilan edilmeden kadınlar için daha fazla özgürlük talebinde bulunan bazı Garpçı erkekler vardı. Modernleşme sürecinde kurtuluşun Avrupa’yı tamamen taklit etmekle mümkün olduğunu düşündükleri için Türk kadınlarının da Avrupalı kadınların sahip olduğu kadar hakka sahip olması gerektiğini vurguluyorlardı. Elbette iffetlerini korumak şartıyla! Yani kadınlara daha fazla hak ve özgürlük talebi sınırlı olsa da, 19.yy’ın ikinci yarısında batılılaşmaya paralel olarak başlamıştı. Peki ya cumhuriyet dönemi bu sürecin devamı niteliğinde okunabilir mi? Konuyu evlilik ve aile hayatı, eğitim ve sosyalleşme gibi birkaç farklı açıdan incelemek mümkün.

19. yüzyıl sonlarında Osmanlı üst sınıf kadınların evlilik ve aile hayatında önemli bir değişim yaşanmıştır aslında.  Genellikle bir Osmanlı kızı yetişkinliğe 13-14 yaşlarında evlenerek adım atıyordu. Zaten sonra da kayınvalidesinin gözetiminde büyüyordu. Dul kalan bir kadın da hemen tekrar evlenmeye teşvik ediliyordu. Daha sonra bu cumhuriyetle değişti ve Türk Kanunu Medenisi(1926) ile evlilik için yaş sınırlaması getirildi. Bunun dışında diğer bir önemli değişiklik ise erkekler için poligaminin artık resmi olamamasıydı. Artık dini nikâhların yerinde kadın ve erkeğe “eşit” haklar tanıyan resmi devlet nikâhları vardı fakat zaten her ne kadar yasal olarak erkeğe tanınmış bir hak olsa da çokeşliliğin Osmanlı’da yaygın olduğu söylenemez. Bunun belki bir nedeni İslam’ın sadece maddi gücü yeten erkeklere izin vermesidir denebilir. Fakat bu üst sınıf erkeklerin tek eşliliği neden tercih ettiklerini açıklamakta yetersiz kalır. Diğer şart ise karısının rıza göstermesiydi (Karısının bu konuda rızasını alamayan erkekler yine de cariye edinebilirdi). Zaten aileye gelen ikinci kadın genellikle ilkine boyun eğerdi. İstisnai durumlar dışında da herkes aile içindeki hiyerarşideki yerine göre hareket ederdi. II. Meşrutiyet’e gelindiğinde çok eşliliğe karşı olumsuz bir tutum sergilenmeye başlanmıştı.  Ziya Gökalp ve Halide Edip gibi Türk milliyetçileri çok eşliliğin Türklere İslam’la geldiğini ve Türklerde çok eşli bir gelenek bulunmadığını iddia ederken; bir yandan da Şemseddin Sami ve Osman Bey gibi isimler de İslam’ın çok eşliliği yasaklamamakla birlikte, aslında tek eşliliği tavsiye ettiğini ileri sürerek farklı bakış açılarından tek eşliliği savunmaya başladılar. Yani aslında cumhuriyetle birlikte kabul edilen tek eşlilik esasının söylemsel kaynakları Cumhuriyet öncesinde oluşmaya başlamıştı.. Cumhuriyetle birlikte gelen yenilik , bu söyleme dini bir açıklama getirme gereğinin ortadan kalkmasıydı.

Eğitim ise zamanla değişen bir alandı. Genel olarak Osmanlı üst sınıf kadının bile eğitimsiz olduğu söylenebilir, çünkü eğitim alan kadınların sayısı çok sınırlıydı.  Kadınlar genellikle evde ailelerinden veya daha sonraları özel hocalardan özel ders alıyorlardı. Bununla birlikte 19. Yüzyılın ikinci yarısında kadınların eğitimsizliğinden yakınılmaya başlanıldı. Aslında eğitimdeki bu değişimi de batılılaşmanın ve batılılaşma etkisinde gelişen Garpçılık, İslamcılık gibi sosyopolitik düşünce akımlarının getirisi olarak okumak anlamlı olacaktır.  Her ne kadar Trablusgarp ve Balkan Savaşları kadınları aynen Avrupa’da olduğu gibi ev dışına çıkarıp görünür kılacak olsa da, daha erken atılımları başka bir gelişmeyle açıklamak mümkün görünmüyor.

1858’de kadınlar için ilk rüştiye açıldı ve bu devrim niteliğinde bir adımdı. 1870’de kadın rüştiyeleri için bir sınav sistemi getirildi. 31 kadın çeşitli derslerden imtihan edildi ve hepsi geçti. 1878’e gelindiğinde İstanbul ve dış mahallelerinde toplam öğrenci sayısı 248 olan dokuz rüştiye mevcuttu. Öğrenci sayısı yıldan yıla artıyordu. Tabii burada belirtilmesi gereken bir diğer husus da kadın ve erkeklerin aynı ortamda bulunmasının hoş karşılanmamasıydı. Bu nedenle kadın öğretmenler yetişene kadar temiz huylu, yaşlı erkekler öğretmen olarak bu okullara atanıyordu. 1872’de ise yine İstanbul’da Dar ül Muallimat kadın öğretmenler yetiştirmek amacıyla açıldı. Jön Türkler dönemindeyse kadınlar artık idadilere de gidebiliyorlardı. İstanbul Üniversitesi de kadınlara diploma vermeyecek olsa da dinleyici olarak 1916’da kapılarını açtı. Avrupa’da kadınların üniversiteye kabul edilmediği düşünüldüğünde bunun ne kadar büyük bir adım olduğu anlaşılır.

Aile ve eğitim dışındaki önemli diğer başlık olan sosyal hayat aslında çok geniş bir konu, çünkü ev dışı her türlü aktiviteyi kapsıyor fakat yalnızca kadın derneklerinin kurulması ve kadınların politik olarak aktif olması sürecinden bahsedeceğim.

II. Meşrutiyet’in yarattığı özgürlükçü havadan nasibi alan kadınlar toplumdaki rollerini sorgulamaya başlamışlardı. Zaten eğitimin kapılarının da kadınlara açılmasıyla bilgilenen Osmanlı kadını çeşitli amaçlarla -ki bunlara kadın hakları ekseninde faaliyet gösteren dernekler de dâhildir- dernekler kurarak toplumsal hayatta görünür olma yolunda ilk adımı atıyordu. Nuriye Ulviye tarafından 1913’te kurulan Müdafa-i Hukuk-u Nisvan (Kadın Haklarını Koruma Derneği) kadın haklarını savunan derneklere bir örnektir. Bunlardan çoğu da yardım amaçlı derneklerdi. Hilal-i Ahmer (Kızıl ay) bünyesindeki “Kızılay Hanımlar Merkezi” bunlardan biriydi ve kapılarını öncelikle göçmenlere açmıştı. Dernek kadın gücünü işler hale getirmek ve kadını toplumda az da olsa görünür kılmak babında da fayda sağlıyordu. Ayrıca Meşrutiyet döneminin dernekleri “sanat evleri” açarak dikiş atölyeleri kuruyordu çünkü hanımları en hızlı üretime dâhil edebilecekleri konu el işleriydi. Böylelikle ekonomik özgürlük kazanmalarına katkı sağlanmış oluyordu. Bir diğer ortak özellikleri de kadınların ilim kültür seviyelerini arttırma gayretleriydi. Bu genelinin nizamnamesinde de yer almaktaydı. Yine bu dönemde en çok ses getireni Terakki olmak üzere pek çok kadın dergisi basıldı. Bu degilerde kadınlar dönemin şartlarında haklarını aramak için kalem oynattılar.

Cumhuriyete gelindiğindeyse Nezihe Muhiddin önderliğinde 16 Haziran 1923’te cumhuriyet döneminin ilk siyasi partisi Kadınlar Halk Fırkası kurulmak istendi ve amacı, kadınları eğitmek toplumsal hayatta görünür kılmak ve aile teşkilatına da yardım etmek olarak belirlendi. Nezihe Muhiddin’in amaçlarından biri de kadınların siyasal haklarını elde etmeleriydi. Parti kadınların seçme seçilme hakkı bulunmadığı ve kadın-erkek ayrımı yaptığı gerekçesiyle kurulamadan kapatıldı ve daha sonra Türk Kadın Birliği olarak faaliyete devam etmek istemişlerse de TKB de kapatılmıştı. Böylelikle Türkiye Cumhuriyet’indeki ilk feminist hareketler bastırılarak uygun görülen haklar daha sonra kadınlara Cumhuriyet Halk Fırkası tarafından sunulmuştu.

Denilebilir ki Türkiye’de kadının politik haklarını kazanması II. Meşrutiyet’ten de önce başladı ve giderek hızlandı. Cumhuriyetten sonra ne yazık ki feminizme karşı bir cephe alındı ve konunun muhatapları bertaraf edilerek onlar adına düşünüldü.  Bununla birlikte cumhuriyetle kadın hakları konusunda önemli bir ilerleme sağlandığı söylenebilir fakat bunu bir sürecin başlangıcından ziyade devamı olarak okumak daha isabetli görünüyor.

 

 

 

 

 

 

 

 

Bu haber toplam 961 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Haberler