1. HABERLER

  2. ARŞİV

  3. İçimizde yankılanan bir 'dış ses' var!
İçimizde yankılanan bir dış ses  var!

İçimizde yankılanan bir 'dış ses' var!

Kıbrıs Türk Devlet Tiyatroları'nda da görev alan… Ancak son yönetim değişimi ile yeniden Türkiye'ye dönmek zorunda kalan bir Kıbrıslı Türk tiyatro sanatçısı… İçimizde yankılanan bir "dış ses" var! ARKA BAHÇE OYUNCULARI olarak “Dış S

A+A-




Kıbrıs Türk Devlet Tiyatroları'nda da görev alan… Ancak son yönetim değişimi ile yeniden Türkiye'ye dönmek zorunda kalan bir Kıbrıslı Türk tiyatro sanatçısı…



İçimizde yankılanan bir "dış ses" var!


ARKA BAHÇE OYUNCULARI olarak “Dış Ses” oyunu ile 6 Mart akşamı, YDÜ Kütüphanesi 4. salonda izleyiciyle buluşacak Güneş Kozal, YENİDÜZEN'e konuştu.


"Ne Turizm, Çevre ve Kültür Bakanlığı'nın ne de herhangi devlete bağlı başka bir kurumun sanatla ilgili geliştirdiği bir politikası olmadığı için çözümsüz bir tabloyla karşı karşıya olduğumuzu düşünüyorum"


"Daha önce Kıbrıs Türk Devlet Tiyatroları'nda görev yaparken sahne aldığım yerde şimdi kendi özel tiyatromla izleyiciyle buluşmak çok keyifli olacak. Oyunun bizler açısından tercih sebebi, tamamıyla kadınların toplumdaki ikincil pozisyonunu açığa çıkarmakla ilintiliydi."


Bugün, Kıbrıslı Türk bir tiyatro sanatçısını YENİDÜZEN'e konuk ediyoruz.
Bu akşam, Lefkoşa'da izleyici karşısına çıkacak.
Bu kez, İstanbul'daki özel tiyatrosu adına perdelerini açarak.
Oysa, yetenekli gençlerin ve sanatçıların ülkeye yeniden dönüşü ile birlikte, Güneş Kozal'ı da Kıbrıs Türk Devlet Tiyatroları sahnesinde izlemiştik.
Evet, Güneş Kozal konuğumuz.
Hem tiyatrosunu anlattı bizlere, hem de içimizde yankılanan ve bir süre sonra kendi sesimiz sandığımız "dış ses"i…
Kıbrıs deneyimi, eleştirel bakışı, sanat ve siyaset ilişkisi, toplumsal isyanlarımız, adaya yeniden dönüş sorgulaması, tümünü konuşmaya çalıştık.


·        Güneş Kozal’ı kısaca tanıyabilir miyiz?

·        1979 yılında Gazimağusa’da doğdum. Liseyi Lefkoşa Türk Maarif kolejinde tamamladıktan sonra Ankara Bilkent Üniversitesi Müzik ve Sahne Sanatları fakültesinde Tiyatro bölümünden mezun oldum. Hemen akabinde de İstanbul’a yerleştim. Yaklaşık 8 sene boyunca Bakırköy Belediye tiyatrolarında çalışırken, bazı özel tiyatrolarda farklı projelerde çalışma fırsatım oldu. Bunun yanında Haliç Üniversitesi Sosyal Bilimler Fakültesi Tiyatro bölümünde Yüksek Lisans programına başladım. Son üç yılımı Kıbrıs Türk Devlet Tiyatrolarında oyuncu olarak ve Yakın Doğu Üniversitesi Tiyatro bölümünde eğitmenlik yaparak geçirdikten sonra 2011 yılı sonunda yeniden İstanbul’a dönüp Arka Bahçe Oyuncuları ismindeki kendi özel tiyatromu kurdum.


·        Sizin, K. T Devlet Tiyatroları deneyiminiz oldu ancak daha sonra yeniden Türkiye’ye döndünüz. Bu süreci anlatır mısınız? Kıbrıs Türk Tiyatro hareketine yönelik gözlemleriniz nelerdir? Özellikle Kıbrıs Türk tiyatrosu ve Türkiye’deki sahne deneyiminizden sonra iki ülkedeki kurumsallaşma, anlayış, seyirci, kültür açısından nasıl bir kıyas yaparsınız?

·        Haklısınız, aslında tüm bu sorular birbirleriyle ilişki içindedirler. Ben 2008 yılında Kıbrıs Türk Devlet Tiyatrosu’nda çalışmaya başladım. Yanılmıyorsam 2004 yılına denk gelen tarihsel süreçte yine yurt dışı deneyimine sahip mesleğine çok emek vermiş ve yetenekli birkaç arkadaşım o dönem Devlet Tiyatrosu’nun bilindik kaderini değiştirmek üzere atılımda bulundular. Bu güne kadarki süreçte ise hep birlikte ülkenin kültür politkası(zlığı)na, sahnesizliğe (ki on yılı aşkın bir süredir yanık ve atıl durumda) yönetmelik zaaflarına (ki zamanında kişisel çıkarlar doğrultusunda farklı hükümetler tarafından birçok kez değiştirilmiştir.) bütçesizliğe, oyuncu, kreatör, teknik ekip veya ekipman yetersizliğine ve daha bir çok sayabileceğimiz koşulsuzluğa ‘rağmen’ çok nitelikli işlere imza attık. Fakat son dönemdeki hükümet değişikliğiyle beraber işler sarpa sarmaya başladı. Sözleşmeli çalışan nitelikli oyuncu ve yönetmen arkadaşların işlerine ya son verildi ya kızağa alındı, ya da sözleşmelerinin yenilenmesiyle ilgili tehditkar konuşmalar dolaşmaya başladı. Var olan yönetmeliğin açıklarından yararlanarak olur olmaz atamalar yapıldı. Sunulan veya gerçekleştirilen projelerin niteliği ziyadesiyle düştü. Kalitenin devamlılığını adına işini hakkını vererek icra etmek isteyen bizler karşı duruş sergileyince ya da yeni bir öneride bulununca yönetim tarafından görmezden gelinildi. Takdir edilmek bir yana adeta cezalandırıldık. Üstelik bir Kıbrıs klasiği olarak kurum içindeki kişisel çatışmalar da cabası. Günün sonunda bu sözünü ettiğim problemler yalnızca Kıbrıs Türk Devlet Tiyatrosuna ait değil maalesef. Tüm adadaki kurumsal tiyatroların veya sanatın icrası için açılmış diğer mecraların gerek yönetmeliklerindeki açıklar, gerek teknik yetersizlikler, gerekse nitelikli eleman eksikliği gibi hükümet tarafından görmezden gelinen birçok problemle yüzleşiyor ve her geçen gün umutlar biraz daha kırılıyor, yürekler kırgın biçimde başka ülkelere bakıyor. Çünkü ne Turizm, Çevre ve Kültür Bakanlığı'nın ne de herhangi devlete bağlı başka bir kurumun sanatla ilgili geliştirdiği bir politikası olmadığı için çözümsüz bir tabloyla karşı karşıya olduğumuzu düşünüyorum. Bu gün adada Yakın Doğu Üniversitesinin bünyesinde kurulan tiyatro bölümü adanın tiyatro alanında eğitim veren ilk konservatuarıdır. Onlarca öğrenci, gerek Türkiye’den, gerek farklı ülkelerden, gerekse kendi ülkemizin yetiştirdiği eğitmenleri bünyesinde toplamış bu okulda, nitelikli bir eğitim için tüm imkânlarını seferber eden bölüm başkanı Çetin Özen sayesinde kaliteli bir eğitim alıyorlar. (Bu ‘kalite’ kelimesini Türkiye’deki konservatuarların nasıl bir eğitim politikası izlediğini bilerek özellikle kullanıyorum.) Peki, ne olacak bu çocuklara mezun olunca diye sorabilirsiniz. Hemen söyleyeyim, çok küçük bir kısmı ancak bir tanıdık vasıtasıyla hangi kurumu denk getirirlerse orada soluğu alacaklar. Diğerlerinin ise mesleki gelecekleri meçhul. Sözün özü, ülkenin kültür politikasının içinde çoktan oluşması gereken bu yapıya yeteri desteği vermeyen bir hükümetten bahsediyoruz. Tüm bu rağmen’lerden yola çıkacak olursak da resim biraz karanlık, dipsiz bir kuyu görünümünde! Türkiye’de durum biraz daha farklı elbette. Cumhuriyetin kuruluşundan bu güne artık oturmuş ve yaygınlaşmış kendi içinde tutarlılığı olan bir sistem var. Yeterliliği tartışılabilir ama gerek sanatın yaratımı gerekse okur/izleyiciye ulaşması bakımından ciddi bir çaba mevcut ve karşılığını bulmakta. Özellikle son dönemde İstanbul dünyanın önemli kültür şehirlerinden bir tanesi haline geldi. Dolayısıyla Kıbrıs’ta daha oturtamadığımız ödenekli kurumların sistemi, Türkiye’de uzun yıllardır oturmuş olduğundan, sistemin üzerine çıkan, sorgulayan, eleştirel bakan, sisteme karşı duruş sergilenebilecek alternatif mekânlar ve küçük oluşumlar tiyatro adına yeni bir bakış açısıyla gündeme gelebiliyor. Bu sayede, Kıbrıs’ta kurulma aşamasında olan klasik izlek, İstanbul’da gerek okur/izleyicisi gerekse sanat üreten kişiler açısından yeni girişimlere imkân sağlıyor.

 

 







Bu kez özel tiyatrom ile İstanbul'dan geliyorum!


“Dış ses” dışarıdan sesleniyor, ama içimizde yankılanıyor ve kolaylıkla kendi sesimizin yerine geçiyor.



·        6 Mart’ta ARKA BAHÇE OYUNCULARI olarak “Dış Ses” oyununuzu Lefkoşa’da sahneliyorsunuz? Bu etkinlik nasıl gündeme geldi ve “DIŞ SES” ne anlatıyor?

·        Evet, benim adıma çok özel ve sevindirici bir girişim oldu. Daha önce Kıbrıs Türk Devlet Tiyatroları'nda görev yaparken sahne aldığım yerde şimdi kendi özel tiyatromla izleyiciyle buluşmak çok keyifli olacak. Oyunun bizler açısından tercih sebebi, tamamıyla kadınların toplumdaki ikincil pozisyonunu açığa çıkarmakla ilintiliydi. Feminist strateji çerçevesinde yazılmış olan oyunun yapısı üç farklı bölümden oluşuyor. İlk bölümde kadınların gündelik hayatları ve bu dizgenin otomatikleşmesiyle ilgili bir süreç ele alınıyor. Dış Ses kadınlara dışarıdan emir vererek onları yönlendirirken kadınlar sesi duymaksızın söylenilen her şeyi yerine getiriyor. İkinci bölümde kadınlar kendi zihinlerine yolculuk yaparak, onlara dayatılmış bu dizgeyi anlamlandırmaya çalışırken, ilk kez dışarıdan gelen otoriter sesi duymaya ve iletişime geçmeye başlıyorlar. Son bölümde ise hayatlarını ve onlara öğretilen/dayatılan toplumsal konumlarını sorgulamaya başlıyorlar. Dolayısıyla da fark ettikleri bu yapıyı değiştirmenin bir yolu var mı, ya da sistemden çıkış olabilir mi sorularını sorarak kurtuluş yolu arıyorlar. Aslında oyunun bir finali olduğunu söyleyemeyeceğim. Çünkü biz arka bahçe oyuncuları olarak yalnızca sistemin nasıl yürüdüğünü ortaya koyup izleyicimizden “faşizan bir arzu” “otorite” “kadın/insan” ve “öteki” olgularını kendi zihinlerinde tartışmasını bekliyoruz. Çünkü “dış ses” dışarıdan sesleniyor, ama içimizde yankılanıyor ve kolaylıkla kendi sesimizin yerine geçiyor.

Dış Ses, kadının toplum içindeki yerini sorgulatan ve bu konumu tartıştırmayı hedefleyen bir oyun olduğu için de, 8 Mart dünya kadınlar günü kapsamında CTP-BG Kadın Örgütünün tüm haftaya yayılan etkinliklerinden biri olarak gündeme geldi.








Azınlık psikolojisi ve ötekileşmeye karşı, üretim!


·        Kıbrıs sorununun çözümü ya da Kıbrıslı Türk’lerin dünyaya bağlanma sürecine sanatın, sanatçıların, tiyatronun nasıl bir katkısı olabilir?

·        Öncelikle sahnenin, belirli inançlar çerçevesinde, didaktik ve propagandist söylemler geliştireceğimiz bir arena olduğuna inanmadığımı söylemek isterim. Kıbrıs sorunuyla ilgili bilindik çıkmazları sanatsal platformda yeniden üreterek bir oyun sahnelemek izleyiciyi belli bir siyasi görüş doğrultusunda yönlendirmekten farksızdır. Oysa bizim okur/izleyiciden beklentimiz, anlatılarımıza koşulsuz inanmaları değil, bulundukları her durumu sorgulayabilmeleri olmalıdır. Bununla beraber gerek kimlik problemi, gerek hükümet politikalarında üretilen güç ilişkileri yani iktidar mekanizması, ya da içinde bulunduğumuz azınlık psikolojisi ve ötekileşme düşünülerek her alanda üretilecek, okur/izleyiciyi düşünsel anlamda üretimine dâhil edecek, birçok sanatsal yapıt oluşturulabileceğine inanıyorum. Diğer yandan yalnızca Kıbrıs özelinde değil, herhangi bir konudan yola çıkılarak, nitelikli yapılacak olan birçok yapıt, dış dünyaya açılmakla ilgili sürece mutlaka katkıda bulunacaktır. Fakat gelin görün ki daha önce bahsettiğim onlarca çıkmaz yüzünden insanlar motivasyonlarını kaybetmiş, desteksiz bir biçimde, tamamen bireysel çabalarıyla üretimde bulunmaya çalışıyorlar. Bu noktada da gerek hükümetin kültür politikası, gerekse büyük şirketlerin kültür ve sanata yapacağı destek veya yatırımlar olmadıkça sadece tiyatro sanatında değil söz konusu diğer sanatlarda da dünyayla bağımız kişisel çabalardan öteye gidemeyecektir.



·        Yeniden Kıbrıs’a dönüş mümkün mü?

·        Bütün bu konuştuklarımızın üzerine zor yerden sordunuz. Buna verebileceğim net bir cevap yok aslında. Şu anda İstanbul’da yaşıyor olmak, sanatsal bir üretim sürecinin içinde olduğumu hissettiriyor. Alışılmış tiyatro oyunlarının dışında, farklı üretimlere kapısı açık bir şehirde yaşamak, sizi de doğal olarak keşfedilmesi gereken bir serüvenin içine çekiyor. Ben de mesleğimi belli şablonları kırarak, hayatımızda hiç düşünmeden yaptıklarımızı sorgulayarak yeni bir bakış açısıyla oyunlarımı üretmek istiyorum. Yeni metin ve yeni tiyatro diyorum kısacası. Aslına bakarsanız Kıbrıs’ı bırakmış olduğumu da düşünmüyorum. Hatta üretmek istediğim birçok şeyin temeli Kıbrıs’tan besleniyor. Örneğin adalı olmak, sınırlarla yaşıyor olmak, bölünmüşlük hissiyatı, birkaç kimlik sahibi olup, bir yandan gerçek kimliğini aramak ve bunun gibi onlarca şey zihnimi kurcalıyor. Hepimizde olduğu gibi. Bu yüzden Kıbrıs ayrıldığım bir yer değil bence, ayrılamadığım ve her şekilde taşıdığım olgu.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Bu haber toplam 1288 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Haberler