1. HABERLER

  2. ARŞİV

  3. HURMA AĞAÇLARI
HURMA AĞAÇLARI

HURMA AĞAÇLARI

Merhaba! Benim adım Hurma… Tahmini 8000 yıldır, sıcak iklimli memleketlerin topraklarına kök salmış; Mabroom, Bal Hurması, Halavi, Kraliçe, Dayri, Barhi, Ajva, Emir Hac diye adlandırılan hurmalardan biriyim ama ben bir Kıbrıs Hurmasıyım!

A+A-

 

Stella Aciman

*Akrabalarım, sanırım 16. yüzyıldan sonra Hacca gidenler tarafından buralara getirildi ve çekirdek olarak toprağa ekildi. Kıbrıslılar zaman içinde, en iyi meyvelerimizin çekirdekten yetişen hurmadan değil, erkek hurmanın dişiyi döllemesinden sonra doğum vakti geldiğinde, adeta bir sezaryen ameliyatı yaparcasına anasının gövdesinden alınarak onun yakınına ekilen yavru hurmadan alınacağını öğrendiler.

 

ADIM ÇOK, BEN KIBRIS HURMASIYIM

Merhaba! Benim adım Hurma… Tahmini 8000 yıldır, sıcak iklimli memleketlerin topraklarına kök salmış; Mabroom, Bal Hurması, Halavi, Kraliçe, Dayri, Barhi, Ajva, Emir Hac diye adlandırılan hurmalardan biriyim ama ben bir Kıbrıs Hurmasıyım! “Yerin nerededir?” diye sorarsanız… “Lefkoşa Surlar içinde, Bandabulya civarında; geçmişin güzel, bakımlı, alımlı şaşaalı günlerinden sonra tüm bakımsızlığımıza karşın hala yaşayabilen 8-10 hurma arkadaşımla yaşarım.

Akrabalarım, sanırım 16. yüzyıldan sonra Hacca gidenler tarafından buralara getirildi ve çekirdek olarak toprağa ekildi. Kıbrıslılar zaman içinde, en iyi meyvelerimizin çekirdekten yetişen hurmadan değil, erkek hurmanın dişiyi döllemesinden sonra doğum vakti geldiğinde, adeta bir sezaryen ameliyatı yaparcasına anasının gövdesinden alınarak onun yakınına ekilen yavru hurmadan alınacağını öğrendiler. Bundan dolayı benim meyvelerim hem etlidir hem lezzetlidir, üstelik daha çabuk meyve veririm. Eee… ne de olsa annemin kızıyım.

“KISKANIRIM”

Ben denizi hiç görmedim, böyle bir olanağım ise hiç olamayacak çünkü ben yıllardır doğup büyüdüğüm toprağımla bir bütünüm, ayrılamam. Ama gelinlik olarak bildiğim uzun yapraklarımın gölgesinde kahvelerini yudumlayan insanlardan; Girne girişindeki Ciklos Kavşağında, sahillerde, limanda hafif esen rüzgarda, dallarını sanki bir müzik duyarcasına sağa sola sallayan akrabalarımın olduğunu duyarım. Zaman zaman onların konumlarını kıskansam da bulunduğum bölgeyi de çok severim. Eskinin insanları, tarihin kokusu, yaşanmışlıkların tadı zaman içinde buraları terk etmeye başlasa da anılarımın içine gömülmüş minicik bir detayı birileri karşıma her zaman çıkarır. O an bana hüznü ve sevinci yaşatıyor işte. En önemlisi,  annem hala yanımda. Biraz yaşlılıktan biraz bakımsızlıktan, o dimdik göğe bakan bedeni eğrildi son senelerde. Sürekli bana geçmişten anılar anlatır oldu bu günlerde… 

“BİZİ GÜZELLEŞTİRENLER”

Geçen gün “bizler böylesine bakımsız kalmazdık, bizi güzelleştirmeyi, meyvelerimizi toplayan, dallarımızı nazikçe budayan, bu işi senelerce meslek olarak yapan Hurmacı Mehmed, Tat Hasan, Niyazi Usta vardı. Meyvelerimizi toplama zamanı geldiğinde, gövdelerimize tırmanmadan önce ‘destur hurmacı, hurmacı ağaca çıkıyor’ diye bağırırlardı. Komşuların evi genellikle hurma ağacına çıkınca görülebilirdi, aslında hanımlara bir ikazdı bu sesleniş.” diye anlatırken “acaba bu bakımsızlığa, ilgisizliğe daha ne kadar dayanabilecek annem, ben ve diğerleri” diye düşünmeden edemedim.


 

*Ada’da yaşayan en yaşlı akrabamızın (tahmini yaşı 175) Abliç Mahallesi/Lefke’ de koloni halinde yaşadığını duydum. Boyu 21,5 metreymiş.

Çok arzu etmeme karşın; bildiğiniz gibi onu görebilme, tanışma şansım hiç yok. Ama sizler yolunuzu Lefke’ye düşürün, akrabamı görün, hatta gövdesine elinizi sürerek benim selamımı söyleyin, o hissedecektir…

 


 

“Başkalarına benzemeyiz”

Bizler hiçbir ağaca benzemeyiz. Gövdemiz göğe uzanan bir sütun gibidir… asaletimizi gösterircesine. Görüntümüz sokaklara yeşilin yanı sıra neşeyi, gölgeyi, görsel güzelliği beraberinde getirir. Meyvelerimiz özellikle Ramazan ayında sofralarınıza misafir ettiğimiz armağanlarımızdır. Yalnız kuru, yaş bir meyve olarak yenmeyiz. Bazı ülkelerde meyvelerimiz un haline getirilir ve çeşitli yiyeceklere dönüştürülür. Çekirdeklerimizi kavurur, kahve küspesi ve hayvanlara yem olarak kullanırlar. Yapraklarımızdan hasır ve sepet yapımında faydalanırlar. Gövdemizde açan yapraklardan akan besi suyumuzdan içki bile yaparlar. Buralarda ise meyvemizin çekirdeğini çıkarır, içine badem yerleştirirler, sonunda ortaya tadına doyulmaz hurma macunu çıkar. Annem, “benim gençliğimde, çocuklar yedikleri hurmaların çekirdeklerini atmaz, biriktirir ‘deliğe atma’ oyunu oynarlardı” demişti. O zamanın çocukları da bir başkaymış… Yani, yalnız görüntümüzle değil, tüm gövdemizle siz insanlara, bizlere verdiğiniz azıcık suyun ve sevginin karşılığını fazlasıyla geri veririz.

“ONUNLA TANIŞAMAM, SİZ SELAM SÖYLEYİN”

Geçenlerde Kıbrıs’ın sıcağından korunmak için dallarımın altına sığınan bir turistten duyduklarımı sizlerle paylaşarak yazımı bitirmek istiyorum.

Ada’da yaşayan en yaşlı akrabamızın (tahmini yaşı 175) Abliç Mahallesi/Lefke’ de koloni halinde yaşadığını duydum. Boyu 21,5 metreymiş.

Çok arzu etmeme karşın; bildiğiniz gibi onu görebilme, tanışma şansım hiç yok. Ama sizler yolunuzu Lefke’ye düşürün, akrabamı görün, hatta gövdesine elinizi sürerek benim selamımı söyleyin, o hissedecektir…

Bu arada Lefkoşa Surlariçi bölgesini gezerken beni görmeyi de ihmal etmeyin ama “nerededir?” diye kimseye sormayın ve aramayın çünkü karşınıza çıkacak her HURMA AĞACI… Benim!

 

 

 

Fotoğraflar: Tanju Konuralp

                                                                                                                          

 

 

 

 

 

 

 

Bu haber toplam 1269 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Haberler