1. HABERLER

  2. ARŞİV

  3. Hükümet, 2011 HP’yi nasıl kaldırdı!
Hükümet, 2011 HP’yi nasıl kaldırdı!

Hükümet, 2011 HP’yi nasıl kaldırdı!

EKONOMİK PROGRAM VE RAPOR (5) TC Başbakanlık Kıbrıs İşleri Başmüşavirliği’nin adanın kuzeyinde uygulanan ‘Ekonomik Program’a dair İZLEME RAPORU’nu Ferdi Sabit Soyer, YENİDÜZEN’e değerlendirdi: “…Raporda pe

A+A-


EKONOMİK PROGRAM VE RAPOR (5)





TC Başbakanlık Kıbrıs İşleri Başmüşavirliği’nin adanın kuzeyinde uygulanan ‘Ekonomik Program’a dair İZLEME RAPORU’nu Ferdi Sabit Soyer, YENİDÜZEN’e değerlendirdi:



“…Raporda pek çok sevimsiz tedbirin, programın parçası olduğu yazıyor. Biri hariç!.. Hayat Pahalılığı ödeneğinin kaldırılmasını, meğer UBP Hükümeti istemiş…”

“… Statükonun kendisini sürdürsün diye mevcut duruma sarılmak değil;  bağımlılıktan kurtulmak için, insan haklar ve soysal adalet temelini göz ardı etmeden kimi meseleleri yeniden ele almak gerekir…”



Büyükelçi sayın Akça’nın “Ekonomik Rapor”la ilgili değerlendirmesinde bakınız neler var:
“ Süper emeklilerin maaşlarından gelir vergisi alınmasına ilişkin uygulama ile çalışanların ücretlerine uygulanan özel indirim oranın azaltılmasına yönelik  düzenlemenin Yüksek Mahkeme tarafından iptal edilmesi, 2011 yılı Bütçesinde yaklaşık 80 milyonluk bir kayba neden olmuştur. Hükümet bu kaybı telafi etmek üzere tüm çalışan ve kamu emeklilerinin maaşlarına 2011 yılında gerçekleşecek HP uygulamama kararı almıştır.”( Sayfa 39)

Allah Allah işe bakın! Sayın Akça açıkça, 2011 Hayat Pahalılığı ödeneğinin kaldırılma kararının, UBP hükümeti tarafından verildiğini söylüyor.
Bence bu doğrudur. Çünkü raporun bütününde sevimsiz tüm tedbirlerin, kendi öngördükleri program olduğu zaten yazıyor.
Demek ki, “Bunu TC istedi” diye sundukları mesele, aslında UBP Hükümeti’nin kendi kararı…
Ancak bir gerçek var. Emeklilerden vergi kesilmemesi kararını, Yüksek Anayasa Mahkemesi vermiştir. Demokratik hukuk devleti ilkeleri içinde, ikide bir bunu öne sürmek artık hiç doğru değildir. Çünkü hukuk dışı her tedbir, ekonomik getirisinden çok, demokratik, manevi ve ekonomik sıkıntı yaratır. Hukuk dışı bir eylemi hâlâ savunmak ve hayıflanmak yakışık almaz.

 

ASTARI YÜZÜNDEN PAHALI GELDİ

 

Sayın Akça diyor ki, mahkemeden dönen kesinti ile bütçe 80 milyon TL kaybetmişir. O zaman hesaplayalım bakalım,  % 14 enflasyonu ve hayat pahalılığını, maaş ve ücretlere yansıtmamakla, üstüne bir de resmi harçları artırarak, bütçe ne kadar kazandı!
“Vermeden alan” bu hükümet, BÜTÇEYE ne kadar artı eklemiştir, halkın cebinden alarak? Ayrıca bu ekonomik program uygulaması ile ithalat artmadan, ithalattan alınan vergilerin ve fonların artırılması ile bütçeye halktan ve ekonomiden aktarılan ne kadardır?

Kendi rakamı ile yazalım.

2010’ da 536 milyon olan ithalat vergisi bir önceki seneye göre ithalattaki 100 milyonluk artışa karşın, 969 milyon olmuştur. Yani bütçeye 233 milyon ek gelir girmiştir. Bu 80 milyonluk kayıp misli ile halktan alınarak bütçeye girmiştir.

Gerçek budur.

 

MAAŞLARDAKİ DURUM

 

Sayın Akça’nın raporunda vurguladığı son derece önemli bazı noktalar vardır.

Önce sayfa 47’ deki ifadeye bakalım.

Hayat Pahalılığı ödeneğinin bir değer olduğu ve “kamu personelini  enflasyona karşı koruyan bir düzenleyici niteliğindedir” vurgusu, bence önemli.
Ama hemen arkasından şu ifade endişe verici:
“Personel barem sistemine göre her yıl verilen kademe ilerlemeleri nedeniyle maaşlarda yaklaşık yüzde 1,5 oranında bir artış yaşanmaktadır. Hayat Pahalılığından bağımsız olarak verilen bu zamlar maaşlarda reel artış anlamına gelmektedir” (Sayfa 47)

Şimdi aklıma o meşhur darb-ı mesel geldi: “ Süpüre süpüre bir onlucuk buldu”.
Bunu personel giderlerindeki artışın 2011 içindeki suçlusu olarak göstermek, hemen akla “acaba yeni dönemin tedbirlerinden biri de kademe ilerlemesinin durdurulması mı” sorusunu getiriyor.
Süpüre süpüre bulunacak onlucuklarla bir şey almak olanaklı değildir!

Şimdi gelelim diğer noktaya, bu tabloyu olduğu gibi yazmak isterim.

 



Maaşa göre TC - KKTC karşılaştırması

 

  Türkiye                   KKTC

   Eski Barem           Yeni Barem

 

Müsteşar                                7.169                    6.794                             6.460

 

Genel Müdür                           6.275                    5.861                             5.415

Uzman Dr (1/4 Top Barem)     3.770                    5.467                            5.128    

Öğretmen (1/4- Top Barem)   2.301                    4.355                             3.790   

Memur (Lise/yeni top)            1.660- 1,975         2.185-3.896                   1.467--- 3.312

(Sayfa 47 net maaşlar)


Burada açık olan ve rapora giren tespit şudur. KKTC’de kamu maaşlarında alt unvanlar ile üst unvanlar arasındaki maaş farkı Türkiye’ye göre daha azdır. Bu olumlu bir noktadadır. Ha gelişmesi gerekir evet, ama popülizmle bu olmaz.

O zaman eğitim ve mesleki beceri falan gibi olgularda güme gider. Ersin Tatar’ın popülizmi ile bu iş olursa, emeği siz yüceltemezsiniz.
İşte burada Sayın Akçay’a sormak gerekir. Raporunda devamlı olarak kamu kaynaklarının adil dağıtılmadığından söz etmektedir. Bu kendi yayınladığı tablodan görüldüğü gibi KKTC’de en üst ve en alt unvanların aldığı maaş farkı arasında, Türkiye’ye göre kat kat daha adillik var.

 O zaman kast edilen nedir?

Sosyal sigorta emeklilerinin aldığı maaş ile kamu emeklilerinin aldığı maaş arasındaki fark ise bu doğrudur. Ama o zaman bir lase soluklanmak lazımdır. Peki, o zaman 2006-2008 arasında bu uçurumun azaltılması için yapılan düzenleme, neden eleştirilmektedir?
Yoksa niyet yüksek olanı aşağı çekmek mi?

YÜZÜMÜZE VURMALARINA ENGEL OLALIM

 

Bence bu tablonun karşılaştırması işinde esas noktalardan bir de Türkiye de doktor, öğretmen, memurun aldığı ücretlerin, KKTC’den daha düşük olduğu gerçeğine vurgu yapmaktır.
Raporun başka yerinde ifade edilen ve sayfa 82’de görülen, öğretmenlerin Türkiye dahil 10 ülkedeki çalışma saatleri ve haftalık net öğretim süresi arasındaki ciddi fark karşısında ise endişelenmemek mümkün değildir.
Gerek öğretmen, gerekse memur ve işçi sendikaları, hem ülkemizin geleceği hem de emeğin değeri; bağımlılığın azaltılması, toplumsal varlığın korunması açısından artık bu anomalileri, bize başkaları tarafından söylenmesine fırsat vermeden ortaya koymalıdır.

Statükonun kendisini sürdürsün diye mevcut duruma sarılmak değil;  bağımlılıktan kurtulmak için, insan haklar ve soysal adalet temelini göz ardı etmeden kimi meseleleri yeniden ele almak gerekir.
Öğretim günü bizde 155 gün ama Danimarka’da 200, Avusturalya’da 184,  Finlandiya’da 190, Türkiye’de 180 ise…. Net öğretim süresi KKTC’de 415 saat, diğer ülkelerde 600’e yakınsa… Bunlar üzerinde kendimiz düşünmeliyiz…
Eğer bunu yapmazsak, birileri sürekli “gerçeğimizi” yüzümüze vuracaktır.

 

 

SOSYAL SİGORTALAR VE ÖNEMLİ BİR EKSİKLİK


Raporun Sosyal Sigortalar ile ilgili değerlendirmesi de çok ama çok önemlidir. Bu konuyu, ayrıca bir yazımda ele alacağım.
Sosyal Sigorta artık resmen tehlike sinyalleri vermektedir.

Bu tehlike çanlarının en önemli sebebi “kayıt dışılık”tır ki, raporda, kayıt dışılığa yeterince yer ve önem verilmemiştir.
Sayın Akça ile bakış açımızdaki farklardan biri de budur.

Kaçak ve kayıt dışılık bu ülke ekonomisinin en büyük çıkmazıdır.  Aynı zamanda insani olarak en büyük yıkımı da yaratmaktadır.

 

SONUÇ


Sayın Akça’nın bu raporu üzerinde daha çok yazacak olgularım var. İstihdam konusunda yazdıkları bence çok ama çok önemli, bir başka yazının ve tartışmanın konusu olabilir. Raporda, yüksek öğrenim almış gençlerinin “işsizlik sürelerinin uzunluğu”, kamu görevine girme beklentisine dayandırıldı.
Olmadı, bence çok yanlış tespit! Yani insanlarımız “ya kamu görevlisi olacağız ya da işsiz kalacağız” demekteymişler.

Bugün pek çok üniversite mezunu gencin işyeri iş yeri gezerek iş aradığını çok iyi biliyorum.
Bizim en büyük kan kaybımız beyin göçüdür. Üniversite mezunlarının kendi işlerini kurmaları dahil, özel sektörde istihdamını kolaylaştıracak ve artıracak teşvik ve desteklere ihtiyaç vardır. Bu gerçeği artık gizlemeyelim. Gençlerin göç ediyor!
Bu bizi yakmaktadır Sayın Akça!

Sayın Akça bu raporu ile UBP Hükümeti’ne çok büyük bir kolaylık sağlamıştır.

Uygulanan ekonomik programın mesuliyet ve yükünü kendi üzerine almıştır.
Yani bu raporla sorumluluk Türkiye’nin olmaktadır. UBP ise verileri dahi halkına sunma tenezzülü göstermeden hareket etme kolaylığına yatmıştır.

Bu, Sayın Akça’nın bence UBP ye gösterdiği, arzu etmese bile en büyük kıyaktır.  Ama bu davranış, sonuç itibarı ile Türkiye- KKTC ilişkilerinin sarsılmasına ve Kıbrıs Türk halkı ile Türkiye’nin manevi değerlere dayalı ilişkisinin de erozyona uğramasına yol açmaktadır.

Bu rapordan sonra herkesin endişesi daha da artacaktır. Bu da gerginliği besleyecektir.

Raporda belirtilen hedefler ve tespitlerle, artık KKTC’de yerel sermayenin de ekarte edileceği,  küçük, büyük tüm iş alanlarında yerliliğini kırılacağı endişesi olacaktır.

Her şeye karşın Sayın Akça’ya yine de derli toplu veri sunması ve düşüncelerini de açıklıkla paylaştığı için bu rapor nedeni ile teşekkür ederim.  (SON)

 

 

 

 

Bu haber toplam 655 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Haberler