Sami Özuslu

Sami Özuslu

Yazarın Tüm Yazıları >

Hüküm-et

A+A-

Hayırlısıyla Ömer Kalyoncu başkanlığındaki yeni hükümet göreve başladı.

Gerek CTP ile UBP’nin ilk kez bir araya gelişi, gerekse dayandığı vekil desteği bakımından ‘ilkler hükümeti’ de diyebiliriz yeni kabineye…
1990’da muhalefetin boykot sonrasında mecliste ‘tek başına’ kalan dönemin ‘tek parti (UBP) hükümeti’ni saymazsak, bugüne kadar böylesine geniş tabanlı bir hükümet hiç olmadı.
İki partinin toplamdaki milletvekili sayısı 39 diyor. Yani parlamentoda yaklaşık yüzde 80’lik bir gücü olacak Kalyoncu hükümetinin…
Tabii ki teorik olarak ve matematiksel açıdan…
Pratikte ve siyasetin doğası gereği bu destek bu kadar yüksek olmayabilir.
Gerek UBP içinde, gerekse CTP’de kurulan hükümetten memnun olmayan çok sayıda milletvekili olduğu herkesin bildiği bir ‘sır’…
Özellikle UBP’de Ekim’de yapılacak kurultaya kadar çok çalkalanmalar olması da bekleniyor.
Kurultayını yeni yapan CTP’de çalkalanma olmaz belki, ama öyle çok da rahat içinde bir dönemin başladığı söylenemez.
‘Kadim hasım UBP ile kurulan ilk CTP hükümetinin Başbakanı’ sıfatıyla Ömer Kalyoncu ve Genel Başkan Mehmet Ali Talat en fazla da parti tabanının “UBP ile olur mu hiç?” diye özetlenen kaygısını omuzlarında hissedecekler.
Ve bunun da tek bir panzehiri var: Doğru ve başarılı icraat yapmak.
**
Mesele burada başlıyor: Yeni hükümet acaba icraatta neler yapacak? Ülkenin büyük ama son dönemlerde sorunlu iki ‘merkez partisi’, birlikte hükümet etmeyi becerebilecekler mi?
Üstelik 39 milletvekilinin desteğini almışken, CTP ile UBP acaba ülke ve toplum açısından ‘gereğini’ yapabilecekler mi?
Partisel sorun ve saikler, kişisel beklenti ve hırslar, iki partinin 40 küsur yıllık karşıtlığı ve rekabeti icraatın önünü kesmeyecek şekilde geri plana itilebilecek ve CTP ile UBP kadroları uyumlu çalışabilecek mi?
Kalyoncu Başbakanlığındaki hükümet ‘tek parça’ mı olacak, yoksa CTP’li bakanlar ayrı, UBP’liler ayrı hükümet gibi mi davranacaklar?
Bu toplumun en büyük sorunlarından biri olan ‘patronaj sistemi’, ‘partizanlık’ gibi kavramlar tarihe gömülebilecek mi?
Ekonomi alanındaki derin sorunları aşmaya dönük ciddi ve bu ülke koşullarını göz önünde tutan politikalar uygulanabilecek mi?
Kıbrıs sorunu ve Türkiye ile ilişkiler konusunda ‘dirayetli’ bir tutum sergilenebilecek mi?
Buna benzer bir yığın soru var, dün kurulan CTP-UBP koalisyonuna dair…
**
Top artık yeni hükümetin ayağındadır.
39 vekillik destekle göreve gelen kabine, eğer isterse her şeyi yapabilecek bir güce sahiptir.
‘Her şeyi’ derken, kuşkusuz yasal çerçevedeki yetkileri bakımından ne varsa, o anlamda…
Bunun içinde Anayasa’yı değiştirmek de var.
Sivilleşme, demokratikleşme adımları atmak da var.
Ekonomide mevcut sıkıntıları tersine çevirecek, -olduğu kadar- refahı tabana yayacak, gençlerin göçünü ve işsizlik bunalımını çözecek sosyal politikaları hayata geçirmek de var.
Ülkenin fiziki altyapısının planlanması ve çağdaş bir konuma getirilmesi için çaba sarf etmek de var.
Bu kadar güçlü bir kabinenin, kolay kolay üstesinden gelinemeyen sorunlarla baş edebilme şansı, zayıf koalisyonlara kıyasla inanılmaz derecede yüksektir.
Aynı zamanda ‘eti aynı tencerede pişmeyecek’ kadar birbirine zıt iki büyük merkez partiyi ve hükümeti yönetenlerin ‘hükümete girmenin izah edilebileceği’ işler yapmak gibi bir zorunluluğu vardır.
Aksi halde “Değecek mi?” diye soran parti tabanlarına da, ‘geniş tabanlı hükümet’ten  beklentisi yüksek olan genel kamuoyuna da hesap vermek epey güç olacak.
İşin özeti şu ki, hükümet ‘hükmetmek’ zorunda…
Cesaretle, iyi planlamayla, koordinasyonla ‘hüküm etme’yi başarabilirse eğer UBP-CTP koalisyonu, bekli de birçok kaygı, kuşku ve tepki bir süre sonra anlamını yitirecek.
Veya tersi olacak.
Yeni ekibe kolay gelsin…

Bu yazı toplam 1082 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar