1. HABERLER

  2. ARŞİV

  3. Hukuk Ekonomik Yapıdaki Değişime Katkı Koyabilir mi?
Hukuk Ekonomik Yapıdaki Değişime Katkı Koyabilir mi?

Hukuk Ekonomik Yapıdaki Değişime Katkı Koyabilir mi?

Tufan Erhürman: Kıbrıs’ın kuzeyindeki ekonomik sistemin sürdürülebilir olmadığı konusunda kimsenin şüphesi kalmamıştır sanırım. 1974’ten sonra kurulan ve ağırlıklı olarak Türkiye’den gelen yardımların ve Rumlardan kalan taşınmazların dev

A+A-

                                                                          

 

 Tufan Erhürman

                                                                                     tufaner@yahoo.com

 

Kıbrıs’ın kuzeyindeki ekonomik sistemin sürdürülebilir olmadığı konusunda kimsenin şüphesi kalmamıştır sanırım. 1974’ten sonra kurulan ve ağırlıklı olarak Türkiye’den gelen yardımların ve Rumlardan kalan taşınmazların devlet eliyle üleştirilmesi üzerinden şekillenen, üretimden ziyade ithalata dayalı ekonomik yapı Kıbrıs Türk halkının bugünkü ihtiyaçlarını karşılamaktan çok uzak bir noktada bulunuyor.

Ekonomik yapının değiştirilmesi konusunda söz söylemeye soyunanlar ise, sanki Kıbrıs’ın kuzeyinde bunca yıldır sosyalist bir sistem varmış gibi, çarenin neo-liberal politikaların bu topraklarda da uygulanmasından başka bir şey olmadığından dem vuruyorlar ısrarla.

Oysa ülkenin bugün içinde bulunduğu şartlarda, hakiki manada liberal bir ekonomik düzenin kurulmasının mümkün olmadığı rasyonel düşünmeyi beceren herkesin bir çırpıda anlayabileceği bir şeydir.

 

Hakiki Manada Liberal Ekonomik Sistem Neden İmkânsızdır?

a) KKTC’nin tanınmamış bir ülke olmasından dolayı ihracat olanaklarının son derece sınırlı olması,

b) bunun da etkisiyle pazarın üretimi teşvik edecek boyuta ulaşamaması,

c) Daha geniş pazar ve uluslararası ticaret olanaklarına sahip iki büyük rakiple (TC ve GKRY şirketleriyle) rekabet edecek güce sahip olmayan işinsanlarının varlığı,

d) Ülkede anti tekel, anti tröst, rekabet, tüketiciyi koruma gibi konularda yeterli mevzuatın bulunmaması ve ülkenin öznel koşulları dolayısıyla, bulunduğu kadarıyla da uygulanamaması (KKTC devletinin bunları uygulayacak kamu gücüne sahip olmaması) gibi sebepler, hakiki manada işleyebilir bir liberal sistemin kurulmasını olanaksız kılmaktadır.

Bu şartlarda ülkenin koşullarını görmezden gelerek kurulacak bir sözde liberal sistemin, beklenenin aksine bugünkünden de daha kötü bir ekonomik yapıyı gündeme getirmesi kaçınılmaz gibi görünmektedir.

 

Sözde Liberal Sistem Neler Kaybettirir?

Bu şartlar altında “liberal” bir sisteme kontrolsüz geçiş,

a) yabancı büyük sermayenin Kıbrıs’ın kuzeyindeki ekonomiyi tamamen kontrol altına alması,

b) yukarıda sözü edildiği gibi ülkede rekabeti koruyacak bir mevzuat ve bu mevzuatı uygulayacak bir kamu gücü bulunmadığından, yabancı özel tekellerin oluşmasının engellenememesi,

c) bunun sonucu olarak piyasayı kontrol eden yabancı özel tekellerin, siyaset, demokrasi ve halkın iradesi üzerinde belirleyici konuma gelmesi,

d) tekelleşmenin etkisiyle işsizliğin artması, sosyal hakların ve güvencelerin budanması,

e) fiyatların daha da artması ve mal ve hizmetlerin kalitesinin daha da düşmesi gibi sonuçlar doğurabilecektir.

 

Kontrollü Değişim

Kamuda, çalışan sayısı ve maaş bağlamında şişkinlik ve verimsizlik, kendi kendine yetemeyen, cari harcamalarını dahi karşılayamayan bir bütçe, vergi toplayamayan, hatta elektrik hizmeti karşılığındaki alacaklarını dahi tahsil edemeyen bir idari mekanizma ve üretimi değil, ithalatı ve tüketimi teşvik eden anlayış, Kıbrıs’ın kuzeyindeki ekonomik yapı açısından, kimsenin aksini iddia edemeyeceği olgulardır sanırım.

Bu olgulardan ilki, yani kamuda şişkinlik ve verimsizlik, dünyanın dört bir yanında neo-liberal politikaların ve özelleştirmelerin uygulamaya geçirilmesinin en önemli mazeretlerindendir. Ancak, yukarıda saydığımız diğer olguların bizim dışımızdaki ülkeler için de aynı düzeyde geçerli olduğunu söylemek kolay olmasa gerektir.

İşte, yukarıda sıralanan Kıbrıs’ın kuzeyindeki öznel koşulları ve diğer ülkelerde bizimle aynı düzeyde yaşanmayan bu sorunları dikkate aldığımız zaman, “neo-liberalizm Avrupa’da uygulanıyorsa bizde de uygulanmalıdır” tezinin sakat tarafları ortaya çıkmaktadır.

Bu ülkede,

a) Vergi toplayabilen,

b) Kamu alacaklarını tahsil edebilen,

c) İşsizliği durdurabilen

d) Rekabeti koruyabilen,

e) Tekelleşmeyi önleyebilen,

f) Fiyatları kontrol edebilen,

g) Yurttaşa kaliteli mal ve hizmet sunulmasını sağlayabilen bir ekonomik yapıya ihtiyaç vardır.

Bu ihtiyaçların neo-liberal politikalarla karşılanması mümkün değildir çünkü yukarıda açıklanan öznel koşullar nedeniyle, bu ülkede katıksız bir neo-liberalizm, yabancı özel tekellerin piyasayı ele geçirmesi anlamına gelir ki, o durumda, işsizliğin durdurulabilmesi, rekabetin korunması, fiyatların kontrol edilebilmesi, yurttaşa kaliteli mal ve hizmet sunulması mümkün olmayacağı gibi, yabancı özel tekellerden vergi toplanmasının da bugünkünden bile daha zor olacağında kuşku yoktur.

Buna karşın, ülkedeki kuralsız ve çarpık ekonomik yapının değişmesi gerektiği de açıktır. Bu şartlarda, nev-i şahsına münhasır KKTC’de değişimin, diğer ülkelerde uygulanan modelleri bire bir kopya eden ezberci bir yaklaşımla gerçekleştirilemeyeceğini anlamak ve ülkenin öznel sorunlarını ve ihtiyaçlarını dikkate alan kontrollü bir değişimi gerçekleştirmek   gerekir. Kontrollü değişim yoluyla, yukarıda sıralanan sorunları belli bir ölçüde (çünkü Kıbrıs sorunu çözülmedikçe bu sorunların tamamen çözülmesini beklemek ham hayaldir) giderecek ve ihtiyaçları karşılayabilecek bir ekonomik yapıya ulaşmak şarttır. Bu yapının özellikleri şunlardır:

a) En azından cari harcamaların önemli bir kısmını karşılayacak bir vergi sistemi.

Bunun için, vergi mevzuatını gözden geçirmek, lüks tüketimi ayrıca vergilendirmek, vergi kaçağını önlemek için ağır vergi cezaları getirmek gerekir.

b) Kamu alacaklarını tahsil edebilen bir idari mekanizma.

Bunun için, kamu kurum ve kuruluşlarındaki partizanlığı önlemek, kamu kuruluşlarını özerk, şeffaf ve hesap verebilir biçimde örgütlemek gerekir. 

c) İşsizliği artıran uygulamaları durdurmaya yönelik düzenlemeler.

Bunun için, işsizliği artıracak özelleştirmelerden kaçınmak, kaçak işçiliği sıfırlamak, yabancı işçi girişini gerçek manada ihtiyaca bağlayan düzenlemeler yapmak gerekir.

d) Tekelleşmeyi önlemeye, rekabeti ve tüketici haklarını korumaya yönelik düzenleme ve uygulamalar.

Bunun için tekelleşmeyi önleyen ve rekabeti koruyan düzenlemeler yapmakla yetinmemek, fiili tekellerin kurulmasına yol açacak ve denetlenemeyecek büyüklükteki yabancı özel şirketlerin ülkeye girişini önlemek gerekir. Bu noktada önemli olan, koşulları iyi tahlil etmek, neyi yapıp neyi yapamayacağını bilmek ve yapamayacaklarınızı yapabilecekmiş gibi davranarak, başa çıkmayacağınız yüklerin altına girmemektir.

 

Hukukun Rolü

İşte hukuk bu noktada devreye girecektir. Hukukun ekonomiye katkısı dört aşamada ortaya çıkar. Bunlar,

a) mevzuatın hazırlanması aşaması,

b) mevzuata uygunluğun denetimi aşaması,

c) yargılama aşaması,

d) mahkeme kararlarının uygulanması aşaması.

Kıbrıs’ın kuzeyinde, bu dört aşamada da çok ciddi sorunlar vardır.

a) Mevzuatın hazırlanması aşamasında, Cumhuriyet Meclisi’nde ve Hukuk ve Siyasi İşler Komitesi’nde hukukçu üye açısından yaşanan sıkıntı ortadadır. Buna ek olarak, Meclis’te istihdam edilen uzman hukukçu sayısı da son derece sınırlıdır. Kaldı ki, ekonomiyle ilgili düzenlemelerin beklenen sonucu verebilmesi için hazırlık aşamasında sivil toplum kuruluşlarının (yalnızca işinsanı örgütlerinin değil sendikaların da) etkin katılımını sağlayacak mekanizmalara ihtiyaç vardır ve bu mekanizmalar maalesef hakkıyla düzenlenmediği gibi çalıştırılmamaktadır da.

b) Mevzuata uygunluk hemen hemen denetim dışıdır. Lefkoşa Türk Belediyesi’nde, Kıbrıs Türk Hava Yolları’nda yaşananların mevzuata uygunluk denetimindeki sıkıntıları ortaya çıkardığı açıktır. Bu noktada Başsavcılığın, Sayıştay’ın ve Ombudsman’ın yetkilerinin artırılması ve bu kurumların çalışır hâle getirilmesi önemlidir. Ayrıca, Sayıştay ve Ombudsman’a yapılan seçim ve atamaların partizanlıktan arındırılması için düzenlemeler yapmak gerekir. Bu arada, denetim sürecine halkı katacak mekanizmaların geliştirilmesi de yaşamsal önemdedir. Yurttaşların, idarenin denetlenmesi için Sayıştay’a, Ombudsman’a ve Başsavcılık’a başvurmalarının önü açılmalı, hatta bu yöndeki başvurular teşvik edilmeli, süreçler işlevsel hâle getirilmelidir.

c) Yargılama aşamasında da çok ciddi sorunlarla karşılaşılmaktadır. İdareye karşı dava açan yurttaşların davaları meşru menfaat yokluğundan reddedilmekte, mahkeme, davacının bütün iddilarını kendisinin ispat etmesini istemekte, davalar çok uzun sürmektedir.

Bu sorunların giderilmesi için, yurttaşların ciddi ve makul ilgisi dava açmak için yeterli kabul edilmeli, idari davalarda mahkemeler re’sen araştırma yapmaktan kaçınmamalı, davaların kısa sürede görülmesini sağlayacak önlemler alınmalı, örneğin idare ve vergi mahkemeleri kurulmalı, daha fazla yargıç istihdam edilmelidir.

d) Bir hukuk devletinin olmazsa olmaz özelliklerinden biri, mahkeme kararlarının gereklerinin yerine getirilmesidir. Bu konuda mevzuatta yeterli düzenleme vardır. Ancak bu düzenlemeler, avukatların ve yargıçların isteksizliğinden dolayı yeterince kullanılmamaktadır. Mahkeme kararını yerine getirmeyen kamu görevlilerinin hapis cezasına çaptırılması dahi mümkündür. Oysa bugüne kadar bu yönde verilmiş herhangi bir karar yoktur.

 

Sonuç

KKTC’deki sürdürülebilir olmadığı herkes tarafından kabul edilen ekonomik yapının değiştirilmesi kaçınılmazdır. Ancak, bu değişimin ülkenin öznel koşulları ve sorunları dikkate alınarak planlanması gerekir. Avrupa ülkelerindeki uygulamaların bizim ülkemizde de aynen gerçekleştirilmesini talep etme ezberciliğinden vazgeçmek ve değişimin önünü açacağım diye, var olan sorunları gidermek bir yana, onlara yenisini ekleyecek öneriler geliştirmekten kaçınmak gerekir.

Ekonomik sistemdeki sorunların önemli bir çoğunluğu, bu sistemdeki aksaklıklardan değil, hukuk sisteminde, mevzuatta ve uygulamada yaşanan sıkıntılardan kaynaklanmaktadır. Dolayısıyla, esas itibarıyla yapılması gereken, ülkenin ihtiyaçlarını ve sorunlarını dikkate alan kontrollü bir değişimi gerçekleştirirken, hukuk yoluyla hesap sorulabilirliğin önünü açmak ve partizanlık, yolsuzluk, hukuk tanımazlık gibi alışkanlıklara dayalı sorunları giderecek formülleri üretmektir. Aksi hâlde bu şartlar altında liberalleşeceğim derken, gerçek liberal demokratların asla kabul etmeyecekleri bir biçimde yabancı özel tekellerin piyasayı ve siyaseti kontrol altına alması söz konusu olacak, böyle bir değişim, ileride bu günleri dahi arar hâle gelmemize yol açacaktır.  

    

 

   

 

 

Bu haber toplam 665 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Haberler