1. HABERLER

  2. ARŞİV

  3. HRİSTOFYAS’I DİNLERKEN...
HRİSTOFYAS’I DİNLERKEN...

HRİSTOFYAS’I DİNLERKEN...

Kıbrıs’ın dönem başkanlığı vesilesiyle, Rum yönetiminin Kıbrıslı Türkler’e yönelik de çeşitli girişimleri var. Doğrudan Kıbrıslı Türklere yönelik mesajlar eskiye göre daha çok verilmeye özen gösteriliyor. Bir nevi bölünmüş adanın mağdur taraf

A+A-

 

Kıbrıs’ın dönem başkanlığı vesilesiyle, Rum yönetiminin Kıbrıslı Türkler’e yönelik de çeşitli girişimleri var.

Doğrudan Kıbrıslı Türklere yönelik mesajlar eskiye göre daha çok verilmeye özen gösteriliyor. Bir nevi bölünmüş adanın mağdur taraflarından Kıbrıslı Türkler de bir şekilde hatırlanmaya çalışılıyor.

Bu kapsamda, dün Rum Yönetimi Cumhurbaşkanlığı Sarayı’nda, Dimitris Hristofyas ile biraraya geldik. Kıbrıs Türk basınına yönelik basın toplantısı başlığı altında yapılan davete genel olarak katılım çok yoğun olmayınca, basın toplantısı da samimi bir sohbet ortamına dönüştü.

Samimi ve  profesyonel bir altyapıyla karşıladı, Hristofyas bizi. Anında Türkçe tercümeyle herkese ana dilinde konuşma rahatlığı sunuldu.

Yeni dönemde aday olmayacak ve Kıbrıs sorununu da çözememiş liderlerden biri olarak Hristofyas Kıbrıs’ın tamamı için çalışmaya devam edeceği mesajını verirken, özellikle Türkiye’ye doğrudan gönderme yapıyor.

Liderlerin toplumlarla ilişki kurmaları, onlara doğrudan mesaj vermeleri son derece önemli. Keşke bu örnekler çoğaltılsa ve karşılıklı olarak da yaygın şekilde yapılsa...

Rahatlıkla Eroğlu da Kuzey’de aynı şeyi yapabilir, Kıbrıs Rum topluma mesaj verip gazetecilerin sorularını yanıtlayabilir.

Hristofyas’ın ilk mesajı, 15 Temmuz darbesi ve 20 Temmuz müdahalesinin Kıbrıslılara öğretmesi gereken önemli dersler içerdiğiydi. Buradan ders çıkarılarak Kıbrıs’ta bir an önce federasyon temelinde bir çözüme ulaşılması gerekliliğine vurgu yaptı.

Açıktır ki milliyetçilik bu adada çok can yaktı. Bir taraftan çözümsüzlüğü beslerken bir taraftan da çözümsüzlüğün nedenlerinden birine dönüştü.

Yazık ki, milliyetçilik karşıtı politikaların temsilcileri bile kendilerini bu kıskaçtan kurtarıp daha cesur olamadılar.

Hristofyas kendi Cumhurbaşkanlığı sürecinde çözüm konusunda üzerine düşeni yaptığını söylüyor. Hatta kendi toplumu içinden gelen bütün ağır eleştirilere rağmen açılım yaptığını anlatıyor.

“Talat ile görüşmeye devam edebilseydik, bugün bir çözüme ulaşabilirdik” diyor. Ama Talat’ın tekrar seçilmemesinin sebebinin kendisini toplumdan koparması ve toplumsal ilişkilerde daha popüler olan Eroğlu’nun avantaj sağlaması olarak anlatıyor.

Bununla birlikte “açık olalım” diyerek, dönemin CTP hükümetinin de yıpranmışlığının payı olduğuna işaret ediyor.

Hristofyas, Kıbrıs sorununun çözümsüzlük sorumluluğunu Türkiye’ye yüklüyor. Türkiye’deki AK Parti’nin çözümü destekler politikalarının önceleri kendilerini umutlandırdığını söylerken sonradan güçlü olanın hükmetmesi şekline dönüştürülen siyasetin çözümsüzlüğün temel nedeni olduğuna işaret ediyor.

Son 2 yıldır Kıbrıs Cumhuriyeti ile ilgili olarak “onlar kabile devleti bile olamaz” ya da “yarım devlet” açıklamalarını ise “ortaçağı hatırlatan açıklamalar” olarak nitelendiriyor.

Ve Erdoğan ile Gül’e bir mesaj gönderiyor;

“Sadece Türk halkı için değil, bütün Avrupa ve bölge ülkeleri için yenlikçi, çağdaş olarak tarihe geçebilirler” diyor.

Ve Erdoğan siyasetini tarihe havale ediyor...

Kıbrıs sorunu Hristofyas’ın açıklamalarıyla, “süreç resmen sona erdi denilmesin diye teknik komitelere havale edildi” ama adanın her iki tarafında da bu sürecin canlanması için Türkiye işaret ediliyor.

Şüphesiz ki bu doğru bir tespit içermekle birlikte, aslında adanın tamamının çözüm konusunda ne kadar edilgen olduğu gerçekliğini de ortaya çıkarıyor.

Bütün bunların yanında, Hristofyas’ın özellikle Türkiye’den adaya nüfus taşınması ve mülkiyet konusunda özellikle Türkiyeli yatırımcılarla göçmenlere tapu verilmesinden rahatsızlığını da dile getiriyor.

“Güney’den Kuzey’e geçen Kıbrıslı Türkler’in yaşayacak bir yere, işleyecek bir toprağa ihtiyacı vardı. Bu konuşularak çözülebilecek bir durumdur” derken, aynı durumun Türkiye’den gelenler için geçerli olmadığına işaret ediyor.

Ve belki de ilk kez bu kadar açıklıkla Kıbrıslı Türkleri mülkiyet sorunundan ayırıp, Türkiye’nin sorumluluğunu ön plana çıkarıyor.

“Biz Kıbrıslı Türkler’in Rum mallarına yerleşmesini anlıyoruz, kabul ediyoruz” diyor, bir anlamda.

Belli ki çözümsüzlük ve küresel ekonomik kriz karşısında Türkiye’nin yükselen ve daha da yükselme potansiyeli taşıyan gücünün buralarda neler yapabileceği Rum yönetimince de analiz ediliyor.

Bu endişe sadece çözümsüzlük sonucundan değil, aynı zamanda günün birinde Türkiye ile masada tek başına ve çok daha zayıf kalınabileceğinden de kaynaklanıyor.

Hristofyas’ın CTP ile ilgili eleştirileri ise, CTP’nin AKEL ile ilgili eleştirileriyle benzeşiyor.

Oysa bizim bu sorunu çözmek için endişeden ve eleştiriden daha fazlasına ihtiyacımız var.

Ezber bozmaya ve aslında bugünlerde her iki tarafta da çokça eleştirilen Erdoğan siyasetinin sahneye ilk çıktığı günlerde gösterdiği cesarete sahip olmaya ihtiyacımız var.

Ya da birilerinin buradaki sorunu gün gelip çözmeye karar vermesine....

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Bu haber toplam 915 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Haberler