1. HABERLER

  2. ARŞİV

  3. HRİSTOFYAS’A ZORUNLU BİR CEVAP
HRİSTOFYAS’A ZORUNLU BİR CEVAP

HRİSTOFYAS’A ZORUNLU BİR CEVAP

2. Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Kıbrıslı Rum Lider Hristofyas’a kendi internet sitesinden yanıt verdi. İşte Talat’ın Hristofyas’a yanıtı; HRİSTOFYAS’A ZORUNLU BİR CEVAP Hristofyas’ın Kıbrıs Gazetesinde yayınlanan söyleş

A+A-

 

2. Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Kıbrıslı Rum Lider Hristofyas’a kendi internet sitesinden yanıt verdi.

İşte Talat’ın Hristofyas’a yanıtı;

 

HRİSTOFYAS’A ZORUNLU BİR CEVAP

 

Hristofyas’ın Kıbrıs Gazetesinde yayınlanan söyleşisini okudum. İçeriği bence önemliydi. Tarihe yanlış düşmemesi için kısaca yanıt vermeliyim diye düşündüm…

Her zaman dile getirdiğim bir düşüncem var.

Kıbrıs Rum siyaseti “ilke” nedir bilmez. Tam da o Demirelvari yaklaşım sanki de Kıbrıs Rum politikası için söylenmiştir: Dün dündür, bugün de bugün… Bu siyaset öylesine bir yerleşmiştir ki adeta hiç kimse bundan arınmış değildir. Hatta Kıbrıs Rum halkından görüştüğüm kişiler de bu durumu böyle görürler ve üstelik bu da onlar için son derece normaldir… Aslında belki de –maalesef- siyaset böyle bir şeydir de Rum tarafındaki herhalde katmerlisidir.

Daha önemlisi ise, yine maalesef, Hristofyas ve AKEL de bundan nasiplerini almışlardır. Hele Hristofyas’ın söyleşisini okuyunca parmaklarımı ısırmaktan kendimi alamadım. Eğer söyleşiyi yapan gazeteci yanlış anlamamışsa ‘yavuz hırsızlığın böylesi görülmedi’ diyebilirim.

Bu arada üslubumla ilgili bir açıklama yapma ihtiyacı hissediyorum. Ben genelde ‘köre kör’, ‘şaşıya da şaşı’ demem, diyemem. Terbiyem beni daha az rencide edici olmaya iter. Hristofyas’ın iddialarını ele alırken bu özelliğimi de lütfen göz önüne alın.

Bakın, Kıbrıs Gazetesinde yayınlandığı şekliyle söyleşide ne var: “Hristofyas “Talat, CTP’nin yıpranmadığı ve yıpratmadığı konusunda, ayrıca Sayın Erdoğan’ın desteğiyle yeniden seçileceği konusunda kendi kendini kandırdı” diye konuştu.”

Şimdi, yani, bu kadarı da olmaz… Ben, Erdoğan’ın desteği ile seçileceğimi asla söylemedim. Tersine bunu söyleyen Hristofyas’ın bizzat kendisiydi. Ben, eğer anlaşmayı tamamlayamazsak, hayal kırıklığı içindeki Kıbrıslı Türklerin beni seçmeyeceğini ve çözüm macerasının burada biteceğini, onun için elimizi çabuk tutmamızın şart olduğunu her anlattığımda Hristofyas, ‘merak etme, Erdoğan’ın desteği ile kesin olarak seçilirsin’ diyordu. Kendisine bunun gerçek olmadığını, böyle bir destek olsa bile, hayal kırıklığı yaşayan halkın mensubu olduğu asli siyasi çizgiye döneceğini, benim misyonumun çözüm olduğunu ve yaşadığımız durumun bu misyonla bağdaşmasının zor olduğunu defalarca anlattım… Benim ona söylediklerimi böylesine ters yüz etmek, edebilmek nasıl bir şeydir ben anlayamam. Gerçekten hayretler içindeyim… Gerçekler nasıl bu kadar tahrif edilebilir, inanamıyorum…

Devam edelim. CTP’nin yıprandığını ve bunun da beni etkileyeceğini bilmediğimi söylemesi de tuhaf. Tersine bunun böyle olduğunu, benim partiler üstü duruşuma rağmen hükümetten etkileneceğimi, bu nedenle elimizi çabuk tutmamız gerektiğini defalarca anlattım. Milletvekilliği seçiminden sonra UBP hükümetinin kurulmasıyla durumun daha da acil hale geldiğini anlata anlata dilimde tüy bitti. O da bunu kabul etmekle birlikte hızlanmaya karşı çıkıyordu; ancak, benim bunu kavrayamadığımı iddia etmesi garip…

Söyleşi devam ediyor: “Hristofyas, “Cumhurbaşkanlığı” süresince Kıbrıs sorununun çözümü için mümkün olan her şeyi yaptığını da dile getirirken, “iki toplumun da ihtiyaçlarına yanıt verecek çözüm için uğraştık” ifadesini kullandı.

Mehmet Ali Talat ile zaman zaman görüş birliğine vardıklarını, zaman zaman görüş ayrılığına düştüklerini kaydeden Hristofyas, “Talat ile devam edebilsek ve Türkiye de istemiş olsaydı sanırım çözüme ulaşabilirdik” dedi.”

Hazırlamış olduğumuz otuzun üstündeki mutabakat kağıdının geniş bir özetini, BM Genel Sekreterinin Kıbrıs’a gelmiş olmasına karşın, ortak olarak açıklamaktan kaçınan birisinin çözüm için mümkün olan her şeyi yaptığına inanabilir misiniz? Anlaştıklarımızı açıklamaktan bile korkan birisi nasıl “her şeyi” yapmış olabilir? Müzakerelerimiz boyunca sadece Kıbrıs Rum halkının tepkilerini hesaplayan bir lider Kıbrıs sorununu çözebilir mi?

Devam edelim: “Özker Özgür lider iken CTP sol politikalar uygulardı. Gerekli olduğu yerde Türkiye ile karşı karşıya gelen politikalardı. Mehmet Ali Talat seçildi, başka politikalar, bugün de başka politikalar uygulandı. Hayal kırıklığı içerisindeyim. Dönem dönem bazı güçlükler yaşandığını anlayabilirim. İlkeli bir partiysen, ilkelisin…”

Vay ki ne vay!.. CTP’nin tarihi boyunca, hükümet dönemi de dahil, dik duruşu, Hristofyas’ın çarpıtabileceği bir vakıa değildir. Türkiye’nin Kıbrıslı Türklerin çıkarlarıyla bağdaşmayan politikalar güttüğü dönemlerde CTP, bu gerçekleri söylemekten ve karşı durmaktan asla geri durmadı. Hükümetlerde bulunduğu dönemlerde toplantılarda ve uygulamalarda; bunun mümkün olmadığı muhalefet dönemlerinde ise açıkça, basın önünde kavga verdi. Ve bunu her dönemde yaptı… Bu konuda CTP’nin Hristofyas’tan eleştiri duymaya tahammülü yoktur. “Dinime söven, dindar (aslında Müslüman-MAT) olsa” derler. Hristofyas ve AKEL ilkeliymiş! CTP ilkesizmiş!.. Peki, şimdi de ilkelere bakalım.

BM Bütünlüklü Çözüm Planı (Annan Planı), yani barış, kimin tarafından kabul edildi, kimin tarafından reddedildi?.. İlkelere bağlı (!) AKEL’in reddettiği Annan Planı, hangi ilkelere aykırıydı? Kıbrıslı Türklerin cendereden çıkıp dünyalı olması mı ilkelere aykırıydı? İki halkın siyasi eşitliği mi aykırıydı? Yönetimin Kıbrıslı Türklerle ortak olması mı aykırıydı? Ne vardı AKEL’in o “kutsal” ilkelerine aykırı?.. İlkelerine aykırı olsaydı Hristofyas aday olmaya karar verene kadar Annan Planında yapılacak ufak değişiklikleri saptamak için neden CTP ile görüşmeler yürütmüşlerdi?

Burgenstock’ta Annan Planının müzakerelerinin tamamlanması üzerine kendisine AKEL’in ne yapacağını sorduğumda, bana, “ise bellos, of course yes” dedikten sonra AKEL politbürosundan çıkan destek kararının onaylanacağı AKEL merkez komitesi toplantısında havanın tersine dönmesinin nedenlerini herhalde bir gün birileri açıklayacaktır. Böylece Hristofyas’ın ve AKEL’in bağlı olduğu ilkeleri biz de dünya da anlayacağız…

Peki, CTP ne yaptı? Tarihi boyunca, tüm parti liderlerinin görev dönemlerinde, barış için çalışmaktan asla geri durmadı. Her türlü baskıya ve karalamaya rağmen bunu yaptı. Ayrıca Annan Planının oylamasında bunu ete kemiğe büründürdü. Var gücüyle sonucun olumlu olması için çalıştı ve başardı…

Tekrar AKEL’in tutumuna dönersek; sıkıyı görünce, sadece üç buçuk yıl daha hükümette kalma uğruna yan çizmekten hicap duymadı… Ve çözümsüzlüğü çimentolaştırdı!..

Şimdi ise ilkelerden bahsediyor ve CTP’nin ilkelere uymadığını söylüyor… Unutmadan şunu da hatırlatmak lazım. Güneyde Papadopulos ve bilumum şovenistlerle birlikte AKEL barışa karşı çıkarken, kuzeyde de başta Denktaş ve Eroğlu olmak üzere tüm şovenistler aynı yoldaydılar…

Şimdi, gazetenin başlığını oluşturan konuya gelecek olursak: “Talat’ın seçim kaybetmesinin, CTP’nin politika değişikliğinden kaynaklandığını iddia eden Hristofyas “alınan sonucun sorumlusu CTP’dir” dedi.” Bu noktada, Talat’ın seçim kaybetmesinin nedeni Hristofyas’tır, onun ayak sürüyen, çözüm işini ağırdan alan ve böylece Kıbrıs Türk halkının umutlarının kırılmasına yol açan tutumudur, demek aslında biraz da maksadı aşan bir değerlendirme olur. Çünkü Hristofyas’ın Talat’ı seçtirme gibi bir gailesinin olmasını kimse bekleyemez. Nasıl olsa onun ilkeleri (!) var… Ama hiç olmazsa şu hususun ona hatırlatılması lazım: Hristofyas “abdest almadan” Talat ve CTP hakkında konuşmamalı…

Ve sonuç olarak; seçimi kaybetme pahasına çözüm için çalışma tekliflerime hiçbir şekilde rağbet etmeyen Hristofyas, bakın bugün aday bile olamıyor. Demek ki korkunun ecele faydası yok… Ben o nedenle hiç korkmadım! Çünkü gerçekten korkunun ecele faydası yok… Öleceksen öleceksin. Ama gerçekten ilkelere bağlı kalarak. Barış için…

ZORUNLU BİR AÇIKLAMA

Ancak her şeye rağmen, Kıbrıs sorununu çözmek istiyorsak, bu sorunu, elbette Kıbrıslı Rumlarla ve onların liderleriyle çözeceğiz. Ve bu bağlamda Hristofyas doğru liderlerden birisiydi. Fakat ne yazık ki cesaretini toplayamadı. Müzakereleri ağırdan da olsa götürdük. Zamanımız olsaydı belki de gerçekten barışa giden yolu döşerdik… Ama her şey zamanında yapılırsa işe yarar. Zamanı kaçırırsanız, olaylar durup sizi beklemez… Bakın bugün süreç tıkandı ve görüşmeler bitti…

Artık başka bahara…

Ama mutlaka…

 

 

 

 

 

 

Bu haber toplam 1126 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Haberler