1. HABERLER

  2. ARŞİV

  3. 'HRİSTOFYAS AÇILIMI..'
HRİSTOFYAS AÇILIMI..

'HRİSTOFYAS AÇILIMI..'

Kıbrıs Rum Yönetimi’nin liderinden al-ver önerileri: Türkiye Maraş’ı ve limanlarını açsın biz de AB dönem başkanlığımız sırasında vetolarımızı kaldırarak birden çok müzakere başlığını açalım ve Mağusa limanından dış ticareti mümkün kılalım

A+A-

 

 

 

Kıbrıs Rum Yönetimi’nin liderinden al-ver önerileri: Türkiye Maraş’ı ve limanlarını açsın biz de AB dönem başkanlığımız sırasında vetolarımızı kaldırarak birden çok müzakere başlığını açalım ve  Mağusa limanından dış ticareti mümkün kılalım

 

Kadri Gürsel

 

Rum lider Dimitris Hristofyas,  Kıbrıs Rum Yönetimi’nin temmuzdan itibaren AB Dönem Başkanlığı’nı üstlenecek olması nedeniyle Türkiye ve AB arasında yaratılan muhtemel bir kriz beklentisi ortamında, Lefkoşa’nın güneyindeki Başkanlık Sarayı’nda ağırladığı bir grup Türk gazetecisinin sorularını cevaplandırdı.

Hristofyas, Türkiye’nin AB’ye üyelik süreci ve Kıbrıs’a çözüm müzakerelerinde yaşanan tıkanıklıkların aşılması amacıyla bir dizi öneri getirdi.

Bunların yanı sıra Hristofyas, KKTC Cumhurbaşkanı Derviş Eroğlu ve eski Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat’la sürdürdüğü müzakereler hakkındaki görüşlerini paylaştı; Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ve AKP iktidarına dair düşüncelerindeki olumsuz yöndeki değişimi anlattı.

Hristofyas, güneydeki devlet başkanlığı seçiminden önce kalan 8 aylık sürede Kıbrıs müzakerelerinde olumlu somut gelişmeler meydana gelmesi halinde adaylığını koymaya hazır olduğunu da söyledi.

Hristofyas’la yaklaşık iki saat süren görüşmeden ana başlıklar şöyle:

 

MARAŞ VE LİMANLARA KARŞILIK, MAĞUSA VE VETOLU BAŞLIKLAR

“Yine inisiyatif üstlenmiş durumdayım. Türkiye’ye sadece bir değil, bazı başlıkların buzluktan çıkarılmasını önerme niyetindeyim. Ama bunun bir al-ver süreciyle ilgili olması gerekir.

Mağusa ile ilgilidir bu öneri. Üç ayaklıdır. Kıbrıslı Türklerin izolasyondan şikâyetleri var. Mağusa limanı Kıbrıslı Türkler için açılsın, BM şemsiyesi altında ülkemizin tüm vatandaşları dış dünya ile ticaret yapabilsin. İkinci ayağı Mağusa’nın kapalı bölgesi Maraş’la ilgili. BM Güvenlik Konseyi’nin de 1984’te almış olduğu kararla açılması öneriliyor. Kapalı kent açılsın. Bu büyük bir proje demektir. Kıbrıslı Türkler ve Kıbrıslı Rumlar için yıllar sürecek bir proje demektir. Yıllar sürecek istihdam yaratılması, ticari ilişkilerin gelişmesi demektir.

Türkiye ile ilgili ne olacak? Belli başlıkların açılması, sadece bir başlık değil. Bu kabul edilirse bütün istikametlerde ivme kazandıracak, Kıbrıs çözümünde ivme yaratacak, barış umudunu canlandıracaktır. Sadece Kıbrıslı Türklerde değil Kıbrıslı Rumlarda da ilerleme umudu yaratacaktır.

Biz Türkiye’ye AB sürecinde engel olmayı istemiyoruz. Çünkü bunun bizim de çıkarımıza olmadığını biliyoruz. Tam üyelik için AB ilke ve değerleriyle uyum sağlanmalı. Örneğin Ankara Protokolü’nün uygulanması, limanların açılması demek... Bugün Kıbrıs Havayolları büyük kayba uğruyor. Erivan’a ulaşmak için 6 saat uçuyor. Neredeyse Orta Avrupa hava sahasına kadar kat etmek zorunda kalıyoruz. İki buçuk, üç saatlik bir yol 6 saatte gidilebiliyor. Moskova’ya giderken aynı durum var. Türk hava sahasından geçmeden uçmak için büyük ekonomik bedel ödüyor. Hem Kıbrıslı Türklere hem Kıbrıslı Rumlara yazık... Bütün bunlar çözülmeli ama tek yanlı olmaz.

 

YENİDEN ADAY OLMAYA VE ÇÖZÜME HAZIRIM

“Biz ilerleme sağlama arzusundayız ama ne yazık ki buna uzağız. Ben Derviş’e diyorum ki, ‘Gel çözüm yönünde ilerleme kaydedelim’. Derinlemesine ilerlemelerle çözüm menziline girilmesi halinde, yeniden aday olmaya hazırım.

Fakat Eroğlu’nun açıklamaları sürekli Hristofyas’ı suçlayıcı nitelikte. Londra’da da İzmir’de de aynı şeyi yaptı. Rumlar bizi iki ayrı devlete zorluyor diyor. İki bölgeli, iki toplumlu federal çözüme hazır olduğumuz ortadadır. Bunu Downer’a da söyledik ama Eroğlu ile görüştükten sonra gelip Kıbrıslı Türkler hazır değilmiş dedi. Önce bürokratlar görüşsün dedik. Sonra bakıyoruz, (KKTC Cumhurbaşkanı Derviş Eroğlu’nun müzakereler için atadığı özel temsilci) Kudret Özersay istifa etmiş.”

Ben son ana kadar hazırım. Çözüm için hazırım. Çözüme yaklaşmamız hayatımın en mutlu günü olacaktır. Şu anda hayatımın en üzüntülü dönemini geçiriyorum. Çünkü çok zorluklar, acılar çektiğim bir dönemden geçtim. Elbette ki mazoşist değilim. Tek başıma çözümü sağlayamam. Diğer tarafı yani Ankara’yı kastediyorum çünkü talimatlar Ankara’dan geliyor.”

 

PETROL VE DOĞALGAZ BİRLİKTE DEĞERLENDİRİLSİN

“Öncelikle mesajım şu: Bakın biz askeri olarak ne kadar zayıf olursak olalım, çağdaş dünyada kabadayılık sonuç vermiyor. Ganbot politikası yerine diyalog politikası çağdaş dünyada gündeme gelmektedir. Arzum, niyetim barış ve işbirliği olduğu için geçen yıl BM Genel Kurulu kürsüsünde de şunu dile getirdim. Hidrokarbon kaynaklarının birlikte değerlendirilmesinden memnuniyet duyacağımızı dile getirdim. Doğa bu ülkeye önemli bir zenginlik bahşetti. Bu bir nimettir. Olumlu değerlendirilirse Kıbrıs, halkların barış buluşmalarının yeri olabilir. Ama kimileri, bölgemizin zenginliklerinin değerlendirilmesi konusunda aynı barış ve işbirliği anlayışı içinde hareket etmiyor. Kıbrıslı dostlarla bunu çözebiliriz. Talat ve Eroğlu ile de bu zenginliklerin nasıl paylaşılacağına dair zaten hemfikir olmuş durumdayız. Bilmiyorum, bunda da mı fikir değiştirilecek? Daha fazla söylemek istemiyoruz zira hedef oluyorum. Hidrokarbon yataklarının değerlendirilmesinden Türkiye de faydalanacak, çözümden Türkiye de kazançlı çıkacaktır. Münhasır ekonomik bölgenin diğer parsellerinde de hidrokarbon yatakları var. Türkiye çok önemli bir geçiş noktasında Avrupa’ya. Ama Türkiye zorla geçiş noktası olamaz. Bu işbirliği ve barışla olur.

 

İSRAİL’LE İŞBİRLİĞİ

Bizim İsrail ile işbirliğimizin Türkiye-İsrail zıtlaşması ile hiçbir ilişkisi yok. İsrail tarafından ortak depolar kurulması önerisi gelmişti. Biz Türkiye ile gerilimi düşürmek için bunu yapmıyoruz. Önümüzdeki dönemde bu tür işbirliklerini Türkiye ile de yaparız diye diliyoruz. İsrail ile ilişkilerin Türkiye’ye karşı rövanşizmle ilgisi yok. Filistin devleti kurulduğunda da münhasır ekonomik bölge anlaşması imzalayacağız. Bunu Mısır’la imzaladık zaten. Suriye ile de tam imzalayacaktık ki, Türkiye o zamanki iyi ilişkilerini kullanarak engel oldu. Bundan sonra ne olur bilmem. İşgalci ülkeye başımızda sakin dursun diye ben bir takım haklar veremem. Sorunu çözelim, doğal kaynakları paylaşımı zaten merkezi federal hükümetin yetkisinde olacak. Böyle anlaşmıştık. Ama merkezi hükümetin Rumlara ait olacağı izlenimi oluşturuldu. Oysa biz Talat’la belirli noktaları oluşturduk, emniyet sübapları koyduk. Örneğin Senato’nun karar alması için belli sayıda Türk’ün de evet demesi gerekiyor. Bakanlar Kurulu kararlarının mutabakatla alınmasında da anlaştık. İnat kimseye sonuç vermez.”

Hidrokarbon yataklarının değerlendirilmesinden Türkiye de faydalanacak, çözümden Türkiye de kazançlı çıkacaktır.

 

“EVİM BİR KIBRISLI TÜRK’ÜN OLSUN, YETER Kİ BİRLEŞELİM”

Söyleşinin sonuna doğru Hristofyas’a 2003’te barikatlar açılınca neler hissettiği soruldu. Aşağıdaki cevabı verirken duygulanan Hristofyas’ın gözleri doldu.

“Barikatlar açılınca ortak vatanımızda dostlarımızla kardeşlerimizle buluştuk. Mehmet Ali’nin seçilmesi çok iyiydi. Ben her şeyi güzel yaptım demiyorum ama hiç birisini art niyetle yapmış değilim. Ben köyüm Dikomo’ya (1974’ten sonraki adıyla Dikmen) gittiğimde çok duygulandım. 15 Temmuz darbesine kadar, darbe gününe kadar oradaydım. Orada doğmuş, büyümüş, siyasallaşmıştım.

Varsın benim evim bir Kıbrıslı Türk’ün olsun ama yeter ki yeniden birleşelim.

Kıbrıslı Türkler kapı açılınca, gelin evlerinizi görün dediler, bir kahvemizi için diye karşıladılar. Çok duygulandırıcıydı.

Daha önce köyüme gitmek istemiştim. Ama askeri bölge olduğundan izin vermemişlerdi. Sonra Özker Özgür da Mustafa Akıncı da ‘Bırakın köyünü ziyaret etsin’ diye talep ettiler. Ama her seferinde cevap olumsuz olmuştu. Sonradan öğrendik ki askeri bölge olduğu içinmiş.”

 

 

 TÜRKİYE ÇIKMAZA SAPLADI

Hristofyas, Başbakan Erdoğan hakkındaki görüşlerinin zamanla olumludan olumsuza dönüştüğünü söylüyor

Hristofyas’ın Başbakan Erdoğan hakkındaki artık olumsuza dönüşmüş olan görüş ve düşüncelerini aşağıdaki gibi derledik: “Tüm çözüm çabaları sürecinde Türkiye’den kaynaklanan bir çelişki söz konusuydu. Başlangıçta Mehmet Ali’ye destekliyorlardı. Bilmiyorum acaba bir noktada Ankara’yı dinlemezlik mi etti, yoksa Ankara Mehmet Ali’yi yalnız mı bıraktı? Çünkü bazı ortak tezlerimiz Ankara ile örtüşmeyen tezlerdi. Kıbrıs Türk toplumunun siyasi çizgisine Denktaş’ın liderliği altında olduğu dönemden bakıldığında ki Denktaş Türkiye içinde de çok güçlü ve etkili bir isimdi, Demirel’in cumhurbaşkanı iken Denktaş’ı kahraman ilan etmesi tesadüf değildi. Sayın Gül ve Sayın Erdoğan iktidara geldikten sonra Denktaş’ı bir kenara ittiler ve sorunun çözümünden yana tavır koydular. Çağdaş bir parti olduklarını beyan ettiler ve Mehmet Ali’yi desteklediklerini söylediler. Bilmiyorum fazla mı süratli anlaştığımızı düşündüler? Çünkü Mehmet Ali’yi desteklemediler. Mehmet Ali, Erdoğan’ın desteğine sahip olduğunu ve seçimleri kazanacağını düşünüyordu.

 

AKP, MEHMET ALİ’Yİ TERK ETTİ

Ne yazık ki, AK Parti liderliği Mehmet Ali’yi terk etti.

Gerçekten çok üzgünüm. Çıkmaza Türk hükümetinin ve Kıbrıs Türk kesiminin tutumu yüzünden saplandık. Erdoğan hükümetinin çağdaş bir hükümet olmasını bekliyorduk. Ama Türkiye içinde insan haklarını ihlal eden tutumlar benimsendiğini, İslamcı bir çizgiye büründüğünü görüyoruz. İnsanların, ister Türk, ister Kürt olsun insan haklarının çiğnenerek hapsedildiğini görüyoruz. Görünen o ki yanılmışım. Ben kendi kendimizi kandırdık diye düşünüyorum. Erdoğan’ın çağdaş bir tutum içinde olmasını bekliyorduk.

 

AVRUPA AİLESİNE UYGUN POLİTİKALAR DEĞİL

Erdoğan ile uluslararası toplantılarda karşılaştığımızda zaman zaman selamlaşıyorduk. Erdoğan’dan şunu talep ettim: “Gelin görüşelim, Bu Türkiye’nin de Kıbrıslı Türklerin de lehine olacak” dedim.

Hidrokarbon yatakları bulunmuştur, bu her iki toplumun da yararına olacak. Buna karşılık ‘Biz sizi tanımıyoruz’ diyorlar. Bunlar çağdaş ve ilerici yaklaşımlar değil. Bunların Avrupa ailesine uygun politikalar olduğunu kimse söyleyemez.

 

TAM ÜYELİKTEN YANAYIZ

Biz Türkiye’nin AB’ye tam üyeliğinden yanayız. Ama onlar AB’ye giriş talebini başka politikalar için mi kullanıyorlar? Eğer böyleyse büyük yanlış olur. Geçici politikalar peşinden koşulmamalı. Bugün madem kendi ifadesiyle Arap Baharı’nın lideri olarak tanınıyor Erdoğan, o zaman barışçı politikalar izlemeli ve keyfi uygulamalara yönelerek Kıbrıslı Türkler üzerinden dayatmalarda bulunmaması gerekirdi.

 

HRİSTOFYAS FIRSATINI KULLANAMIYOR

Erdoğan, Rum tarafında Hristofyas’ın bulunması fırsatını kullanmamaktadır. Benden sonra kimin geleceğini, hangi politikaların uygulanacağını ben bilemem. Ama Türkiye’nin B Planı, iki ayrı devlette yaşama önerileri, ne uluslararası toplum, ne AB, ne de Kıbrıslı Rumlar tarafından kabul edilebilir.

Bilmiyorum, Sayın Erdoğan, Kıbrıs’ı Anadolu’nun uzantısı gibi gören generallerden farklı hareket edip, onlardan farklı bir şey yapacak mı? Generaller bir köşeye sıkışmış görünüyor. Bu Türkiye halkının lehinedir. Ama Kıbrıs’ta yaşananların bedelini Kıbrıslı Türkler ve Kıbrıslı Rumlar ödüyor.

 

SÜREKLİ SIRTINI DÖNDÜ

Sayın Erdoğan’dan hayal kırıklığına uğradık. Farklı mesajlarla yola çıktı, farklı politikalar uyguladı. Biz Sayın Erdoğan’ın çağdaş, barış yönünde hareket eden bir lider olarak anahtar rol oynamasını bekliyorduk. Ama AKP liderliğinde Türkiye’nin geriye gidişi Türkiye’nin bu rolü oynamasına da engel olacaktır.

Bu politikalar Kıbrıs Türk toplumunun da lehine değil. Kendisine yolladığım mesajlarda da bunu söyledim. 2008’deki BM Genel Kurulu sırasında ayaküstü konuşmuştuk. 10 dakika konuştuk. Türkiye heyetinden birisi Talat ile müzakerelerin nasıl gittiğini sordu. O dönemde çok tatlı konuşuyorlardı. ‘Beni gayriresmi olarak kabul edin’ dedim, ‘Çözüme dair bir vizyonum, rüyam var’ dedim. Kendisi ‘Seninle görüşemeyiz, biz sizi tanımıyoruz’ dedi. Buluşmamız için bunun Yunanistan’ı da içerecek şekilde dörtlü olması gerektiğini söyledi. Aynı mesajları ortak dostlarımla da yollamaya uğraştım. ‘Bizi tanımanızı talep etmiyoruz’ dedim. Ama gene reddetti.

 

ÖNÜNDE DİZ ÇÖKECEK HALİM YOK

Mahmut Abbas BM’de resepsiyon düzenlemişti. Ben de katıldım. Erdoğan da geldiler. Dikkatle yakınımızda olmaktan kaçındı, sürekli sırtını döndü. Ben de ne diyeyim, ‘Sağlık olsun’ dedim. Önünde diz çöküp rica edecek halim yok. Kıbrıs bağımsız bir devlet... BM üyesi bağımsız devletlerin liderleri nasıl bir saygıya layıksa, Kıbrıs Cumhurbaşkanı da layıktır.

Telefon ahizesinin ucunda sürekli beklemekteyim. Ne zaman Türkiye liderliği isterse hazırım. Benim farklı bir inadım var. Ben sabırla beklerim.”

 

 

 

 

 

Bu haber toplam 668 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Haberler