1. HABERLER

  2. ARŞİV

  3. Hizmet Siyaseti, Tüketici Yurttaş ve Statükoculuk
Hizmet Siyaseti, Tüketici Yurttaş ve Statükoculuk

Hizmet Siyaseti, Tüketici Yurttaş ve Statükoculuk

Mustafa Öngün: Tufan Erhürman geçen haftaki GaiLe yazısında son zamanlarda popüler bir konu haline gelen siyasetteki yozlaşmayla ilgili bazı önemli tespitlerde bulundu

A+A-

 

 

Mustafa Öngün

m.ongun85@gmail.com

 

Tufan Erhürman geçen haftaki GaiLe yazısında son zamanlarda popüler bir konu haline gelen siyasetteki yozlaşmayla ilgili bazı önemli tespitlerde bulundu. Erhürman, siyasi partilerin yozlaşmasındaki önemli sebeplerden birini, ideoloji veya ideal temelli siyaset üretmekten uzaklaşmaları olarak ortaya koydu. Buradan hareketle Erhürman, yeni bir siyasetçi ve yurttaş anlayışının da ortaya çıktığını savundu. Yeni siyasetçi için ilkeler veya ideolojiler ancak ve ancak ikincil öneme sahip olan unsurlar olduğunu ve birincil öneme sahip olan öğenin seçimleri kazanmak olduğu tespitinde bulundu. Erhürman böyle bir siyaset anlayışı içinde ilkelerden vazgeçmenin gayet normal olduğunun da altını çizdi. Buna ek olarak, bu türden bir siyaset/siyasetçi anlayışı içerisinde yurttaş için önemli olanın “ortak iyi” değil, bireysel çıkarların tatmini olduğunu da vurguladı. Erhürman, son zamanlarda dillerden düşürülmeyen siyasi kirlenme söyleminin, bu türden bir siyaset, siyasetçi ve yurttaş bilinçliliği sonucunda oluştuğu sonucuna vardı. Yazının akıcılığını sağlamak için Erhürman’ın bu tespitine ideolojisiz siyaset-siyasetçi-yurttaş üçlemesi diyebiliriz.

Bu yazıda, Erhürman’ın bu tespitine tamamen katılarak, önemli olduğunu düşündüğüm bir ekleme yapma niyetindeyim. İdeolojisiz siyaset-siyasetçi-yurttaş üçlemesinin sonucunda, politikanın, kirlenmeyle birlikte yeniliğe kapalı ve statükocu bir yapıya da büründüğünü iddia edeceğim. Dahası, Kıbrıs’taki solun da bu statükoculuktan nasibini alması, Erhürman’ın tespit ettiği ideolojisiz veya ilkesiz siyaset-siyasetçi-yurttaş üçlemesinin bir ürünü olarak görülebileceğini anlatmaya çalışacağım.

İdeolojik Siyasetten Hizmet Siyasetine Geçiş

Marx’ın bilindik bir sözünü anımsayarak başlamak sanırım yerinde olacaktır. Bildiğimiz gibi Marx, Feuerbach üzerine Tezlerinde “filozoflar dünyayı çeşitli biçimlerde yorumladılar, oysa mesela dünyayı değiştirmektir” demişti. Bu bilindik ifade bir anlamda felsefecilere yeterince politik olmadıklarını anımsatıp, felsefeyi siyasileşmeye davet etmektedir. Alıntının bu yazı ile ilgili olan kısmına gelecek olursak, Marx burada siyasi olmayı, dünyayı belli ilkeler ve değerler (yani komünist ilkeler) doğrultusunda değiştirmek olarak kurgulamaktadır. Bu kurguda siyasi etkinliğin özü ilkeler doğrultusunda örgütlenmek ve dünyayı değiştirmektir. Seçim kazanmak veya en geniş anlamıyla iktidar oluşturmak amacın kendisi değildir ve olamaz. Amaç, ideallerin hayat bulmasıdır. İdeolojiye dayalı siyasette iktidar, var olan dünyayı değiştirdiği ölçüde başarılıdır. Yani iktidar olmak kendi başına bir başarı değildir ve olamaz. Burada vurgulamaya çalıştığım nokta, Marx’ın (ve onun gibi birçoklarının) siyaset anlayışına göre, iktidarın meşruluğunu ideolojilerin, ilkelerin ve ideallerim oluşturduğudur. Daha basit bir şekilde söyleyecek olursak, “neden iktidardasın?” sorusu, Marx’ın ve daha birçoklarının siyaset anlayışına göre, “iktidarım, çünkü toplumu belli ilkeler çerçevesinde yeniden yapılandıracağım” cevabı ile anlam kazanır.

Burada önemli olan soru yukardaki anlamda ideolojilerin belirgin olmadığı bir dünyada siyasetin kendisini nasıl meşru kıldığıdır. Birazdan açıklayacağım gibi, sol siyasetin yenilik ve değişim üretmesini engelleyen ve statükocu bir noktaya kaymasını sağlayan da aslında bu meşrulaştırma biçiminde gizlidir. İdeolojilerin “anlamlarını yitirdiği” günümüzde siyaset, genel olarak kendisini “topluma hizmet etmek” adı altında meşrulaştırmaktadır demek yanlış olmayacaktır. Bu bağlamda siyaset yapmak, ilkeler ve değerler doğrultusunda toplumu yeniden yapılandırmak anlamını taşımaz. Siyaset yapmak, tolumdaki çıkar odaklarının sorunlarını çözmek için “hizmet vermek” aktivitesi haline gelir. Toplumdaki çıkar odaklarına gereken hizmeti verip, onları tatmin edenler başarılı siyasetçi, edemeyenler ise başarısız olarak görülmektedir. Özet olarak, iktidar “hizmet” verdiği ölçüde kendisini meşru kılmaktadır.

Hizmet Siyaseti ve Tüketici Yurttaş

Böyle bir siyaset anlayışı içerisinde yurttaşlar, bilindik anlamda yurttaş olmaktan çıkarlar ve birer tüketici yurttaşa dönüşürler. Yurttaşlar, siyaset yaparak toplumu şekillendiren bireyler değil, hizmet alan pasif tüketicilerdir. Yurttaş, politikacının verdiği hizmeti alır ve eğer bu hizmeti beğenmezse seçimlerde başka bir politikacıya oy vermeye yönelir. Siyaset ile yurttaş arasındaki bu ilişki, Marx’ın (veya siyasetin ilk teorisyeni Aristoteles’in) gördüğü ilişkiden çok daha farklıdır. Marx için siyaset, yurttaşın sınıf bilinci içinde çıkarlarını ve isteklerini yeniden şekillendirmesi ve mücadele etmesidir. Aristoteles için de siyaset bireysel çıkarı tatmin etmek olamaz. Aksine siyaset bireysel çıkarları ortak iyiye göre dönüştürmek ve değiştirmek aktivitesidir; siyaset, en temelinde ortak değer oluşturmak ve pratik hayatta bu değerlere yönelmektir.  

Oysa hizmet siyasetinde siyaset ve yurttaş ilişkisi bambaşka bir boyut almıştır. Tıpkı işletmelerin tüketici araştırması yapması gibi, hizmet siyasetinde de en önemli unsur kamuoyu yoklamasını iyi yapmak ve çıkarları en iyi şekilde tatmin etmekle sınırlanmıştır. Kamusal çıkar gruplarının nabzını yoklamak ve buna göre siyaset belirlemek olmazsa olmaz bir koşul olmuştur. Bu bağlamda “hizmet siyaseti” değer üretmek yerine, var olan değerleri ve çıkarları tatmin etmeye çalışır. Bunun dışında, hizmet siyasetinde ekonomik gelişim sağlamak da ayrıca önemli bir hizmet olarak tasarlanır. Ancak ekonomik gelişimin bazı kesimleri dışlaması ve doğayı yok etmesi önemli değildir. Önemli olan gelişime çoğunluğun inanması ve oy vermesidir. Sonuç olarak, yine yazının akıcılığını sağlamak için, ideolojisiz siyaset-siyasetçi-yurttaş üçlemesinin sonucunda ortaya “hizmet siyaseti” ve “tüketici yurttaş” çıkmıştır diyebiliriz.

Hizmet Siyaseti ve Statükoculuk

Şimdi gelelim yazının ana iddiasına, yani “hizmet siyasetinin” aslında statükocu bir yapı olmasına ve Kıbrıs’taki solun da bu statükoculuktan payını almasına. Biraz daha derinlemesine baktığımızda “hizmet siyaseti” en geniş anlamında statükocu ve anti-sol bir siyasi anlayıştır diyebiliriz. Bunun neden böyle olduğunu görebilmek için burada statükoculuktan ne kast ettiğimi de açıklamam gerekir. Statükoculuk derken, en genel anlamda var olan ekonomik ve sosyal düzeni, yani geleneği muhafaza etmek/korumak anlamındaki bir statükoculuktan bahsediyorum.

Hizmet siyasetinin hakim olduğu bir toplumda, siyaset, ekonomik, sosyal ve cinsiyete dayalı eşitsizlikleri ortadan kaldıracak bir proje ile kamuoyunun karşısına çıkamaz. Çünkü bu hizmet vermekten çok belli idealleri - yani var olmayan şeyleri - gerçekleştirmek ve toplumu yeniden yapılandırmak demektir. “Hizmet siyasetinde” toplum yeniden yapılanamaz ve var olan güç ilişkileri kökten değişemez. Hizmet siyasetinde güç ilişkilerini ve eşitsizlikleri değiştirmeyecek şekilde halka hizmet verilir ve ekonomi güçlendirilmeye çalışılır.

Bu bağlamda hizmet siyaseti, yeniliği ancak teknolojik anlamda kabul eden bir yapıya sahiptir. Teknolojik, şehircilik, planlama vs. gibi alanlarda yenilik mümkündür ve teşvik edilir. Bu alanlarda yenilik üretilmesi için bütün olanaklar sağlanır, ancak sosyal ve ekonomik anlamda var olan güç ilişkilerini ve eşitliksizlikleri ortadan kaldırmak için gerekli olan yenilik, düşünce bazında bile pek teşvik edilmez. Hizmet siyasetçileri için, örneğin kadın ve erkek arasında eşitlik sağlamaya çalışmak ve proje üretmek boş işlerle uğraşmaktır. Aynı şekilde gelir dağılımındaki farkı ortadan kaldırmaya çalışmak, azınlıkların ve LGBTQ bireylerin haklarını savunmak, adeta doğaya karşı gelmektir. Sonuç olarak denilebilir ki, hizmet siyasetinin hakim olduğu bir toplumda sosyal ve ekonomik düzen muhafaza edilir ve bu alanlardaki yeniliğin önü kapanır.

Şimdi Kıbrıs’taki solun ideolojiden, ilkelerden ve değerlerden uzaklaşmasının ne anlama geldiğini daha iyi anlayabiliriz. Solun ilkelerden ve ideolojiden uzaklaşması, siyasetin sadece kirlenmesi anlamına gelmemektedir. Bu aynı zamanda solun iktidarını “hizmet siyaseti” temelinde meşrulaştırması anlamına gelmektedir. Bu da solun, günün sonunda statükocu bir zemine kaymasını sağlamaktadır. Yani hizmet siyaseti solu, bireysel çıkarların tatminine ve vesayete dayalı 40 yıllık siyasal geleneğin devamını sağlayacak bir siyasi yapı haline getirmektedir. Yanlış anlaşılmamak için vurgulamakta yarar vardır ki, burada halka hizmet veren bir siyasi partinin kötü bir parti olduğunu anlatmak niyetinde değilim. “Hizmet siyaseti” anlayışında ekonomi gelişebilir, daha iyi yollara, şehirlere ve işletmelere sahip olabiliriz, ancak vesayet, eşitsizlik, ahlaksızlık ve yozlaşma ortadan kalkmaz. Bunların ortadan kalkması için hizmet siyasetinin dışında, ideolojik ve ilkelere dayalı bir duruş gerekmektedir. 

Bu aşamada solun yapması gereken, Erhürman’ın da vurguladığı gibi ideolojiye, ilkelere ve değerlere tekrardan sarılmaktır. Ancak solun bunun dışında yapması gereken bir şey daha vardır. O da yurttaşları, hizmet alan pasif bireyler olarak tasarlamak yerine, çıkarlarının, değerlerinin ve hedeflerinin ne olduğunu düşünen ve değiştiren aktif bireyler olarak düşünmektir. Buradan hareketle solun yurttaşlarla ilişkisi hizmet vermek dışında yurttaşlara vizyon geliştirmede ve ortak değerler oluşturmada yardımcı olması oldukça önemlidir. Diğer bir değişle sol, yurttaşların ideolojilerini, ilkelerini ve değerlerini oluşturabilmeleri için bir zemin hazırlaması gerekmektedir. Böyle bir solun ise demokratik ve katılımcı bir örgüt yapısına sahip olması şarttır. Sol örgütlenmenin, iktidar oluşturmadan öte, bir bilinç ve değer yaratma aktivitesi olduğunu hepimiz tekrardan hatırlamalı ve hatırlatmalıyız. Sonuç olarak yozlaşmaya, çıkarların tatminine ve eşitsizliğe dayalı düzenin karşısına değerlerimizi ve hayallerimizi koyamazsak, örgütlenmenin ve iktidarın statükoyu korumaktan başka bir anlamı olmadığını görebilmeliyiz…

 

 

 

 

 

 

 

Bu haber toplam 827 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Haberler